Midilli Adası Gezi Rehberi – Zümrüt Ada

Midilli Adası; Avrupalı seyyahların deyimi ile Zümrüt Ada…Dağlık adada yeşil bitki örtüsü, çam, meşe, zeytin, portakal, kestane, köknar ağaçları dağlardan deniz kenarına kadar ulaşıyor, kahverengi toprağın  rengini göremeden zümrüt yeşili renk turkuaz maviye dönüşüyor.

Bir adadasınız dört tarafınız deniz; ama bu arada iki büyük körfez karanın içlerine giriyor. Geras ve Kalonya Körfezleri.  O nedenle çok sayıda koy, burun, plaj var ve adanın içlerinde bile ne zaman başınızı çevirseniz deniz görecek gibi hissediyorsunuz.



Midilli Yunan Adaları içerisinde Girit ve Rodos’tan sonra üçüncü büyük ada ve   Ayvalığa Yunanistan ana karasına göre daha yakın


Ada  Fatih Sultan Mehmet tarafından 1462 yılında Osmanlı topraklarına katılmış, Balkan Savaşlarında yenilgi sonrası imzalanan Londra Anlaşması ile 1913 yılında Yunanistan’a bırakılmıştır. Adada yaşayan Türk nüfus 1922 yılındaki mübadele anlaşması ile adadan ayrılmak zorunda kalmışlar.
Ulaşım
Midilli Adasına ulaşım çok kolay. Ayvalık’tan her sabah ve akşam karşılıklı deniz ulaşımı var. Yıllardan beri o bölgede hizmet veren Jale gemisinin yanında daha kısa sürede geçisi sağlayan Nazlı Jale katamaran  seferleri de bulunuyor. Katamaran ile Ayvalık’tan sadece 35 dakikada Midilli Adasına ulaşılıyor. Normal vapur ile de süre 1,5 saat civarında sürüyormuş.  Midilli feribot seferleri için feribot bilgi


Biz sabah saat 9.00 da kalkan katamarana bindik ve güzel, güneşli bir bahar sabahında Midilli’ye ulaştık. Aslında Mytilene ulaştık. Türkler Midilli adasına ve merkeze Midilli diyor. Adanın tümüne ve merkezine aynı ismi vermek Osmanlının yaklaşımıymış. Yunanlılar Merkez ve en büyük şehrini Mytilene, adanın tümünü ise Lesvos  adası olarak adlandırıyor.

Konaklama
Otelimiz Lesvion Hotel hemen deniz kenarında üç yıldızlı, temiz, güzel bir oteldi.  Resimde görüldüğü gibi otelden Midilli panoramik görüntüsü harika. Lesvion Hotel bilgi.  
 


Adayı önce video ile gezmek isterseniz.

Gezilecek Yerler
Mytilene Kalesi Doğu Akdeniz en büyük  kalesi. Kale şehrin kuzey ve güney limanları arasında alçak bir tepeye kurulmuş. Kale Bizans döneminde kurulmuş ancak yapıda kullanılan malzemelerden antik bir akropol üzerine kurulduğu düşünülmektedir.  Osmanlılar döneminde de kaleye eklemeler yapılmış. Yukarıdan güzel bir şehir manzarası görülüyor.



Şehrin en önemli caddesi Elmou Caddesi sahile paralel bir cadde. Kalenin biraz altında başlıyor. Caddeye girmeden ilk gördüğümüz deniz kenarındaki heykel hüzünlü. Üç çocuğuna sarılmış üzgün karşı kıyıya bakan anne. Küçük Asyalı Anne. Türkiye’den mübadele ile buraya göçmüş anneyi temsil ediyor. İki kıyı halkı için de aynı öykü aslında.
                                                                  
 
 
 
Şehir gezimize caddenin kuzeyinden başladık. Caddenin ilk  bölümü   Türklerin yaşadığı bölge.                    
Bu bölge bir Osmanlı Çeşmesinin olduğu bölüme kadar devam ediyor.

 


 

 

 

 

Türklerin yaşadığı bölgede tarihi bir cami, adı ise Yeni Cami yer almakta. Tabi şu anda bakımsız durumda. Ayrıca sokakta bir hamam da bulunmakta.

 

 

Elmou caddesinin sonunda kapısı hem bu caddeye hem sahile bakan yine Osmanlı’dan kalan bir taş bina. Şimdiki adı Cafe Panellinion. Taş kahvenin, içerisinin düzenlemesi tarihi dokusunu yansıtıyor. Ayrıca denize karşı hoş, şık bir kafe, bir Grek kahvesi söyleyip  Türk kahvesi içebilirsiniz. Midilli’de su musluktan içilebiliyor ve parasız. Bir kafeye oturduğunuzda önce kocaman bir bardakla su getiriyorlar, su ücretsiz.

Elmou caddesinin merkeze yakın bölümü asıl alışveriş caddesi. Caddenin sonunda ise Midilli’ye denizden girerken veya kıyıda herhangi bir noktadan baktığınızda adada en dikkati çeken mimari Agios Therapon Kilisesi. Kubbesi çok güzel. Kilisenin dış duvarlarında çok güzel süslemeler var.

 
Midili Adası’nda üç tam gün ve iki gece geçirdiğimiz için adanın görülmesi gereken güzel kasabaları, köyleri, tarihi yerlerini görme şansımız oldu. Gerçekten güzel ve görülmesi gereken yerleri sırası ile yazdım.
Agiasos Köyü

Agiasos köyü adanın en yüksek dağı  Olimpos dağının eteklerinde yemyeşil, ulu çınarlar, kestane ve kiraz ağaçları güzel tipik evleri olan, çok güzel bir dağ köyü.  Köye merkezden 40-45 dakika yolculukla ulaşabiliyorsunuz. Köyde ahşap oymalar, seramik ve dantel ürünlerin satıldığı hediyelik eşya dükkanları var.  Köyde parke dar sokaklarda yürüyüş yapıp, kilisesini ziyaret edip akşam üzeri kahvemizi içtik..
 

Mandomados – Baş Melek Mikail Kilisesi

Mandomados tarihi kilisesi nedeni ile tüm dünyadan ziyaretçi çeken bir şehir. Mytiline’den 50 kilometre uzaklıkta, kuzeye çıkmanız gerekiyor. Yol manzarası güzel ama virajlı olduğu için yolculuk bir saatten uzun sürüyor. Şehrin içine girmeden  ünlü kilisesine yöneldik.

 
Agios Tarsiyarhis Kilisesi, Baş Melek Mikail Kilisesi. Bu kilisede şimdiye kadar görmediğimiz görüntüler ile karşılaştık. Öncelikle kilisenin bahçesine girmeden sizi bir uçak karşılıyor. Bu uçağın öyküsü, kilisenin arka bahçesine askeri bir helikopter düşmüş ama Baş Melek’in koruyucu özelliği nedeni ile içindekilere bir şey olmamış. Bu nedenle ordu bahçeye bir jet uçağı koymuş.
 
Kilise kırmızı Mistegna taşından yapılmış. bu yöreye özgü   Mytilene  ile Mandomados arasında yer alan Mistegna kasabasından çıkartılan bir taş. Midilli’de gördüğünüz kırmızı renkli taş binalar, kiliseler  buradan çıkartılan taşlardan yapılmış.
 
 
Kilisede ikonun da öyküsü var. Korsanlar manastıra saldırmış ve 40 rahipten 39’unu öldürmüş. Sadece bir rahip canlı kalmış, o rahipte arkadaşlarının kanı ve çamur ile bu ikonu yapmış. İkon camla kapatılmış. Bakan kişiler ikonun yüz ifadesini kendi duygularına göre gülümseyen veya karamsar görebilirmiş. 
 

Kilisede bizi çok şaşırtan bir görüntü yerde emekleyen genç bir kadın idi. Hiçbir kilisede böyle bir görüntü görmediğimiz için herhalde kadın yürüyemiyor dilek dilemeye geldi diye düşünmüştük. Ancak kadın ikonun önüne geldi, ayağa kalktı ve ağlamaya başladı. İkonun başında çok sayıda ziyaretçi vardı, ikonu öpenler, ağlayanlar, dua edenler.


 

Ayrıca ilk kez bir kilisede mumla dilek dilemenin dışında, kağıda isim yazıldığını gördüm. Kağıt ve kalem konmuştu mumların yakınına. hani gelinin ayağınn altına liste halinde isim yazılır ya, onun gibi kişilerin kağıtlara isim yazdığını görünce ben de mumla dilek dilemenin yanı sıra isim yazmayı da ihmal etmedim.


 

Ziyaretçiler Baş Melek Mikail’den dilekleri  için ayakkabı getiriyorlar ya da kilise de satılan küçük ayakkabılardan alıp ikonun yanına bırakıyorlar.
 
Kilisede bulunduğumuz anda bir bebeğin vaftiz töreni vardı, kilise kalabalıktı ve herhalde vaftiz töreni nedeni ile kilisenin girişi pembe renkli bebeklerle çiçeklerle süslenmişti.
 
Midilli’ye gidenlerin bu kiliseyi ziyaret etmelerini öneririm. Ben kilisede kişileri, töreni uzun uzun izlerken, fotograf çekerken kilisenin bahçesindeki kafeterya da yenebilen lokma ve ballı yogurdu tatmak için zamanım kalmadı. Ballı yogurdu tadanlar çok beğendiklerini belirttiler.
Molyvos
Midilli’nin en çok turist çeken kasabası olan Molyvos en kuzeyde. Burayı genellikle İzmir’in Alaçatı’sına benzetiyorlar. Kasabanın en yüksek yerinde adanın ikinci büyük kalesi. Türklere ve Bizanslılara karşı korunmak amaçlı Cenevizliler tarafından yaptırılmış. Molivos’ta önce bu en yüksek yere çıkıp, karşı kıyıdan Türkiye’ye baktık. Genellikle Türkiye’de Ege kıyılarından Yunan Adalarına bakardık.  Kalenin içine giremedik, asıl burada soluk kesen deniz manzarası güneş batarken çok güzel oluyormuş, ancak bizim orada bulunduğumuz saat daha erkendi ve böyle bir şansımız olmadı. Midilli’de iki gece üç gün kaldık iki geceyi de Mytillini de geçirdik. Aslında iki veya üç gece kalacak gezginler bir veya iki gecelerini bu güzel kasabada geçirip güneşi batırıp, deniz keyfi de yapabilirler.
 
 
Kaleden yavaş yavaş aşağıya yürüdük. Dar sevimli sokaklar, taş evler, küçük hediyelik eşya dükkanları, sevimli kafeler. Ayrıca bazı kafelerin ve restoranların teraslarında   güzel deniz manzarası ile yemek yemek veya kahvenizi içmekte çok keyifli. biz denize karşı teraslı bir  kahvede kahvemizi içtik.
 


Plomari
Plomari kasabası adanın güneyinde, Mytilini’ye kırk kilometre uzaklıkta  en eski yerleşim yerlerinden birisi. Tarihi Yunan evleri, dar sokakları, güzel meydanları, kafeleri, güzel balıkçı lokantaları ve plajları var. Önce asırlık bir çınarın olduğu meydandan şehrin eski bölümüne yürüdük, sokak arasında bir kilise vardı, evlerin bazıları bakımlı bazıları eski kalmış, patika yollu dar sokakları olan bir kasaba. Daha sonra deniz kenarına çıkıp kıyıda  kahvemizi içtik. 
 
 
Plomari ilk Uzo’nun üretildiği yer, halen bu bölgede üretiliyor. Bölgenin suyunun güzelliğinin uzoya ayrı bir tat kattığı söyleniyor. Uzo fabrikası ve müzesine ilişkin bilgiyi yazının sonunda yemek bölümünde okuyabilirsiniz
 
Petra

Petra merkeze 55 km uzaklıkta.  Köy  yüksekte inşa edilmiş Panagia Glikofilousa (Meryem Ana Kilisesi) nin etrafına  kurulmuş. Tepeye çıkmak için 114  basamak merdiven çıkıyorsunuz. Kilise tırmanınca sizi güzel bir manzara bekliyor.

 
Üç günlük gezi boyunca yolda gördüğümüz diğer önemli eserler.
 

Yol kenarında zamanının önemli eseri olduğu belli, bugün harabe, Sarlitza Palace. Osmanlı döneminde Molla Mustafa Hasan Efendi tarafından kaplıca oteli olarak yaptırılmış. Zenginlerin tatil yeri olarak kullanılmış.

 

Namık Kemal’in Midilli’de sürgünde iken yaşadığı ev restore edilmiş yeni yapılmış yazlık ev gibi duruyor. Acaba restorasyonu Türk müteahhitler mi yaptı  diye düşünmeden edemedim.


Nerede ise denizin içinde bir yel değirmeni

 

 

 

 

 


Sappho Meydanı, gündüz ve akşam oturabilecek şık kafelerle dolu. Sağda Lesvos’lu kadın şair Sappho  heykeli. Sappho M.Ö 600’li yıllarda yaşamış ilk kadın şair. Şiirleri ve yaşam öyküsü ve Lesvos adı ile Lezbiyen tartışması konusunu eklediğim linkten okumanızı öneririm. Midilli değince ilk akla gelen Sappho’nun memleketidir. İlk Kadın Şair – Sappho



Midilli’de Ne Yenir Ne İçilir
Midili’de yemek yemek tam bizim ağız tadımıza uygun. Öncelikle bol çeşitli, taze ve makul fiyatlı deniz ürünleri, Grek salatası, Yunan mezeleri, Musakka ve tabi et ürünleri.

Midilli’ye ilk ulaştığımız Cuma günü kısa bir şehir turu sonrası öğlen yemeğimizi Midilli’ye 20 dakikalık mesafede Panagiouda’da yedik. Küçük, sevimli tabi deniz kenarında bir köy. Midilli’de ilk yemeğimiz olduğu için hemen deniz ürünlerini tattık. 
 

 
Mytilini’de Limanın karşı kıyısında Fenerde balıkçı lokantası. Ahtapot, kalamar, balık ve Yunan mezelerini yemek ve Midilli uzosunu bu manzara ile içmek isterseniz Midilli adasını programınıza eklemelisiniz.


Yine Fenerde taverna


İki gün hem öğlen hem akşam deniz ürünleri yediğimiz için üçüncü gün yemeğimiz musakka ve tavuğa döndü.

 
Ne içelim bölümünde ise önce burada üretilen uzoyu tanıyalım. Plomarida Midilli’de üretilen ve tat olarak klasik Türk rakısına daha çok benzediği için Türkler tarafından daha çok beğenilen ve kalite açısından iddialı olan Uzo markası Barbayanni fabrikasına gittik. Fabrikanın üst katında üretimde kullanılan tarihi malzemelerden oluşan bir müze kurulmuş. Şirket bir aile işletmesi ve 150 yıldır üretimine devam ediyor. Aile üyesi üretim sürecini İngilizce çok detaylı anlattı. Daha sonra sertliğine göre  üç çeşit  uzo tadımı yaptık. 

Sertlik derecesi farklı olan uzolardan tercihimize alışverişimizi de yaptık. 

 

 

 

 

 

Son Söz

Midilli adasına daha önce bir kez arkadaşlarım ile yelkenli ile gitmiştik. Ancak zamanımızın büyük bir bölümünü merkezde geçirmiştik. Bir gün adanın orta kesimlerinde araba ile dolaşmıştık. Ancak bu gidişimde anladığım Midilli’nin doğu ve kuzeyi mutlaka gezilmeli. Midilli  Yunan adaları içerisinde en yeşil adalardan biri. Birçok Yunan Adasını gördüğüm için rahatlıkla ifade edebilirim, Midilli farklı, sıcak, keyifli zaman geçirebileceğiniz, dinlenebileceğiniz, denize girebileceğiniz, isterseniz sadece hafta sonu isterseniz daha uzun kalabileceğiniz bir ada. Kendinizi hem yurt dışında, hem kendi ülkenizde hissedebileceğiniz yer.
 
Nasıl gidilmeli,  isteyenler Ayvalıktan karşıya vapur ile kolaylıkla geçip, araba kiralayıp gezebilir. Motorsiklet kiralamakta iyi bir secenek, tüm Yunan adalarında yaygın kullanılıyor. Yollar virajlı olmakla beraber mesafeler çok uzun olmadığı için rahatlıkla ulaşmak istenilen yere ulaşılabiliyor. Sadece rotayı iyi belirleyip, iyi planlama yapmak gerekmekte.
 
Ben nasıl gittim. Hayatımda tur tecrübem nerede ise hiç yoktur. Bu gezi İzmir’de yerel bir tur şirketi tarafından düzenlenen bir tur idi. İlk kez turun ciddi keyfini çıkarttım.Grup sadece 18 kişi idi, Önceden çok okuyup, hazırlık yapmadım, üstelik görülmesi gereken yerleri atlamadık, harika rehberimiz Taylan’ın güzel anlatımı ile bilgilendik, keyifle gezdik. Bir tur olmasına rağmen koşturarak değil, sakın ve keyifle gezdik. Kısaca Midilliyi her türlü gezmek mümkün.
Midilli hakkında daha fazla bilgi için tıklayınız.

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz