Dublin Gezi Rehberi – Edebiyat Başkenti

İrlanda, *izlediğim filmlerin, oyunların ya da okuduğum kitapların etkisinden olacak, hep merak ettiğim ve sempati duyduğum bir ülke oldu. Yani bazı ülke ve örgütlerin sanat ve kültürü kullanarak algı yaratma çabaları boşuna değil !!  Fakat bu ada ülkesi ile kavuşmamız Ferhat’ın dağları delmesi kadar olmasa da az meşakkatli olmadı.

Londra için KLM’ den (Amsterdam aktarmalı) uygun bilet bulunca dönüş biletimizi Dublin üzerinden aldık (Gidiş dönüş toplam 159 Euro). Çok öncesinden (9 ay) bilet almanın dezavantajları da olabiliyor tabii. KLM’nin değişen uçuş saatleri bize uymayınca gidiş biletimizi Paris aktarmalı Air France ile değiştirdik. Bu değişikliği yaparken ben her zamanki dalgınlığım ile biletimi arkadaşımdan bir gün sonraki tarihe almışım. Promosyon bileti olduğu için tarihi değiştirmem mümkün olmadı. Tamam mı hayır  arkadaşım Air France ile sorunsuz bir şekilde Londra’ya ulaşırken tam yola çıkacağım gün check-in yaparken Air France uçuşunun grev nedeniyle iptal edildiğini öğrendim. Satış acentası ile iletişim kuramadım, neyse internet üzerinden biraz uğraşarak aynı saatlerde Londra’ya varan THY uçuşunu onaylamayı başardım. Ankara İstanbul uçuşumu Air France’nin saatine ayarladığım için İstanbul Atatürk Havalimanı’nda 8 saat bekledim. KLM ile başlayıp Air France ile devam eden yol hikayem THY ile mutlu sonlandı, Londra’ya planladığım saatten önce ulaştım. Öğrendiğime göre Macron sonrası grevler çok artmış, sorun yaşamamak için Air France’den uzak durmakta fayda var. 

Konuya gelelim Londra ile Dublin’in alakası ne diyeceksiniz, çok alakası var; İngiltere ve İrlanda yeşil pasaport  dahil vize uyguluyor, öncesinde İngiltere’ye giriş yapmış olmanız koşuluyla İrlanda’da İngiltere vizeniz  geçerli sayılıyor. Londra seyahatimiz sonrasında İrlanda’ya  İngiltere turist vizemizle geçtik. 

Bu arada İrlanda haritada da görüldüğü gibi İngiltere’nin batısında Londra’dan Dublin’e uçmak hem süre hem uçak fiyatlarının uygunluğu nedeni ile son derece kolay oluyor.

İrlanda Adası’nın ikinci büyük şehri ve Kuzey İrlanda’nın başkenti Belfast Gezi Rehberi’ni okumak isterseniz. Belfast Gezi Rehberi

Ulaşım

Dublin’e THY’nin İstanbul’dan doğrudan uçuşu var. Dublin-Dalaman hattında Ryanair’in doğrudan uçuşları başlamış bulunuyor. KLM, British Airways, Lufthansa gibi firmaların aktarmalı uçuşları ile de gidilebilir. Biz Londra’dan Ryanair ile uçtuk.   

Havalimanı şehir merkezinden 10 km uzaklıkta. Şehirde metro yok. İrlandalılar genel olarak havalimanına ulaşımı kendi araçlarıyla sağlıyorlar. Toplu ulaşım aracı otobüsler belirli saatler arasında çalışıyor. Yalnız değilseniz en iyi seçenek taksiye binmek görünüyor. Şehir merkezine taksi ücreti 24-30 Euro civarında tutuyor. 

Bizim durumumuza düşmeyin diye yaşadığımız deneyimi paylaşmak isterim; Havalimanına geç saatte indik, pasaport kontrolünde de çok bekleyince vakit hayli ilerledi. Terminal 1 den  otobüs duraklarının bulunduğu yola çıktık. Durak levhası üzerinde şehir merkezi yazdığı için hiçbir şey sormadan gelen hınca hınç dolu otobüse kendimizi attık. Şoför sırayla alfabenin harflerini söyleyip, arabalarının bulunduğu park yerine gelen insanlar birer birer inmeye başlayınca park şirketinin shuttle servisine bindiğimizi anladık.  Kilometrelerce alana yayılan park alanı düşünün. Z harfini anons ettiğinde inmemizi bekleyen şoföre aslında şehir merkezine gitmek istediğimizi söyledik. Havalimanının devasa park alanında ring yaparak başladığımız noktaya döndük. İlk kez böyle bir uygulama ile karşılaşıyorduk kendi aramızda çok eğlendik. Otobüs durağında shuttle için bekleyen bir yolcudan bu saatte şehir merkezine otobüsle ulaşımın olmadığını öğrenince az ilerideki taksilere yöneldik. 

Taksiye biner binmez dobra bir ses tonuyla konuşan, şoför Nebahat kıvamındaki kadın şoförün “kayboldunuz mu kızlar” diyen sesini duyduk. Gecenin 1 inde kadın taksi şoförüne denk gelmek  günün en güzel sürpriziydi.  Şehir hakkında bilgi alarak keyifli bir sohbet eşliğinde otelimize ulaştık. Öğrendik ki, “müşteri kıt ekmek aslanın ağzında” imiş…

Şehir içinde ulaşım çift katlı sarı otobüsler ve tramvay ile sağlanıyor.  Uzak mesafeler arasındaki bazı hatlarda ise  “DART” denilen raylı ulaşım sistemi var.

Genel Bilgi 

Meraklısına

Irlanda’nın tarihi  MÖ 6. yy’ a Keltler’e kadar uzanıyor, ancak bu dönemde henüz şehirler oluşmamış. İrlanda’da  şehir anlamında  ilk yerleşim yeri  Dubh Linn (Kara Gölcük) ülkeyi 795 yılından itibaren istila eden Vikingler tarafından kuruluyor (837). Ülke Vikinglerin ardından kısa süren bağımsızlık dönemi sonrası 1170 yılında Anglo-Normanların istilasına uğruyor ve bu tarih İrlanda’nın bağımsızlığına kadar sürecek olan İngiltere ve İrlanda arasındaki mücadelenin de başlangıcı oluyor. Uzun yıllar İngiltere’nin hakimiyetinde  kalıyor.

Özellikle 1500’lü yıllardan sonra İngiltere İrlanda üzerindeki baskı ve kontrolünü artırıyor; VIII. Henry döneminde Katolik Kilisesi baskı altına alınarak St. Patrick’s ve Christ Church katedralleri Protestan oluyor (1534). I. Elizabeth Protestan eğitiminin yaygınlaşması amacıyla Trinity College’yi kuruyor (1592). 1649 yılında Dublin’e gelen Oliver Cromwell’in yönetiminde ülke talan ediliyor, binlerce İrlandalı öldürülüyor ve sürgüne gönderiliyor. 1704 yılında çıkarılan Ceza Yasası ile zenginleşmelerini engellemek amacıyla Katolikler haklarından mahrum bırakılıyor… 

18. yy. sonu bağımsızlık mücadelesinin yoğunlaştığı bir dönem oluyor. Henry Grattan’ın çabalarıyla  1782 yılında İrlanda Parlamentosu kurularak ceza yasalarının çoğu yürürlükten kaldırılıyor. İrlanda tarihinde önemli bir yeri olan Wolfe Tone tarafından Katolik veya Protestan İrlandalıların özgürlüğünü sağlamak amacıyla “Birleşik İrlandalılar” kuruluyor (1791). Tone tutuklanarak ortadan kaldırılıyor. 1800 yılında parlamento kendini feshediyor ve 1801 yılında İrlanda’yı Londra’nın egemenliğine alan Birleşme Yasası yürürlüğe giriyor; Parlamentonun İrlandalı üyelerinin Londra’da görev yaptığı bu dönemde zengin ve güçlü İrlandalılar İngiltere’ye yerleşiyor. Dublin siyasi ve ekonomik anlamda gerileme dönemine giriyor. 1803 yılında Robert Emmet’in başını çektiği isyan bastırılıyor. Daniel O’Connel bayrağı devralarak Katolikler Birliği’ni kuruyor ve Katolikler lehine haklar verilmesini sağlıyor ancak Birleşme Yasası’nı kaldıramıyor. Parlamentonun İrlandalı üyesi Parnell; kiracı köylülerin toprak sahibi olabilmelerine imkan veren İrlanda Toprak Yasası’nın yürürlüğe girmesini sağlıyor, yönetsel özerklik yasa tasarısı için mücadele ediyor ancak yasalaşan tasarı I. Dünya Savaşı vs. nedenlerle yürürlüğe giremiyor.                                                       

24 Nisan 1916 tarihindeki Paskalya Ayaklanması çok şiddetli biçimde bastırılıyor, ancak  bu olay  bağımsızlık mücadelesini ateşliyor,  özerklik ile yetinmeyen İrlandalılar artık tam bağımsızlık istiyorlar ve silahlı mücadele için İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA)’ yı kuruyorlar. 1919 yılı  seçimlerinde Cumhuriyetçi Sinn Feein partisinin Parlamentoya seçilen üyeleri Londra’ya gitmiyor İrlanda Meclisi olarak parlamento kurup 1921 yılına kadar sürecek Gerilla Savaşı’nı başlatıyorlar. Savaş, Protestanlar’ı destekleyen Kuzey İrlanda’daki altı eyalet dışında  İrlanda’nın tamamına bağımsızlık veren bir anlaşmanın imzalanmasıyla sona eriyor. Cumhuriyetçilerin çoğu bu sınırlı bağımsızlık anlaşmasına karşı çıkıyorlar ve anlaşmayı imzalayan Michael Collins ve Arthur Griffith destekçileriyle ülkenin bölünmesine karşı çıkan Eamon de Valera destekçileri arasında bir yıl süren iç savaş çıkıyor. Savaşın sonunda güneyde bağımsız İrlanda Cumhuriyeti ile kuzeyde Birleşik Krallığa bağlı Kuzey İrlanda kuruluyor (1922). İrlanda Cumhuriyeti, 1948 tarihli Cumhuriyet Yasası ile Birleşik Krallık ile bağlarını tamamen koparıyor.

Bağımsızlığın ilk dönemlerinde göç, yoksulluk ve kilisenin baskısı gibi sorunlar yaşasa da 1972 yılında Avrupa Birliği’ne katılan İrlanda Cumhuriyeti, aldığı fonlarla ekonomide büyük gelişme sağlamış ve bir zamanların göç veren yoksul ülkesi konumundan, başka ülkelerden göç alan ülke konumuna geçmiştir. Para birimi Euro’dur.

Avrupa’nın en mutlu insanlarının yaşadığı, İrlanda Cumhuriyeti’nin başkenti Dublin’i yakından tanıyalım. 

Konaklama

Dublin’de metro olmadığı için ulaşımda zaman kaybetmek istemediğimizden merkezi bir yerde konaklamayı tercih ettik. Rezervasyonumuzu “booking.com” üzerinden aylar öncesinden yaptık. Dublin  popüler ve aynı zamanda pahalı bir destinasyon. Uygun koşullu konaklama yerleri çabuk tükeniyor. MEC Hostel, bir zamanlar güneyli Dublinlilerin küçümsediği kuzey bölgesinde North Georges Caddesindeydi. Kişi başı kahvaltı dahil 4 gece konaklama için 145 Euro ödedik.

The James Joyce Centre de hostelimiz ile aynı sokakta bulunuyordu. 

Önce video ile gezmek isterseniz.

Gezilecek Yerler

İlk gün için ücretsiz yürüyüş turuna kayıt yaptırmıştık, saat 10.00 da City Hall’ da olmamız gerekiyordu. Cadde isimlerine baktığımızı gören İrlandalı bir genç turist olduğumuzu öğrenince yardımcı olmak istedi ve O’Connel Caddesinin sonuna kadar bize eşlik etti. Dublin’de bulunduğumuz sürede bu durumla çok sık karşılaştık. İrlandalılar kadar turisti el üstünde tutan bir millet daha görmedim. Buluşmamıza yetişemedik, uzak mesafedeki yerlerden başlayacak şekilde yürüyüş rotamızı kendimiz belirledik. 

Şehir içinde herhangi bir araca ihtiyaç duymadan yürüyerek dolaştık. Güzergahımız üzerindeki O’Connel Caddesinden her gün geçtik. 

O’Connel Caddesi Çevresi: Şehrin ana caddelerinden. Geniş caddenin ortasındaki refüjde birçok heykel ve yakınında önemli yapılar bulunuyor. 1949 yılında İrlanda Cumhuriyetinin ilanı, Postane binası önünde binlerce kişinin katılımıyla bu caddede kutlanmış. 

The General Post Office (Postane Binası): O’Connel Caddesi üzerindeki Postane binası, İrlanda’nın tarihinde ve özgürlük mücadelesinde önemli bir yere sahip. Tarihe Paskalya Ayaklanması (24 Nisan 1916) olarak geçen olayda sendikacı James Connolly ve şair Padraig Pearse öncülüğündeki Cumhuriyetçiler bazı binaların kontrolünü ele geçiriyorlar. Bu binada bağımsızlık bildirgelerini okuyorlar. Ayaklanma İngilizlerce çok kanlı bir biçimde bastırılarak liderleri idam ediliyor. Bu olay bağımsızlık yolunda bir mihenk taşı oluyor, İrlandalıların bağımsızlık mücadelesini tetikliyor. 

James Joyce Anıtı: Yaşamının büyük bölümünü İrlanda dışında geçirmekle birlikte eserlerinde İrlandayı anlatan ve İrlanda ile bütünleşmiş bir yazar James Joyce onu unutmayan İrlandalılarla birlikte…

Caddenin O’Connell Köprüsüne bağlandığı meydanda İrlanda’nın ulusal kahramanlarından Daniel O’Connell’in bir heykeli bulunuyor.

Şehri kuzey ve güney’e ayıran Liffey Nehri aynı zamanda bu bölgeler arasında kültürel bir bölünme de yaratmış. Nehrin iki yakasını bağlayan önemli köprülerden O’Connell Köprüsü (1790).

O’Connell Köprüsü’nün paralelindeki Ha’penny Köprüsü (1816) adını geçmişte köprü geçişinin ücretli olmasına atfen almış.

O’Connell Köprüsü’nden karşıya geçip Ha’penny Köprüsü yönünde nehir boyunca yürüyerek Winetavern Caddesi’nden sola  döndüğümüzde yolun sağ tarafında Dublinia sol tarafında ise Christ Church’ü  görüyoruz.

Christ Church Cathedral: Dublin’in en eski yapısı kabul edilen bu Katedral,  Dublin’in ilk piskoposu olan Dunan tarafından 1030 yılında eski şehrin merkezinde kurulmuş. Giriş ücreti 7 Euro.

Dublinia:  Özellikle  çocuklar ve gençlerin ziyaret ettiği bu müze Orta Çağ ve Vikingler dönemindeki Dublin’i merak edenler için.

Guinness Store House: Guinness İrlanda ile özdeşleşmiş siyah renkli bira markası ve ülkenin en önemli ihraç ürünü. Yedi katlı ilk fabrika binasında, yapım tarihi 1759 yılına kadar uzanan Guinness’in tarihçesi ve üretim süreci adım adım etkileyici bir sunumla anlatılıyor.  

Gravity Bar’da panoramik manzara eşliğinde içilen Guinness ile sonlanıyor. Giriş ücreti 25 Euro. Dublin gezisinin olmazsa olmazlarından.

Birası dışında üç kez damıtılan İrlanda viskileri de yine uluslararası bir üne sahip. Viski severler Liffey Nehri’nin kuzey bölgesinde,  Bow Caddesi’nde yer alan  Old Jameson Distillery’i ve  Grafton Caddesi’ndeki Whiskey Museum’u ziyaret edebilirler.

Saint Patrick’s Cathedral: 1225 tarihli Gotik tarzdaki Katedral, İrlanda’nın koruyucu azizi St. Patrick’in anısına inşa edilmiş. İrlanda’ yı 17 Mart tarihinde ziyaret ederseniz çok coşkulu ve çok yeşil Aziz Patrick Günü kutlamalarına denk gelebilirsiniz. Katedral dini mekandan ziyade bir müzeyi gezdiğiniz hissi veriyor. Giriş ücreti 7 Euro.

İçinde Katedralin yapımında çıkarılan taşlardan, birçok politikacı ve asker anıtına, Birinci Dünya Savaşı’nda yaşamını yitirenlerin anısına yapılan mozoleye kadar yok yok. Birinci Dünya Savaşı’nın  yüzüncü yıl dönümünde, 2014 yılında, savaşın acımasızlığını vurgulamak amacıyla yapılan anma ağacını da görebilir hatta mesaj bırakabilirsiniz.

Guliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift ile yakın arkadaşı Stella’nın mezarı da yine bu Katedralde bulunuyor. Katedralin çiçek kokularından mest olacağınız güzel bahçesini gezmeyi ihmal etmeyin.

Dublin Castle:  On üçüncü yüzyıl başlarında Vikinglerin ilk yerleşim yeri üzerine inşa edilmiş. İrlanda’yı yedi yüz yıl egemenliği altında tutan İngiltere’nin  yönetim merkezi olmuş. Şu anda Devlet Başkanının göreve başlaması gibi ulusal etkinliklerin yapıldığı önemli bir Devlet binası ve kültür mekanı olarak hizmet veriyor. Gezilecek bölümlerin kapsamına göre giriş ücreti 7-10 Euro.

Aşağıdaki resimler kalenin Orta Çağ dönemindeki orijinal halini gösteriyor.

Trinity College: İrlanda’nın bu ilk üniversitesi aslında İngiltere kraliçesi I. Elizabeth tarafından Protestan eğitimi vermesi amacıyla kurulmuş (1592). Yazar Jonathan Swift, fizikçi ve Nobel Ödülü sahibi ETS Walton, bilim insanı ve matematikçi William Rowan Hamilton, bağımsızlık mücadelesinin kahramanlarından Wolfe Tone ve Robert Emmet, Nobel ödüllü yazarlar Oscar Wilde ile Samuel Beckett okulun ünlü mezunlarından.

Aynı zamanda Dünya’nın en ünlü Orta Çağ el yazması kitabı olan Book of Kells’e ev sahipliği yapıyor. IX. yy.’da dana derisi üzerine kök boya kullanılarak yazılan kitap İsa’nın dört İncil’inin işleme ve süslemelerle bezenmiş kopyası imiş. Şehrin merkezindeki üniversiteye ücret ödemeden, kimlik göstermeden gayet rahat girebiliyorsunuz. Sadece Book of Kells’in de bulunduğu tarihi kütüphane için bilet almanız gerekiyor. Biz uzun bilet kuyruğunu beklemeyip bu çok köklü, kurumsallaşmış okulun birimlerini görüp, bahçesinde özgürce dolaşmayı tercih ettik, öğrencilik günlerimizi andık.

Molly Malone Statue: Çok bilinen eski bir İrlanda şarkısını anlatan nam-ı diğer “El arabalı fahişe” heykeli, Dublin’in şehir oluşunun 1000 inci yılını kutlamak için yapılmış ancak heykeli beğenmeyen bazı Dublinlilerce bu ad verilmiş. Aramızda kalsın; yazarlarıyla ön planda olan şehrin kuruluş yıl dönümüne münasip görülen heykeli ben de beğenmedim, öyküsüyle örtüşeceğini düşündüğüm yine çok keyifli bir şehir olan Hamburg’a daha çok yakıştırdım. Olup bitenler turistlerin ilgi odağında olan Molly Malone’nin pek de umurunda değil gibi…

Temple Bar: İrlanda pubları Dünya çapında nam salmış; gittiğiniz ülkelerde mutlaka denk gelmişsinizdir. Sosyal ve kültürel yaşamın bir parçası olarak her an her yerde karşınıza bir pubın çıktığı Dublin’de özellikle Temple Bar bölgesindeki publar daha popüler ve turistik. Tarihi Temple Bar’da geleneksel İrlanda müziği eşliğinde bir Dublin klasiğini yerine getirerek çok eğlendik. Mekan küçük ve çok kalabalık olmasına rağmen kendinizi rahat hissedeceğiniz bir ortam var ancak içecek almak için en az 20 dakika sırada bekliyorsunuz. Uzun süre yaşasam turistik olmayan yerel mekanları tercih ederim. Peki pubların “Guinness Rekorlar Kitabı” na esin kaynağı olduğunu biliyor musunuz? Guinness şirketi, inatçı ve iddiacı İrlandalıların publardaki tartışmalarının sonucunda çıkan kavgaların önüne geçmek için  en çok tartışılan konuların cevabının bulunduğu bir kitap yayımlamış, bu kitap evrilerek nihayetinde rekorlar kitabına dönüşmüş.

Grafton Caddesi: Ünlü markaların mağazalarının bulunduğu Dublin’in en popüler alışveriş caddesi. Adını İngiltere Kralı II. Charles’in gayri meşru oğlu, 1. Grafton Dükü, Henry Fitzroy’dan almış. Sokak müzisyenlerinin büyük renk ve canlılık kattığı Cadde, başta U2 Grubunun solisti Bono olmak üzere birçok müzisyenin çıkış yaptığı yer olarak da biliniyor.  

St. Stephen’s Green Bölgesi: Grafton Caddesi üzerinde batı yönünde caddenin bittiği yerde mimarisinde demir ve cam materyalin kullanıldığı günümüz yapılarından St. Stephen’s Green Shopping Centre (1980) görülebilir. Alışveriş merkezinin biraz ilerisinde Paskalya Ayaklanması’nda Cumhuriyetçiler tarafından kullanılan, bu döneme ait kurşun deliklerinin görülebileceği  Royal Collage of Surgeons  (1806)  binası yer alıyor. Binanın çaprazında  St. Stephen’s Green parkının girişinde anıt kemer “Fusiller’s Arch” var. Dokuz hektarlık alana yayılan, geçmişi Orta Çağ’a uzanan şehir merkezindeki bu park, Dublin’ deki en eski yeşil alanmış. 

Dublin’li şair ve politikacı William Butler Yeats  1918-1919 yılları arasında  St. Stephen’s Green bölgesindeki bu evde yaşamış.

George’s Street Arcade: Grafton caddesi civarındaki 1881 tarihli Victorian tarzındaki kapalı çarşı, Avrupa’nın en eski alışveriş merkezleri arasında sayılıyor. İçinde kitap, giysi, müzik ve ikinci el eşya satan dükkanlar ile uygun fiyatlı fast food tarzı yemek mekanları bulunuyor.

Powerscourt Centre: 1770’li yıllarda yapılan ve bir zamanlar Powerscourt ailesinin ikametgahı olan bina restore edilerek antika ve tasarım ürünlerin satıldığı, kafe, restoran ve sanat galerilerinin bulunduğu modern ve şık bir alışveriş merkezine dönüştürülmüş. 

City Hall: 1916 Paskalya Ayaklanması’nda İrlandalı Cumhuriyetçilerin kontrolünü ele geçirmek istedikleri binalardan biri de City Hall. 1769-1779 yılları arasında  borsa binası olarak inşa edilen neo-klasik tarzdaki yapının tasarımını yarışma ile belirlenen Thomas Cooley  yapmış. 1852 yılında Dublin Belediye Meclisi tarafından satın alınan bina, 1995 yılına kadar belediye binası olarak kullanılmış. Dublin Belediyesi Konsey üyeleri, her ayın ilk pazartesi günü toplantılarını halen burada gerçekleştiriyormuş. Binanın on iki sütunla desteklenen, yüksek kubbeli dairesel bir giriş holü var. Bu holde İrlanda’nın tarihindeki ve şehrin geçmişindeki önemli kişilerden O’Connel, Drummod, Thomas Davis ve Charles Lucas’ın heykeli bulunuyor. 

National Gallery: Merrion Square’ye çıkan Clare Caddesi üzerindeki müzenin sürekli koleksiyonundaki eserler ücretsiz geziliyor.  Müze koleksiyonunda Filippino Lippi, Tittian, Perugino, Rembrant, Pieter Brueghel the Younger, Johannes Vermeer, Caravaggio, El Greco, Velasquez,  Claude Monet Picasso, Edgar Degas ve birçok Avrupalı ressamın eseri bulunuyor. 1600′ lü  yıllardan günümüze tarihsel bir süreç içinde İrlanda resminin örnekleri  sergileniyor. Özellikle İrlandalı ressam Jack Butler Yeats’ın (1871-1957) resimlerine ayrılan galeriyi atlamamanızı öneririm.

Dublin Writers Museum: UNESCO tarafından edebiyat başkenti seçilen Dublin, her daim edebiyat ve tiyatronun ağırlığını hissettirdiği bir şehir olmuş. Uluslararası üne sahip birçok yazar yetiştirmiş.; Thomas Moore, Drakula’nın yaratıcısı Bram Stoker, Gulliver’in Seyahatleri kitabının yazarı Jonathan Swift, zekası ve mizahı ile öne çıkan Bernard Shaw ile Oscar Wilde, W. B. Yeats,  edebiyatta bilinçakışı tekniğinin en yetkin temsilcisi James Joyce, Godot’u Beklerken’in yazarı Samuel Beckett,…liste uzun. Glenn Meade ve Maeve Binchy yine Türkiye’de de çok bilinen günümüzün Dublin’li yazarları. Değişken ve kasvetli havasından mı,  baskıcı dinci uygulamalardan mı, bağımsızlık mücadelesi ortamından mı, suyundan mı neden Dünya çapında ünlü bu kadar çok yazarın Dublin’den çıktığı konusu gizemini korumaya devam ediyor.

Nobel ödüllü dört İrlandalı yazarın üçünün (W.B. Yeats, Bernard Shaw, Samuel Beckett) doğduğu bu şehirde gezerken yazarlar şehrinde olduğunuzu anımsatan birçok mekan ve heykel ile karşılaşıyorsunuz. Bu mekanlardan Dublin Writers Museum, özellikle edebiyat ve tiyatro ile ilgilenenlerin gezmekten keyif alabilecekleri bir müze. Liffey Nehri’nin kuzeyinde Parnell Meydanı’nda 18 inci yy. dönemine ait binada, 1991 yılında açılan müze kaldığımız hostelin çok yakınındaydı, rahat ulaştık. Giriş ücreti 7.5 Euro.

İrlanda edebiyatının tarihsel gelişimi, Abbey tiyatrosunun kuruluş öyküsü gibi bilgilerin yanı sıra kitapların ilk baskısı, tiyatro programları, yazarların özel eşyaları, yazışmaları vb. değerli şeyler sergileniyor. Büyük bir istekle gezdiğim müzenin çok standart ve mütevazı olmasının biraz hayal kırıklığı yarattığını söylemeliyim.

Ben gezemedim ama sanatseverlere Müzenin hemen iki bina ilerisinde bulunan zengin bir koleksiyona sahip Dublin City Gallery’i  atlamamalarını öneririm. 

Merrion Square Bölgesi: 18 inci yy. dönemine ait Georgian tasarımı evler ile Dublin’in meşhur renkli kapılarını görebileceğiniz en güzel bölge Merrion Square bölgesi. Georgian mimari ve Georgian dönemi adını İngiltere’nin bu dönemdeki adı George olan dört farklı kralından almış. Dublin’in tarihi dokusunu oluşturan mimari eserlerin çoğu bu dönemde yapılmış. 

Çeşitli şirketlerin ve iş merkezlerinin bulunduğu bölge günümüzde de zengin semt konumunu korumuş görünüyor.  

Dublin’in renkli kapıları  hakkında muhtelif hikayeler var; Politik olan hikaye, İngiltere kraliçesi Victoria öldüğünde yas nedeniyle bütün evlerin kapılarının siyaha boyanması emredilmiş, İngiltere kraliçesi için yas tutmayacaklarını söyleyerek emre karşı gelen asi İrlandalılar kapılarını rengarenk boyamışlar. Turist rehberleri tarafından  sıkça anlatılan diğer bir hikaye, İrlandalı ünlü yazar George Moore yine kendisi gibi yazar olan komşusu Oliver St. John Gogarty’nin sürekli sarhoş olup evinin kapısını çalmasından o kadar bıkmış ki çareyi evinin kapısını yeşile boyamakta bulmuş, buna karşılık Gogarty de aşağı kalmayacak ya kapısını kırmızıya boyayarak cevap vermiş, halkın benimsemesiyle renkli kapılar yaygınlaşmış.     

Oscar Wilde’nin 1855-1878 yılları arasında yaşadığı, çocukluğunun geçtiği Merrion Square bölgesindeki  ev, 1994 yılında Amerikan Koleji tarafından satın alınarak restore edilmiş, çeşitli kültürel etkinliklerin yapıldığı “Oscar Wilde House” olmuş. Evin karşısındaki parkın köşesinde yazarın bir heykeli bulunuyor. 

National Museum-Natural History: 1857  yılında açılan ve girişin ücretsiz olduğu Tabiat Tarihi Müzesi de yine Merrion Square bölgesindeki önemli yapılar arasında yer alıyor. 

O’Connel Köprüsünü merkez alıp Liffey Nehri boyunca Doğu yönünde yürürseniz Samuel Beckett Köprüsü, Customs House ve  Famine Memorial’ i görebilirsiniz.   

Samuel Beckett Bridge: İrlandalı yazar Samuel Beckeett’in adını taşıyan, İrlanda’nın simgesi arp şeklinde tasarlanmış köprü 2009 yılında hizmete girmiş.

Customs House: Dublin’in Georgian dönemine ait önemli mimari eserlerinden biri olan bina 1791 yılında James Gandon tarafından inşa edilmiş.

Famine Memorial: Ülkenin en temel besin kaynağı patates üretiminde 1845 yılında meydana gelen hastalık nedeniyle üç yıl sürecek “Patates Kıtlığı Dönemi” başlıyor. Güneş Batmayan Britanya Krallığı, yanı başında olup bitenlere seyirci kalıyor, mali yükünü kaldıramayacağı gerekçesiyle yeterince yardım yapmıyor. Kıtlık  döneminde Osmanlı İmparatorluğu, Britanya Krallığının izin verdiği ölçüde çok uzağındaki bu ada ülkesine yardım ediyor. 1919 yılında Drogheda Futbol Kulubü kurulurken kulüp, geçmişteki  iyiliğe vefasını ambleminde ay-yıldıza yer vererek gösteriyor. 

                                                                           

 

Binlerce insanın öldüğü bu dönemde İrlanda’dan İngiltere, Kanada ve Amerika’ya büyük göçler yaşanıyor öyle ki bugün İrlanda dışında yaşayan İrlandalı sayısının İrlanda nüfusundan daha fazla olduğu söyleniyor. 

Sıska çelimsiz insanlardan oluşan bronz heykel grubu büyük kıtlık döneminde İrlanda’dan göç eden insanların anısına Rowan Gillespie tarafından 1997 yılında yapılmış. Heykellerin bulunduğu yer 1846 yılında İrlanda’dan yola çıkan ilk geminin hareket noktasıymış. 

Liffey Nehri’nin  kuzeyinde Customs House ile Sean O’Casey  Köprüsü arasında bulunuyor.  Köprüye adını veren Sean O’Casey (1880-1964) yine Dublinli ünlü bir oyun yazarı. 

Yeme İçme ve Alışveriş

Yeme içme  açısından Dublin’de her türlü damak zevki ve bütçeye hitap edecek şekilde çok seçenek ve mekan var. Biz yerel lezzetleri keşfedecek vakit bulmadık, Fish & Chips tercih ettik (13 Euro).  Adını anımsayamadığım Grafton Caddesi civarındaki bir Macar restoranında lezzetinden memnun kaldığımız klasik burger için 8,75 Euro ödedik. Bira genelde 5,75 – 6,95 Euro arasında.

Temple Bar bölgesindeki Temple Bar Trading Company ve her yerde karşınıza çıkacak Carrolt’s mağazalar zincirinde hoş ve küçük hatıra eşyaları bulabilirsiniz. Geleneksel el işi örme  kıyafetlerin satıldığı mağazalar ise özellikle Merrion Square’ye çıkan Clare Caddesi üzerinde toplanmış. Ancak fiyatlar el yakıyor…

Son Söz

İnsan sürekli sevdiğinden bahseder anlatmalara doyamazmış ya benimki de o hesap, anlaşılacağı üzere Dublin gezmeye ve anlatmaya doyamadığım bir şehir oldu. Yer bitti söz bitmedi, Türkçe şiir yazan İrlandalı şair Mangan’a sıra gelmedi. 3 gün şehir merkezinin sokaklarını adım adım gezmemize rağmen şehrin biraz dışında kalan;   

        -İngiliz-İrlanda savaşı sırasında İrlanda Cumhuriyetçilerinin pek çok üyesinin gözaltına alındığı, şehrin tarihinde önemli bir yeri olan, “Babam İçin” filminin çekimlerinin yapıldığı Kilmainham Gaol binasını ve müzesini,

         -Avrupa’nın en büyük kapalı şehir parkı ve geyiklerin doğal yaşam alanı olan Phoenix Parkını,

        -Dublin’in 8 km. güneyinde sahil kasabası Sandycove’ de bulunan, Ulysses’ de bahsi geçen Martello Kulesi ve  James Joyce  Müzesini,

         -Powercurt Bahçelerini,

çok istediğimiz halde göremedik. Göremediğimiz diğer bir şey de kitaplarda tasvir edilen kasvetli şehir silüeti oldu. Tersine hayat dolu, bizi, tüm içtenliğiyle sıcacık sarıp sarmalayan bir şehirle karşılaştık. Dublin gezisi sonrasında artık “İçimizdeki İrlandalı” olarak  diğer şehirlerini ve tüm İrlanda’yı keşfetme isteği ve heyecanı duydum. “İçimizdeki İrlandalılar” ın çoğalması dileğiyle…

 

 

 * İrlanda’yı yakından tanımak isteyen meraklısı için birkaç kitap ve film önerisi

    Kitap  Dublinliler – James Joyce

             İrlanda Güncesi- Heinrich Böll

             Dört Dublinli- Richard Ellmann 

            Dublinesk- Enrique Vila-Matas (Dublin ile doğrudan ilgisi olmadığını özellikle  Dublinli yazarlar  Samuel Beckett ile James Joyce’yi odağına alarak edebiyatı anlatan/sorgulayan,                                                                         daha çok edebiyat severlere hitap eden bir kitap olduğunu belirtmek isterim)

     Film  In The Name Of The Father (Babam İçin)

              Michael Collins (Özgürlüğün Bedeli )

              Bloody Sunday (Kanlı Pazar)

              The Wind That Shakes The Barley (Özgürlük Rüzgarı)

              Ryan’s Daughter (İrlandalı Kız) 

 

 

 

 

 

 

 

3 thoughts on “Dublin Gezi Rehberi – Edebiyat Başkenti

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz