Aksaray Gezi Rehberi – Barok Binalar Arasında Selçuklu İzleri

Anadolu’nun ortasında, adeta bir Avrupa şehrinde olduğunuzu hissedeceğiniz, Barok tarzı Hükümet Meydanı, şehrin ortasında akan suyun kenarındaki şık binalar, geniş bulvarlar, kavşaklarda heykeller, modern bir müze, müzede kedi mumyası, Hatti’lerin, Hitit’lerin, Helenistik dönemin, Roma’nın, Selçuklu’ların, Osmanlı’nın, Cumhuriyet Türkiye’sinin eserlerini görebileceğiniz güzel atlar ülkesi Kapadokya’nın bir şehri Aksaray.  

Ankara’ya üç saat uzaklıktaki Aksaray’da, gezimiz müze ile başlıyor. Bu müzeyi ve bahçesini gezerken, hem modern müzecilik anlayışı ile sergilenen eserler arasında kronolojik bir tarih yolculuğu yapıyorsunuz, hem gördüklerinize şaşırıyor, hem de gurur duyuyorsunuz.




Aksaray Müzesi

2014 yılında ziyarete açılan müzenin dış mimarisi Selçuklu tarzı kümbetler ile bölgede görülen peri bacalarından esinlenerek yapılmış. 

Müze bahçesinde tel kafes içinde dolaşan Aksaray Malaklısı olarak bilinen köpek size nazlı nazlı poz veriyor.

Aksaray Malaklısı, “Anadolu Aslanı” olarak da adlandırılan, bacak ve ayakları kalın, kafası büyük, dudağı sarkık, ağırlığı 90 kg’a ulaşabilen iri bir köpek türü. Neslinin tükenmesini önlemek için koruma altına alınan bir tür imiş.

Bahçede, çocuklar için ufak bir arkeoloji parkı yapılmış. Ufak toprak tepelerin ve taşların arasına girip, kazı alanında çalışır gibi oynayarak bir şeyler bulmaya çalışmaları hedeflenmiş.

Üç kattan oluşan Müzenin giriş katında, bölgedeki kazılardan çıkan eserler kronolojik olarak sergileniyor. M.Ö. 8000 lerde Anadolu’da ilk yerleşimin görüldüğü Aşıklı Höyük kazılarından getirilen eserler de bu katta sergileniyor.

Yukarıda resmi görülen kadın kafatası, 20- 25 yaşlarında, bebeği ile gömülmüş bir kadına aitmiş. Kafatasında saptanan delik, günümüzden 9500 yıl öncesinde yapılan beyin ameliyatının kanıtı olarak değerlendiriliyor. Kadının, ameliyat sonrası 10 gün daha yaşadığı anlaşılıyormuş.

Aksaray Yazıtı olarak bilinen bu stelin, M.Ö. 8. yüzyılda yazıldığı tahmin ediliyormuş. Hitit hiyeroglifi ile yani Luvice yazılmış. Stelin sahibi Kral Kiyankisas, fırtına tanrısına (Tarhunsas), şükranlarını sunmakta ve şehrini övmekte imiş.    

Bu müzede bana en ilginç gelen, Aksaray köyü kazılarından çıkarılan mumyalar oldu. Yetişkin kadın erkek mumyalarından başka, bebek mumyaları ve kedi mumyası camekanlar içinde sergileniyor.

Bu mumyalar, Mısır ile aynı dönemlerde Orta Asya ve Anadolu’da da İskit mumyalama tekniklerinin gelişmiş olduğunu göstermekte imiş.




M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış tarihçi Heredot, bu konuda bilgi vermekte imiş. Mısır mumyacılığında, çıkarılan iç organlar, genellikle çeşitli ilaçlar ile tahnit edildikten sonra, canope adı verilen kavanozlar içerisinde mumyanın bulunduğu mezar odasında muhafaza edilirmiş. İskitler’de ise hükümdarın karnı açılır, temizlenir, servi-tütsü- anason tohumu ile doldurulduktan sonra dikilirmiş. Ardından mum içine konan cenaze, muhtelif İskit kabilelerinin arasından geçirilerek, kazılan mezara indirilirmiş.

Müzede, değişik mumyalama tekniklerine ilişkin açıklayıcı bilgiler içeren panolar da bulunuyor. Ama daha fazla detaya girmeden ben müzenin diğer bölümlerini anlatayım size.

Müzenin ikinci katında etnografik bölüm bulunuyor. Taş işçiliğini, sepet, çömlek, dokuma yapımını canlandırdıkları bu bölümde Aksaray yöresinin geleneksel zanaatları bal mumu heykeller kullanılarak canlandırılmış.

Müze gezisini tamamladıktan sonra, şık bir restoranda çok uygun fiyata etli ekmek molası vermeniz mümkün.

Etli ekmek yiyip dinlendikten sonra, şehrin mezarlığının bulunduğu bölgede sizi, bir müze ve sade bir ziyaret mekanı bekliyor.

Somuncu Baba Minyatür Müzesi

1331 yılında Kayseri’de dünyaya gelen Şeyh Hamid-i Veli Somuncu Baba; Hacı Bayram-ı Veli’nin hocası, Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş dönemi manevi mimarlarından biri. Yaşamının bir döneminde Aksaray’da bulunmuş.

Bu müzede, 12 ayrı sahnede minyatürler ile hayatı canlandırılmış. Rehber eşliğinde gezerken; hem Somuncu Baba’nın hayatını, hem de kerametlerini öğrenme fırsatınız oluyor.

Meraklısına; Somuncu Baba’nın babası, Anadolu’ya manevi fetih için gelen Horasan erenlerinden Şemsettin Musa Efendi imiş. İlk eğitimini babasından alan Somuncu Baba, daha sonra ilim tahsilini Şam, Tebriz, Hoy, Erdebil’de sürdürmüş. Bayazid-i Bestami’nin ruhaniyetinden istifade etmiş ve Alaaddin-i Erdebili’den icazet alarak Anadolu’ya dönmüş.

Yıldırım Beyazıt Han, Niğbolu Savaşı’nın kazanılmasına şükür nişanesi olarak Bursa Ulu Camii’yi yaptırmış. Bu caminin yanında Somuncu Baba’nın çilehanesi ve ekmek fırını varmış. Bu ekmek fırınında ekmek yapıp halka dağıtıyormuş. Bu fırında, ateş yanmadan yapılmakta imiş ekmekler.

Bursa Ulu Camii’nin açılış günü, Padişah Yıldırım Beyazıt Han ilk hutbeyi okuması için, dönemin tasavvuf büyüklerinden Emir Sultan Hazretlerini görevlendirmiş. Emir Sultan “Padişahım bu beldede benden daha alim kimseler vardır, onlar aramızda iken hutbe okumak bize düşmez” diyerek Somuncu Baba’yı işaret etmiş. Padişahın huzurunda bu görevi reddetmeyen Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri yani Somuncu Baba, hutbede Fatiha Suresini yedi farklı şekilde yorumlamış. Namaz sonrası cemaat camiden çıkarken, aynı anda Ulu Camiinin üç kapısında da Somuncu Baba ile görüşmüş.

Bursa’da manevi büyüklüğü ortaya çıkan, kendi ifadesi ile “sırrı fâş” olan Somuncu Baba talebeleri ile birlikte Bursa’dan ayrılmış. Aksaray’a gelmiş. Birçok talebe yetiştirmiş. Hacı Bayram-ı Veli’yi de eğiterek Ankara’da görevlendirmiş.

Anadolu’da Kayseri, Bursa, Aksaray ve Darende gibi merkezlerde bulunarak talebe yetiştiren Somuncu Baba 1412 yılında Darende’de vefat etmiş. Cenaze namazını halifesi Hacı Bayram-ı Veli kıldırmış ve halvethanesinin bulunduğu mekana defnedilmiş.

Somuncu Baba Makamı ve Çilehane

Asırlık çam ağaçları ve kenarlardaki gülleri koklayarak giriliyor, Aksaray’ın Ervah Mezarlığına. Aksaray’da ikamet ettiği dönemde Somuncu Baba, halvethanesini ve çilehanesini Ervah Mezarlığı   civarında kurmuş. Ziyaret edip dualarımızı ettikten sonra şehir merkezindeki ilginç yapıları gezmeye devam ediyoruz. 

Eğri Minare

İtalya’da bulunan Pisa Kulesi’ne benzetilen bu minare, 13. yüzyıl Selçuklu mimarisinin eşsiz eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından 1221- 1236 yıllarında, Horasan harcı ile yapıştırılmış kırmızı tuğlalardan yapılmış ve üst kısmı mavi yeşil çini mozaikler ile kaplanmış. Minarenin oturduğu tabla üzerinden üç ayrı eğim ile yükseldiği tespit edilmiş. Farklı görüşler olmakla beraber, ustası tarafından bilinçli olarak eğik yapıldığı kabul edilmekte imiş.

Resimde de göreceğiniz gibi, minarenin ortasında sabitlenmesini sağlamak için çelik halatlar bulunmakta. Civarda oturan emekli bir vatandaş rüyasında, minarenin evinin üstüne yıkıldığını görerek resmi makamlara başvurmuş ve yakın tarihte bu çelik halatlar ile minarenin yıkılması önlenmek istenmiş. Ancak konunun uzmanları; yüzyıllarca bu eğimde değişme olmadığını ve bu çelik halatların bir yararı olmadığını ifade etmekte imiş. Çelik halatlar minare üzerinde iz bıraktığı için günümüzde sökülmesi de sakınca yaratacakmış.

Eğri minarenin arkasında bulunan akarsunun yanından yürüdüğünüzde; geniş sokakların etrafında bulunan eski yeni şık binalar, Selçuklu döneminden kalma zarif taş köprü ve köprüden karşıya geçerken iki taraftan göreceğiniz manzara sizi şaşırtacak ve kendinizi geçmiş yolculuğunda hissettirecek kadar güzel.

Hamam 

II. Kılıçaslan tarafından yaptırılmış olan hamamda halen restorasyon çalışmaları sürüyor. Hamamın önemli özelliklerinden biri, üstü açık ve kapalı cehennemlik adı verilen bölümünde alttan ısıtma sisteminin olması imiş.

Restorasyon bitince, müzik okulu ve konser salonu olarak kullanılması planlanıyormuş.

Ulu Camii (Karamanoğlu Mehmet Bey Camii)

Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu cami; 1408- 1409 yıllarında Karamanoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmış, 1482- 1483 yıllarında büyük bir onarım görmüş, bu günkü minaresi ise 1925 yılında yaptırılmış.

Düzgün kesme taştan yapılmış camiye, dantel gibi süslemeler ile bezenmiş taç kapıdan giriliyor.

Cami içinde birbirine kemerler ile bağlı on iki ayak bulunuyor. Abanoz ağacından yapılmış minber dünyadaki iki örnekten biri imiş. Dönemin ünlü ustalarından Nüştekin’ül Cemali tarafından yapılmış. Bu minberde usta; yazının, sedef kakmacılığın ve kündekari ağaç işçiliğinin her çeşit inceliğini bir arada kullanmış. Minberin üzerine Kuranı-ı Kerim’den ayetler ve Selçuklu Sultanlarına ithafen methiyeler yazılmış.

Şehir Meydanı

Aksaray 1920-1933 yıllarında Vilayet iken, yapılan düzenleme ile bu statüsüne son verilip, Niğde İline bağlı ilçe yapılmış. “Bazı Vilayetlerin İlgası, Bazılarının Birleştirilmesi Hakkında” 2197 sayılı Kanun ile; Aksaray ile birlikte Artvin, Osmaniye, Silifke, Şebinkarahisar ve Hakkari illeri ilçe yapılmış.

Resimdeki binaların yapımına 1927 yılında başlanmış, 1929 yılında yapımın bitmesi ile Hükümet Konağı olarak hizmet vermiş. Aksaray’ın yeniden il yapıldığı 1989 dan sonra da restore edilerek yeniden Valilik olarak kullanılmaya başlanmış.

Bu meydanda, Alman mimar tarafından Barok tarzda yapılan üç bina bulunuyor. Ortada büyük yapı Valilik binası, yanındakiler ise Defterdarlık ve Jandarma Komutanlığı olarak düşünülmüş. Geniş meydanda, karşınızda üç görkemli bina ve meydanda uçuşan güvercinler ile yine kendinizi başka alemlerde hissedeceğiniz bir ambiyans içinde buluyorsunuz.  




Zinciriye Medresesi

Karamanoğullarından Yahşi Bey tarafından 1336 yılında yaptırılmış bu medrese. Yerel kesme taş ve tuğla kullanılmış. Dış duvarları kale gibi. Oymalı büyük bir taç kapıdan, üstü açık bir avluya giriliyor. İçeride büyük bir eyvan ve kenarlarda odalar var. Taş duvarların içindeyken bir yandan huzur duyuyorsunuz, bir yandan da üstü açık olmasına rağmen ürkütücü bir kapalılık hissi veriyor bu mekan.

Tarihte iz bırakan önemli eğitim kurumlarından biri imiş bu Medrese. Anadolu’da Türk-İslam tarihine yön veren çok sayıda ilim adamı yetiştirilmiş. Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde hapishane olarak kullanılmış, eyvan kısmında idam cezaları da infaz edilmiş (bunları duyunca mı ruhum daraldı acaba). 1985 yılından sonra, yeni müze binası yapılana kadar da Aksaray Müzesi olarak işlev görmüş. Müzenin taşınmasından sonra restore edilmiş ve günümüzde sosyal kültürel etkinliklere ev sahipliği yapıyormuş.

Azm-i Milli Sanayi ve Bilim Müzesi Un Fabrikası

Aksaray’ın ve Cumhuriyetin ilk fabrikalarından biri burası. Ülkenin sanayi hamlesine ve kalkınmasına önemli katkıları olmuş. Dönemin Aksaray Mebusu Vehbi Çorakçı’nın teşebbüsü, milletin kaynakları ve azmi ile (bu yüzden adı Azmi Milli) yapılmış. 1920’ lerde, henüz birkaç şehir elektrik ile aydınlatılırken, un fabrikasının yanına kurulan Hidroelektrik Santrali ile şehrin aydınlatılmasına da hizmet etmiş.

Bina Alman bir mimar tarafından tasarlanmış, üretim makineleri de Almanya’dan gelmiş. Yedi personel için giriş çıkışta kullanılan kart basma makinesi bile var.

Ticaret Sicil Numarası 1 olan bu fabrikada 2001 yılına kadar un üretilirken, eski teknoloji olduğu için üretime son verilmiş. Şimdi  Sanayi Müzesi olarak geziliyor.

İçeride gezerken, burnunuza un kokusu ile birlikte buram buram tarih kokusu da geliyor. 1920 ler Türkiye’sinde, kıt kaynaklar ve geniş vizyon ile yapılmış bu fabrikadan çıktığınızda, sebebini tam anlamadan burnunuzun direği sızlıyor.

Hasan Dağı

Bu kadar gezip yorulduktan sonra, akşamüstü volkanik Hasan Dağı’nın heybetli ve sakin görüntüsü eşliğinde Helvadere Kasabası’na uğramadan dönmeyin. Güvenli parkuru ile dağcılık tutkunlarının gözdesi olan bu dağda bir de Nora Roma Yerleşkesi’nin kazıları sürüyor.

Nora Antik Kenti’ne ulaşmak için bir buçuk kilometre kadar dağ yolu tırmanmanız gerekiyor. Bu dik ve zorlu güzergahı gözünüz yemez ise tepede oturup Helvadere manzarasını seyretmek de mümkün.

Yukarıdaki resimde, Doğu Roma’nın askeri garnizon olarak kullandığı Nora’nın bulunan kalıntı duvarları görülmekte.

M.S. 400 lerden sonra kurulduğu tahmin ediliyor. Garnizon binası, kilise ve ev kalıntılarının arkasında tüm görkemi ile Hasan Dağı görünüyor.

Bir güne sığan yoğun gezinin sonunda, Helvadere Göleti kenarındaki balık restoranlarında balık yerken güneş nazlı nazlı battı.

Aksaray uzun yıllardır göç vermiş, ama çalışmaya gidenler genellikle birikimlerini kente döndürmüşler. Hem bu nedenle, hem de zengin tarihi geçmişinden gelen kültür birikimi ile sizi şaşırtacak son derece modern bir şehir. Belki de Somuncu Baba’nın duasını almış bir şehir. Gördüğünüzde Orta Anadolu’da olduğunuza inanamayacak, şaşıracak ve çok beğeneceksiniz.   

Kaynakça

 https://www.kulturportali.gov.tr/turkiye/aksaray/

http://www.kulturvarliklari.gov.tr/TR-44057/aksaray-muze-mudurlugu.html

https://somuncubabaturbesi.com/somuncu-baba-kimdir/

11 thoughts on “Aksaray Gezi Rehberi – Barok Binalar Arasında Selçuklu İzleri

  • 02/07/2019 at 15:50
    Permalink

    Nerimancigim, Aksaray ne güzel bir yermis,haberdar ettigin için çok teşekkür ,hemen gidesim geldi ‍

    Reply
  • 02/07/2019 at 16:12
    Permalink

    Sanat tarihçisi ve rehber olduğunu düşündüğüm yazardan yine çok başarılı bir çalışma, elinize sağlık.

    Reply
  • 02/07/2019 at 21:09
    Permalink

    Aksaray hem yaşadığım şehir Ankara ya, hem de doğduğum şehir Niğde ye çok yakın olmasına rağmen şimdiye kadar gitme fırsatım olmadı, hiç bilgim olmayan Aksaray ın gerçekten görmeye değer tarihi ve coğrafi zenginliğini bu güzel yazı ile keşfettim, kalemine sağlık Neriman cığım.
    Gülsen

    Reply
  • 02/07/2019 at 22:10
    Permalink

    Aksaray’ı ne kadar güzel anlatmissiniz. Senede en az 2-3 kere icinden geçmeme rağmen hiç merak edip gezmemistim. Yazınızı okuyunca özellikle müzesini bir dahaki sefere gezmeye karar verdim. Kaleminize emeğinize sağlık.

    Reply
  • 03/07/2019 at 01:04
    Permalink

    Aksaray , Selçuklu İmparatorluğunun da Osmanlı’nın da önemli şehirlerinden biri. Tarihsel anlamda İpek Yolunun en önemli duraklarından biri. Aksaray deyince yazıda eksik kalan şey ise Ihlara Vadisi!
    Orta Anadolu nun iki büyük yanlış dağı Erciyes ve Hasan dağı arasındaki bu vadi ve yeraltı şehirleri , Ihlara vadisi ve Kapadokya ile birleşen milyonlarca yıl önce oluşmuş volkanik çökeltinin iki kardeşi!
    Güzel bir yazı.Teşekkürler
    Erdal Batmaz

    Reply
  • 04/07/2019 at 09:03
    Permalink

    Demek ki bu kente haksızlık etmişim kenarından geçip de kalbine dokunamadığımdan. Öyle ya, meydanlardır şehirlerin kalbi ve müzeler, arastalar kişiliğini, karakterini tamamlar. Umarım orada ikamet edenler bunun farkındadır. Kalemine sağlık Neriman, yine güzel bir yazı olmuş…

    Reply
  • 04/07/2019 at 09:37
    Permalink

    Neriman’cigim gene harika bir gezi yazısı olmuş. Senin yazilarin ile memlekette görmediğim ne çok yer varmış, bunu anlıyorum.

    Reply
  • 04/07/2019 at 12:30
    Permalink

    Nermancığım yine çok güzel anlatmışsın. Gezilecek , görülecek yerler listeme ekledim. Eline, emeğine sağlık…

    Reply
  • 04/07/2019 at 13:40
    Permalink

    Ne kadar görmüş olsanızda farklı, bilen bir göz ayrıntılardaki güzellikleri görmenizi sağlıyor, yeniden görme duygusunu yaratıyor. Kaleminize sağlık, teşekkürler.

    Reply
  • 04/07/2019 at 22:15
    Permalink

    Güzel bir gezi rehberi olmuş. Gönül gözünün de güzel olması gerek tabii ki. Eline sağlık. Güngör Kayaalp

    Reply
  • 04/07/2019 at 23:21
    Permalink

    Sevgili Neriman ,
    Fakülte yıllarından beri yüzlerce kez içerisinden geçtiğim Aksaray’da ilk firsatta mola vermemiz farz oldu. Kalemine usuna sağlık .

    Reply

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz