Vatikan Gezi Rehberi

Din ile sanatın buluştuğu, dünyanın en büyük ve en önemli müze bazilikasını gezmek için mutlaka bir gün yolunuz Vatikan’a düşsün.

İtalya’daki gezi planımıza göre Roma’daki dördüncü günümüzde Vatikan’a gidecektik. Hatta Müze biletimizi de önceden alarak fazla vakit kaybetmemeyi planlamıştık

Sabah erkenden metroya binerek Vatikan’a gitmeye çalıştık. Çünkü rezervasyonu yine en erken saat için yaptırmıştık. Önceki günlerde de yaşadığımız üzere sabah işe yetişme telaşında olan Romalılar yüzünden metro treni o kadar doluydu ki ikinci treni bekleyerek zorlukla binebildik. Termini İstasyonunda inerek kırmızı hatta geçtik. Vatikan’a gidebilmek için Leponto durağında indik. Ancak bu duraktan Vatikan’a ulaşmak için uzun süre yürüdük. Vatikan’da geldiğimiz yer Saint Peter’s Meydanının girişiydi ve çok uzun bir kuyruk vardı. 
 
Burada uzun süre bekledik ve bu arada yağmur yağmaya başladı. Elimizdeki tek şemsiyenin altına girdik ve kısa bir süre sonra arkamızda bekleyen ve sonradan Kolombiyalı olduğunu öğrendiğimiz bir delikanli da şemsiyemiz altına girmeye çalıştığını fark ettik. Gülerek bir sakıncası olup olmadığını sordu. Ancak şemsiyenin3 kişi için yeterli olmadığını anlayarak koşarak karşıdaki bir dükkandan şemsiye alarak döndü. Şemsiyeyi açtığında Ayşe’yle gülmemek için kendimizi zor tuttuk. Adam kırmızı renkli ve üzerinde amor yazılı olan bir şemsiye almıştı. Yağmur yağınca şemsiyelerin çoğu satılmış ve adamcağız da  başka şemsiye bulamamış olabilir. Gerçi böyle şeyleri bu insanlar hiç sorun yapmıyorlar. Oğlum böyle bir şemsiyeyle dolaşmak yerine eminim ıslanmayı yeğlerdi.
 
Tam girişe geldiğimizde görevli bize Müze girişinin burası olmadığını söyledi. İkimiz de Müze’ye Meydana girerek ulaşacağımız gibi yanlış bir bilgiye sahiptik. Ayrı girişlerinin olduğu konusunda ne arkadaşlarımızdan ne de okuduğumuz yazılardan bir şey hatırlamıyorduk. Yine de Meydana girdik. Burada ayin yapıldığından çok büyük bir kalabalık vardı.
 
 
Müze girişimiz için saate göre rezervasyonumuz olduğundan fazla durmadan Meydandan çıkarak yürümeye başladık. Müzeyi bulduğumuzda randevumuz olduğundan beklemeden biletlerimizi alarak içeri girdik.  Vatikan Müzeleri uzun, ters U şeklinde bir koridor şeklinde tasarlanmış. Solundan yürümeye başladık ve Sistina Şapeli’ni yolun en sonunda görüp koridorun sağından turumuzu tamamladık. Burada o kadar çok eser var ki anlatmakla bitmez. Raphael odaları özel önem taşımakta olup pek çok resim ve heykel bulunmaktaydı. Sadece o kadar Mısır mumyasının ve lahitlerinin orada olmasını anlamakta zorluk çektik.
 
 
 
 
 
 Müzenin bahçesi de ayrı bir güzeldi. Müze’den Papanın yürüyüş yaptığı bahçeyi de kuşbakışı görme imkanı oldu.
 
 
Şimdi gelelim en önemli kısmına yani Sistina Şapeli’ne. Vatikan’ın en önemli dini yerlerinden biri olan Sistina Şapeli, Papa IV. Sixtus için 1477 ile 1483 yılları arasında yaptırılmış ve şapel takdis edilerek açılmıştır. Mimarları Baccio Pontellive Giovanni de Dolciolup, Rönesans mimari stilli ile inşa edilmiştir. Yüksekliği 20,70 metre olan Şapel, dikdörtgen prizma şeklinde ve yüksek tavanlıdır. Tavan basık bir beşik tonozile örtülüdür. 40,93 metre uzunluğu ve 13,41 metre enindeki boyutları ile Süleyman’ın Tapınağı için Eski Ahit‘te verilen ölçülerdedir.
 
Başlangıçta tavanının altın yaldızlarla süslenerek maviye boyandığı ve duvarlara Musa ile İsa’nın hayatından sahneler çizildiği, sonrasında Sixtus’un yeğeni, Papa II. Julius’un 1508 ve 1512 yılları arasında mavi-altın rengindeki tavanı değiştirmesi için Michelangelo’yu tuttuğu kaynaklarda belirtilmektedir.
 
Michelangelo, tavan fresklerini  özel bir iskele kurdurarak üzerinde tek başına çalışmış. Dünyanın Yaratılışı ve İnsanın Düşüşü gibi konuların betimlendiği ana panolar Eski ve Yeni Ahit figürleriyle sarılmıştır. İsa’nın doğumunu önceden bildirdikleri söylenen kahinler bunun dışındadır. Bu muazzam proje için Michelangelo Hz. İsa’nın ataları, peygamberler, kâhinler ve oluşumla ilgili sahneler tasarlamış, fresklerle portreler yapmıştır.
 
Ziyaretçiler için tasarlanmış bu sahneler günah ve ilahi öncelikler ile ilgili önemli prensipleri konu alır. Tavanda yer alan en ünlü sahnelerden biri Adem’in Yaratılışı Sahnesi’dir (The Creation of Adam). Tanrı’nın ilk insan Adem’e hayat verişini betimleyen freskte Tanrı’nın yüzü olarak Michelangelo’nun kendi yüzünü çizdiği düşünülmekteymiş. Tanrı’nın sağ kolu, hayat ışığını vermek için Adem’in parmağına doğru uzanmış. Sol kolunun altında ise bir kadın resmedilmiş. Bu kadının henüz yaratılmamış olan Havva’yı temsil ettiği düşünülmekteymiş. Tanrı ve Adem’in ellerini içeren detay ise freskin en önemli kısmını oluşturmaktadır.
 
1980’lerde yapılan yenileme, tavan fresklerinin beklenmedik canlı renklerini ortaya çıkarmış. Ortaya çıkan renkler öngörülenden çok daha parlak olduğu için şaşkınlık yaratmış ve restorasyon eleştirilere uğramıştır. Oysa uzun yıllar boyunca Michelangelo ile özdeşleştirilen koyu renklerin, yüzyıllar boyunca biriken kir tabakalarının sonucu olduğu ortaya çıkmıştır.
 
Şapelin içindeki duvarlarda Kutsal kitap kaynaklı onlarca sahne ve papaların portreleri resmedilmiştir. Botticelli, Pinturicchio, Perugino, Ghirlandaio ve Signorelli gibi 15. yüzyılın ünlü İtalyan Rönesans ressamlarının eserleri duvarlarda yer almaktadır. Şapelin yan duvarlarında, Musa’nın ve İsa’nın hayatından paralel sahnelerin betimlendiği 12 resim Perugino, Botticelli ve Signorelli gibi sanatçıların eserleriymiş. Şapel duvarlarının dekorasyonu, 1534-41 yılları arasında altar duvarındaki Son Yargı’yı ekleyen Michelangelo tarafından tamamlanmış. Bu eser için Michelangelo’nun olgunluk döneminin başyapıtı olduğu söylenmekteymiş.  
 
Tavanda yer alan Adem’in Yaratılışı sahnesi dışında, Adem ve Havva’nın Bilgi Ağacı’ndan yasak meyveyi tatmaları ve Cennet’ten kovulmalarının betimlendiği İlk Günah, Libya Kahini, Güneşin ve Ayın Yaratılışı sahneleri de Şapeldeki önemli betimlemelerdenmiş. Döşemede de 15. yüzyıla ait çeşitli renkli geometrik mermer kompozisyonlar bulunmaktadır.
 
Sistina Şapeli, sadece olağanüstü sanat eserlerini görmek isteyen turistlerin gittiği bir yer değildir. Burası halen Papanın çeşitli ayin ve vaftiz törenlerine katıldığı ve kardinallerin yeni papayı seçerken oy kullanmak için toplandığı, aktif hizmet veren bir kilisedir.
 
Ama maalesef bu olağanüstü resimlerin fotoğrafını çekmek yasaktı. Döne döne ve kafamızı kaldırmaktan boynumuz ağrıyarak uzun süre şapeldeki bu resimleri seyrettik. O kadar canlıydılar ki üç boyutlu gibi olduklarından sanki her an hareket edeceklermiş hissi yaratıyorlardı.
 
Şapel’den sonra görecek çok fazla eser kalmamıştı. Onları da hızla gezerek Müze gezimizi sonlandırdık.
 
 
Vatikan’ın kendine ait bir postanesi de var. Burada Vatikan pulları kullanılıyor. Ayşe, Müze postanesinde satılan kartlardan aldı ve yakınlarda sağlık problemleri yaşayan bir arkadaşına moral olması için postaladı. Posta servisinin oldukça hızlı olduğu söyleniyor.
  
 
 
Müzeyi gezmeyi tamamladıktan sonra tekrar Saint Peter’s Meydanına döndük. Sabah ki kalabalıktan eser kalmamıştı. Rahat bir şekilde içeri girdik. Vatikan’da yer alan Aziz Petrus Meydanı, Napolili sanatçı, heykeltıraş ve mimar olan Gian Lorenzo Bernini tarafından Papa VIII. Alexander için 1656-1667 yılları arasında yaptırılmış.
 
Meydanın ortasında elips alan çevresinde süslü fıskiyeli su havuzu yer almaktadır. Meydanda 2 adet çeşme yer alıyor. Sol bölümde yer alan çeşme Bernini’nin, sağ tarafta yer alan çeşme ise Domenico Fontana’nın eseriymiş. Orta kısımda ise Papa V. Sixtus tarafından diktirilen 25,5 metre yüksekliğinde bir Mısır dikili taşı bulunmaktadır. Bu dikili taş Mısır dönemi içerisinde bilinmeyen bir firavun tarafından yaptırılmış ve Roma’ya Mısır’dan getirilerek diktirilmiştir. Dikili taşın üzerinde bir Çapraz Hac yer almaktadır. Bernini’nin 196 cm aralıklı sütun dizisi ise buraya gelen ziyaretçileri kucaklamak ister gibi iki yana açılmış.
 
Papa her yılbaşında meydanda toplanan Katolik ve diğer mezhepten dinleyicilerine seslenerek mesajlarını okuyormuş.
 
Şimdi Vatikan’daki St.Pietro’s Basilica’ya gidiyoruz. Vatikan’da yer alan Aziz Petrus Bazilikası, Hıristiyan dünyasının en önemli yapılarından biridir. 23.000 metrekare arazi üzerinde, 222 metre uzunluk ve 136 metre yükseklikteki bazilika, dünyanın en büyük kilisesi olup yapı içine aynı anda 60.000 kişi sığabiliyormuş.
 
Vatikan’a kısa şort ve mini etekle girmek yasak. İçeri girdikten sonra gezilebilecek 3 yer var.

St.Pietro’s Manastırı içi.Hıristiyan tarihinin en şaşalı Manastırlarından olup muazzam ve oldukça etkileyici bir eserdir.
 
Bir diğeri  Basilica. Eski Papa’ların kıyafetleri, taçları, haçları ve buna benzer eserler burada sergileniyor.
 
Son olarak “Tombs of the Saints” kısmına girip St.Pietro’dan yapıldığından itibaren gelmiş geçmiş tüm papaların mezarlarının bulunduğu kısım gezilebiliyor. Birkaç sene önce ölen Papa 2. Jean Paul’e ait mezar da görülebilir.

Biz bunlardan Manastırı gezmeyi tercih edip diğerlerini zaman darlığı nedeniyle görmek istemedik. St.Pietro’s Manastırının içinde görülmesi gereken önemli birkaç şey var. Bunlardan bir tanesi Pieta’dır. Pieta, Michelangelo tarafından yapılmış, Meryem Ana’nın kucağında çarmıhtan indirilen Hz. İsa’yı taşıdığı bir heykel olup hüznü ve mutsuzluğu çok canlı bir şekilde veren bir heykel olduğunu söyleyebilirim. Meryem Ana’nın kemerinde Michelangelo’nun imzası olduğu söyleniyor ve bu imzaladığı tek eseriymiş. Ayrıca Michelangelo’nun bu mermer heykeli tamamladığında sadece 25 yaşında olduğu da belirtiliyor.
 
 
Diğer görülmesi gereken bir heykel  ise Aziz Petrus’un bronzdan yapılan heykelidir. Hz. İsa tarafından cennetin anahtarının Aziz Petrus’a verildiği söyleniyor. Bu anahtar bir papadan diğer papaya geçmekteymiş. Bu heykelde de Aziz Petrus elinde cennetin anahtarını tutmaktadır. Gelen ziyaretçilerin dokunması ve öpmesi sonucu bu heykelin ayağı aşınmış. Sanırım bu nedenle olsa gerek heykelin önü bariyerle kapatılarak  ziyaretçilerin erişimi engellenmiş. Belki özel günlerde bu bariyeri kaldırıyor olabilirler. Biz uzaktan bakıp fotoğrafını çekmekle yetindik.
 
 
Bazilikanın hemen her köşesinde görülebilecek eserler doluydu. Nereye bakacağımızı şaşırmıştık.
 
 

 

 

 

 
Bazilikanın kubbesini Cupola(Kubbe) Michelangelo’nun tasarladığı belirtiliyor. 136 metre civarında yüksekliğe sahip olan bu kubbenin bitmiş halini görmek ise maalesef kendisine kısmet olmamış. Buraya çıkmak için 2 yol var. Ya asansöre binip sonra 350 basamak yürüyeceksiniz ya da tüm yolu yürüyerek çıkacaksınız. Bizim daha gezecek yerlerimiz olduğundan fazla enerji sarf etmemek için biraz fazla para ödeyip asansörlü çıkışı tercih ettik. Asansörün çıkabileceği maksimum noktadan sonra herkesin yürümesi gereken bölüm başlıyor. Oradaki avluda bir miktar soluklandık ve fotoğraf çektik. Oradan sonraki 350 basamak oldukça yorucuydu. Biraz merdivenleri çıkınca bir kapıdan geçerek  Bazilikanın içini tepeden görme imkanı bulduk.
 
 
Bir kisinin  geçebileceği darlıkta merdivenlerden geçtik.  Bazen kubbenin eğimli kısmına denk gelince duvarın yan şekilde olması nedeniyle yan yan yürüyerek oldukça değişik bir deneyim yaşadık.

 
Ancak, merdivenleri tırmanıp çıkışa gelince bu manzara için yorgunluğa değer dedik. Roma ayaklarımızın altındaydı ve muhteşem bir manzara bizi bekliyordu.
 
 
 
 
 İniş ise daha kolay oldu. Asansöre bineceğimiz noktadaki avluda biraz mola verdik.
 
 
Kiliseden dışarıya çıkınca ilk dikkatimizi çeken şey İsviçreli Muhafızlar oldu. 1506 yılından beri Papa’nın güvenliğinden sorumlu olan, Vatikan’ın küçük ordusu gibi düşünebileceğimiz İsviçreli askerler geleneksel kıyafetleriyle ilginç bir görüntü oluşturuyorlardı. Çok fazla yaklaşmadan bir fotoğraf almaya çalıştık.
 
 
Vatikan küçük bir ülke gibi görülebilir ama gezilecek alan çok fazla. Dini görevlerini yerine getiren hıristiyanlarla birlikte biz de burayı görmekten ve gezmekten çok mutlu olduk. Aziz Petrus Bazilikası’nda ellerimizi açtık ve duamızı da kendi usulümüzce yaptık. 

3 thoughts on “Vatikan Gezi Rehberi

  • 15/04/2016 at 19:25
    Permalink

    Gülten'in akıcı ve ayrıntılı anlatımı sayesinde Vatikan hakkında bayağı bilgilendik. Teşekkürler

    Reply
  • 22/04/2016 at 09:34
    Permalink

    Gülten hanımın Vatikan'ı anlatış tarzını
    beğendim.Bende Vatikan'ı görme Arzusu oluşturdu.
    Gülten hanıma ve bloğunda yayılayan
    Tülay hanıma çok teşekkür ediyorum.

    Reply

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz