Salzburg Gezi Rehberi – Mozart’ın Melodileri ile Orta Çağ’da Yolculuk

Salzburg Avusturya’da Alp Dağları’nın eteklerinde kurulmuş, yeşillikler arasında Orta Çağ barok tarzı binaları, kiliseleri, sokakları ile tarihi dokusu korunmuş, sanat, kültür, müzik şehri. Ünlü besteci Mozart’ın da doğduğu ve  yaşadığı şehir. 

Salzburg kelime anlamı tuz kalesi anlamına gelmektedir. Şehrin asıl zenginliği bu beyaz altından gelmektedir. Şehir 14.yy’ın başlarından 1805 yılına kadar bağımsız olarak prens başpiskoposlar tarafından yönetilmiş.  Orta Çağ’da hem dini hem siyasi lider olan başpiskoposlar bir yandan kendileri zengin olmuş, diğer yandan  şehrin zenginliğini şehrin meydanlarına, kiliselerine, saraylarına, binalarına, sanata ve kültüre  aktarmışlar. 

Roma İmparatorluğu döneminden sonra 14.yy’da Bavaria’dan ayrılıp bağımsız bir devlet olan Salzburg’u 1805 yılında Napolyon bölgeyi işgal edince dini liderlerin siyasi gücünü ellerinden aldı. Salzburg 1816 yılında Avusturya İmparatorluğu topraklarına dahil oldu. İkinci Dünya Savaşı sırasında 1938-1945 yılları arasında Almanya’ya topraklarına dahil olan şehir, savaş sonrası  tekrar Avusturya’ya geçti.

Salzburg 150.000 nüfusu ile bizim ölçeklerimizde küçük bir şehir ancak Avusturya’nın Viyana, Graz ve Linz şehirlerinin ardından dördüncü büyük şehri.

Şehrin ortasından geçen Salzach Nehri şehri ikiye bölmektedir. 19.yy’dan bu yana halkın çoğunluğu şehrin batı kıyısındaki yeni şehre yerleştirilmiş. eski şehrin Orta Çağ dokusu da korunmuş. Nehrin güney yönü Allstadt bölgesi yani  tarihi şehir.  Gezilecek yerlerin çoğu da eski şehirde.

Salzburg çok yönlü bir şehir. Sanat, müzik, kültür, tarih, yaşayan gelenekler, sakinlik, yeşillik, rahatlıkla yürünebilecek bir alanda çok çeşitli lezzetler tadılabiliyor. Gezginlere birçok yönden hitap ediyor. Hatta günümüzde Orta Çağ sokaklarında dolaşırken karşınıza Modern Sanat Müzesi de çıkabiliyor. Salzburg eski şehir 1997 yılında Unesco Dünya Miraslar Listesi’ne eklenmiş.

Salzburg’ta bir tam günde eski şehrin çoğu yürüyerek gezilebilir, ayrıca şehir bisikletle rahatlıkla dolaşılabilecek bir şehir. Biz iki gece kaldık, eski şehir bölgesini iki ayrı günde dolaşabildik, gezemediğimiz müzeler ve bazı yerler kaldı. İdeali üç  gece kalmak olabilirdi.

Ulaşım

Önce şehre ulaşıma bakalım. İstanbul’dan THY’nin Salzburg’a her gün direk uçuşu bulunuyor. Yabancı havayollarının da aktarmalı uçuşları var. Ancak sadece İstanbul-Salzburg gidiş dönüş dışında diğer seçenekleri değerlendirmek daha doğru olabilir. Viyana’dan otobüs ve hızlı tren ile ulaşım son derece kolay. Biz Avusturya için tam bir haftalık bir program yaptık. Viyana gidiş dönüş bileti aldık. Viyana’ya üç gece ayırdık. Viyana’dan sabah erken Hallstatt’a geçtik. öğleden sonra Hallstat’tan Salzburg’a ulaştık. Salzburg’ta iki gece kaldık oradan Graz ve Viyana’ya yine trenle ulaştık. Avusturya içinde  trenle yolculuk yaptığımız tüm şehirleri özellikle belirtmek istedim. Bazı yazılarda Viyana Salzburg arası tren biletlerinin 30-40 euro olduğunu yazanlar olmuş. Sıkı durun biz beş tren  biletinin her birine 9 veya 10  euro ödedik. Toplamda 50 eurodan az bir rakama beş yolculuk yaptık. Her şey bileti ne zaman aldığınıza bağlı. Tren biletlerimizi 3 ay önceden  alınca maliyet çok düşük, konfor çok iyi oldu. Diğer bir seçenek Salzburg Almanya sınırında özellikle Münih’ten çok rahat Salzburg’a trenle veya otobüsle geçebilirsiniz. Hatta İsviçre’den Salzburg’a kolaylıkla ulaşılabilir. Kısaca seçenek çok. Yeter ki yazının sonunda evet Salzburg’u görmeliyim kararını verin.

Salzburg havaalanı şehir merkezine  7 km uzaklıkta. Havaalanından  sık kalkan 2, 8, 27 numaralı otobüslerle  şehrin kuzeyindeki  tren istasyonu  Hauptbahnhof’a 20 dakikada ulaşabilirsiniz. Tren istasyonu çıkışında şehir içi otobüsler bekliyor. Otelinizin yönüne göre otobüsünüzü bulabilirsiniz. Bileti  makinelerden veya otobüsten alabilirsiniz, eğer oteliniz eski şehre yakın değil ise oraya ulaşmak için otobüs kullanacaksanız hemen 24-48 saatlik şehir içi ulaşım kartını alın. Zaten istasyona veya havaalanı gidiş geliş iki bilet almanızla aynı fiyat olacaktır.

Ayrıca, Salzburg şehri küçük bir çok yere yürüyerek rahatça ulaşabilirsiniz ya da şehir içi otobüslerle ulaşım kolay.

Salzburg Card ile şehir içi otobüslere de ücretsiz binebiliyorsunuz. Biz de 24 saatlik sadece ulaşım kartını 5.50 euroya aldık. Salzburg Card ile birçok müzeye,  kaleye çıkan Festungsbahn fünikülere ve Undersbergbahn teleferiğine de ücretsiz binilebiliyor. Biz üç gün kaldığımız Viyana’da 72 saatlik kart almamıza rağmen yeterince kullanamadığımızı düşünüp burada almadık. Viyana kart ile  müzelere ücretsiz giriş yerine belirli oranda  indirimler yapılıyordu. Salzburg’da Card çok daha avantajlı görünüyor. Gezi programınıza göre değerlendirilebilir görünüyor. salzburg.info  sitesinden bilgi alınabilir.

Gezilecek Yerler

Makartsteg Köprüsü ve Makartsteg Köprüsü

Gezimize eski şehirden başladık. Nehrin üzerindeki köprüler eski ve yeni şehri birbirine bağlıyor. Köprülerden biri 1905 yılında yapılan Makartsteg Köprüsü bugünkü tanınan adı ise Aşk Köprüsü. Son yıllarda bir çok şehirde gördüğümüz gibi dilek kilitlerinin asıldığı bir köprü. Siz de kilitlerinizi hazırlayabilirsiniz, Salzburg’ta aşk, şans dilekleri için. 

Çelik korkuluklu Mozart Köprüsü de 1905 yılında yapılmış. Bu köprü eski şehrin merkezine ulaştıran köprü. Nehrin üzerinde tam bu bölgede Romalılar döneminden beri köprü bulunmaktaymış.

Altstadt yani eski şehrin silüeti arasında en çok dikkati çeken  Hohensalzburg  Kalesi nehrin karşı kıyısından tüm haşmeti ile yükseliyor. Eski şehir birçok meydan, barok kiliseler, çeşmeler, Orta Çağ yapıları ile donatılmış.

Getreidegasse Caddesi

İlk gün akşam üzeri kaleye çıkmayı hedefleyerek köprüden geçtik. Karşı kıyıda nehre paralel en ünlü caddeden şehir gezimize başlayalım.

Getreidegasse Caddesi Salzburg gezinizde mutlaka geçeceğiniz bir cadde. Şık, ünlü mağazaların sıralandığı, yerel güzel hediyelik eşyaların satıldığı, çok sayıda dükkanın yer aldığı cadde. Caddenin dikkat çeken bir özelliği de mağazaların ferforjeden hazırlanmış estetik tabelaları.

Sehrin birçok tarihi meydanına, yerlerine ulaşmak için bu caddeden başlıyoruz. Bu caddedeki en önemli bina Mozart’ın Evi.  Cadde üzerinde sarı renkli bakımlı binanın üçüncü katında 27 Ocak 1756 yılında müzik dehası dünyaya gelmiş.  Mozart’ın doğduğu ev bugün müze olarak kullanılıyor. Mozart’ın ve ailesinin günlük yaşamda kullandığı objeler, Mozart’ın müzik aletleri, kıyafetler görülebilir. Müze saat 9.00’da açılıyor, temmuz ve ağustos aylarında 19.00’da, diğer aylarda 17.30’da kapanıyor. Giriş ücreti 11 euro.

Foto: getyourquide.com.tr

Saint Peter’s Manastırı, Mezarlık ve Catacombs

Saint Peter’s Kilisesi’nin ve Manastırın tarihi 7. yüzyıla kadar uzanmaktadır.  Bir kaç kez yangın geçiren kilisenin değişik dönemlerde yapılan restorasyonlar sonrası bina farklı mimari; romaneks, rönesans ve rokoka tarzları göstermektedir. 17.yy’da eklenen uzun galeriye ünlü tablolar yerleştirilmiştir.

Mozart’ın ve Haydn’ın konserler verdiği kilise de bugün de yemekli  Mozart konserleri düzenlenmektedir. Biz kilisenin içini gezemediğimiz gibi yemekli Mozart konserine de bilet alamadık.

Hemen kilisenin karşısında Stiftskeller Restoranı da Avrupa’nın en eski restoranları arasında. Bu kadar tarihi bölgede ağır taşların arasına gizlenmiş restoran dikkatimizi çektiği için tesadüfen içine girip gezdik. Tam bir Orta Çağ restoranı havası hemen hissediliyor.

Kilisenin hemen arkasında Salzburg’un en güzel, en özel mezarlığı.  Çiçeklerle bezenmiş ferforje süsler içindeki mezarlıkta dolaşırken bir parkta dolaşıyormuş duygusuna kapılıyorsunuz. Mezarlığın tarihini M.S 700 yıllarına giderken arkadaki Mönchsberg Dağı’na oyulmuş azizlerin gömüldüğü  kaya mezarlarının tarihinin M.S.215′ lere gittiği belirtiliyor. Mezarların olduğu Catacom’a 2 euro karşılığı çıkmak mümkün. Bizim ilgimizi çekmedi.

Mezarlığın içinde geç gotik St.Mary Sapel’i de görmeye değer.

Salzburgta ilk günümüzde hemen eski şehir meydanlarında dolaşıp akşam üzerine doğru kaleye çıkmayı hedeflemiştik. Eski şehirde meydanlar iç içe yan yana. Bir meydandan çıkıp başka bir meydana giriliyor. Diğer meydanları daha sonra dolaşacağız, önce hemen kalenin eteğinde, kaleye çıkmak için fünikülere bineceğimiz yere giderken içinden geçtiğimiz meydandan başlayalım.

Kapitalplatz

Meydanın ortasında kocaman altın renkli bir yuvarlağın üzerinde bir adam, Man of Mozartkugel Heykeli. 2007 yılında yapılan heykel Mozart çikolatasının da sembolü. Meydanda yerde kocaman bir satranç alanı yerleştirilmiş. 

Bizim şansımıza bulunduğumuz Eylül ayında Salzburg’ta özel bir festival vardı. Aslında Salzburg sürekli canlı bir şehir. Yıllık mevsimlik festivaller düzenleniyor. Bu festivaller içerisinde en önemlilerinden; Salzburg Festivali Ağustos ayında düzenleniyor, Rubertikiring (bizim rast geldiğimiz) Eylül ayında sonbahar hasat kutlaması ve tabii ki Noel zamanı Christmas Markets.

Üç gün süren festivalin ilk gününde eski şehirdeki tüm meydanlara halk toplanmış. Yeme içme stantları, hediyelik eşya stantları kurulmuştu. En geniş kapalı alan bu meydanda kurulmuştu. Çok büyük bir çadırın içine masalar kurulmuş, bir sahne hazırlanmış bir orkestra müzik çalıyordu. Herkes neşe içinde yemek yiyip biralarını içiyordu. Biz de şanslı turistler olarak, iki gün Ruberstikiring havasını kokladık, halk ile meydanlarda dolaştık, yerel yiyeceklerini tattık. 

Akşamımızı bu alanda geçirmeye karar verip kaleye doğru yöneldik. Kaleye çıkmak için meydana açılan bir sokağa saparak fünikülere ulaştık. Fünikülerle sadece çıkış ve iniş 12 euro,  hem çıkış hem iniş ve kalede tüm yerleri gezmek 16,30 euro. Aslında online alırsanız 3 euro daha az ödeyebilirsiniz. Biz kale içindeki tüm yerleri gezmemizi de kapsayan bilet aldık.

Hohensalzburg Kalesi

Mönchstein Dağı’nın tepesine konumlanmış, 11.yy’da yapılan kale Avrupa’nın en büyük ve Orta Çağ’dan kalan  en iyi korunmuş kalesidir. Ayrıca bu kale tarihinde hiç ele geçirilememiş. Dağın yüksekliği 507 metre. Önce tepeden şehrin harika görüntüsünü izleyelim.

15 ve 16. yy’da kale büyütülmüş, içeride yerleşim alanları ve idari birimler eklenmiş ve dekore edilmiş.  

Kalede Kraliyet ailesinin yaşadığı alanlar, idari birimler bulunmaktadır.

Kalenin içinde yer alan birden çok müze ile kalenin tarihi geçmişine bir yolculuk yapılıyor. Ortaçağ silahları, kalede yaşam objeleri ve işkence aletleri sergileniyor. Odalardaki malzemeler orijinal ve 1500’li yıllardan bu yana değişmemiş.

Tarihi, dağın tepesindeki hakim görünüşü, şehrin tümünü görebileceğiniz bu kale Salzburg’ta mutlaka görülecekler listesinde yer almalı. Bu güzelliğin içinde yine klasik müzik konserleri dinleme şansınız da bulunuyor. Yani Salzburg’un her köşesinde konser izleme şansınız var.

Salzburg Katedrali

Şehirde çok sayıda kilise bulunmakla birlikte en önemlisi Domplatz Meydanı’nda yer alan Salzburg Katedrali. 1600 yılında  bugünkü barok tarzı ile yapılan Katedral  Salzburg’un en güzel yapılarından biri. Katedralin üç kapısı bulunmakta, kapıların isimleri, inanç, aşk ve umut. Ortada yer alan aşk kapısı diğerlerinden daha büyük. Katedral içi de Donato Mascagni’nin Rönesans resimleri ile süslenmiş. Bebek  Mozart da bu katedralde vaftiz edilmiş. 

 

Barok stilli Katedral 1600’lı yıllarda yapılsa da burada ilk katedral 767 yılında yapılmış, yangın sonrası 1167 de yeniden yapılmış. Katedralin alt katında eski kiliselerden korunan eserleri görebilirsiniz.

Residanz Platz

Eski şehrin en önemli meydanlarından biri. Meydanın ortasında at çeşmesi yer alıyor. Roma döneminden kalma bir meydanın üzerine  1596 yılında Salzburg Archbishop  Sarayı yapılmış ve meydan düzenlenmiş. Saray özel olarak dekore edilmiş ve ayrıca Rambrant ve Ruben tablolarının da bulunduğu sanat galerisi eklenmiş.  1602 yılında Piskopos meydanın doğusuna misafir evi kullanmak için yeni sarayı inşa edilmiş. Bu binaya 1929 yılında Johann Michael tarafından Salzburg Panoraması Tablosu yapılmış. 360 derecelik panaromada 1800’lerin başlarındaki birçok Avrupa şehirlerinin resimleri yapılmış.

Şehirdeki en önemli etkinlikler bu meydanda düzenleniyor. Bizim bulunduğumuzda festival döneminde meydanın ortasına lunapark kurulmuş, masalar yerleştirilmiş, müzik çalıyor ve halk biralarını içiyordu.

Mozartplatz

Mozart Meydanı da Residanz Meydanı’nın hemen yanında. Meydanın ortasında 1842 yılında yapılan Mozart’ın bronz heykeli yer alıyor.  Bu meydanda halkın toplandığı popüler meydanlardan biri.

Herbert-Von-Karajan Platz

Meydan 1603 yılında yapılmış. Prenslerin kullandığı atlar bu meydanda yıkanırmış. O yüzden havuz ve at figürleri yerleştirilmiş. Tabi meydan sadece at yıkamak için kullanılmamış, törenler, festivaller de bu meydanda yapılmış.

Eski şehirde at heykelleri ile süslü meydana Salzburg doğumlu ünlü orkestra şefinin adı verilmiş. Tabi ki Karajan o yıllarda yaşamamış. Ünlü şef Salzburg Easter Festivali ve Salzburg Whitsun Festivali’nin kurucusu olduğu için Meydana onun ismi verilmiş. 

Bundan sonraki bölümlerimizde eski şehirden köprü ile  nehrin diğer yönüne geçiyoruz. 

Makarz Platz

Makarz Meydanı yeni şehir tarafında, Meydan 8 numaralı bina Mozart’ın ailesinin yaşadığı binanın birinci katı Mozart Müzesi. Meydanın nehir yönünde bir köşesinde Salzburg Devlet Tiyatrosu yer alıyor. O yönde Mirabell Garden’ın ana girişi de bulunuyor. Meydanda diğer çarpıcı bina Salzburg’un ilk oteli Hotel Bristol. Meydanın yukarıda en hakim yerinde Trinity Kilisesi yer almaktadır. Nehrin sağ tarafındaki en göşterişli dini binalardan biri. Bizim bulunduğumuz dönemde restorasyonda idi içini gezemedik. Meydanın ortasındaki bronz heykel ise eski şehir meydanlarından farklı olarak ‘Walk of Modern Art’ , adından da anlaşılacağı gibi modern bir heykel.

Mirabell Sarayı

Mirabell Sarayı ve Bahçesi Salzburg’ta mutlaka görülmesi gereken listenin en üstlerinde yer alıyor. Saray eski şehirde değil nehrin diğer tarafında. 1606 yılında Piskopos Wolf Dietrich Sarayı sevgilisi Salome Alt için yaptırmış. Sarayın orijinal adı da sevgilinin adına göre Altenau Palace.  İşin içine sevgili girince Sarayın şehrin kalbinden uzak, şehir surlarının dışında yapılmasının nedeni ortaya çıkıyor.

Saray 1866 yılından sonra belediye tarafından satın alınmış. Melek heykelleri  ile süslenmiş merdivenlerden çıkılan balo salonu ücretsiz gezilebiliyor. Bu balo salonunda Wolfgang Mozart, babası ile konserler vermiş çocukken. Bugün salon konserlerin yanı sıra düğünler için de kiralanıyor. Avrupa’nın en güzel düğün salonlarından bir olarak kabul ediliyor bu tarihi salon. Bu salonda düğün yapma şansımız olmadığı açık ama aynı akşam bir konser dinleyebilirdik. Konser bilet fiyatları da makul 25 euro civarında idi. İlk gecemiz de dışarıda festival ortamı daha mı çekici geldi ne ilgi gösteremedik konsere. 

Sarayın bahçesinin peyzajı tipik barok formatı olarak geometrik tarzda düzenlenmiş. Sarayın girişinde pegasus heykeli ile pegasus çeşmesi yer alıyor. Bahçede büyük havuzun çevresindeki dört grup heykeller dört elementi temsil ediyor; ateş, hava, su ve toprak: Bahçenin her köşesinde  bir birinden güzel heykelleri, çeşmeler, asmadan yapılan tüneller, yürüyüş yolları size keyifli anlar geçirtecek, bir de mevsim sonbaharsa.

Hellburn Sarayı

Helburn Sarayı Prens Piskopos Sittikus tarafından 1613-1619 tarihleri arasında sadece eğlence için yapılmış bir saray. Öyle bir saray düşünün ki hiç yatak odası yok. Sadece kutlamalar ve yaz eğlenceleri için kullanılıyor. Aynı zamanda zenginliği de hayal etmek gerek sanki.

Sarayın  yemyeşil, çiçeklerle, havuzlarla, heykellerle süslü bahçesinde keyifle dolaşabilirsiniz. Biz böyle yapmış olsak da önerim hileli çeşmeler turu almanız. Sarayın sırtını dayadığı kayalardan akan şelaleler, sular arasına birbirinden ilginç çocuk, büyük herkesin ilgisini çeken çeşmeler yapılmış. Belirli saatlerde tur düzenleniyor. Bizim fazla zamanımız olmadığı için bu turu alamadık. Dünyada bir örneği olmayan bu eğlence kaçırılmamalı gibi geliyor. Görülebilecekleri canlandırmak için turun afişinden çektiğim fotoyu paylaşıyorum.

Saray eski şehre yakın değil. Makarz Platz otobüs durağından otobüs ile 15 dakikada gidebilirsiniz. Müze ve çeşmeler turu için bilet 13,50 euro, bu bölüm sadece Nisan – Ekim dönemi açık, bahçe tüm yıl açık, sadece bahçesinde gezmek için bile gidilebilir.

 

Salzburg’ta çok ilgimizi çeken yerler arasında tesadüfen gördüğümüz tüneller idi. Salzburg sırtını dağa dayamış, ancak dağın içine yapılan tüneller ile dağın arkasına farklı yerleşim bölgelerine ulaşım sağlanmış. Tünellerin içi de renkli aydınlatılmış, bazılarında ışıklı panolar yerleştirilmiş. Asıl tünelin giriş ve çıkış bölümleri de heykellerle süslenmiş, tünel girişi bile sanat eseri gibi özenle yapılmış. Bizim gördüğümüz giriş Herbert-Von-Karajan Meydanı’nın hemen yanında idi. Tüneli boydan boya kat ettik.

Salzburg’ta bizim görebildiğimiz yerler bu kadar oldu. Salzburg doya doya, yürüyerek keyifle gezilecek bir şehir. Birçok yazıda bir günde eski şehir yürüyerek gezebileceğiniz belirtiliyor. Mesafeler yakın olduğu için mümkün tabii ki. Ancak kesinlikle önermiyorum. Biz iki gece kaldık, ayrılırken yapamadıklarımız için burukluk hissetmedim diyemiyeceğim. Bu müzik şehrinde ve Orta Çağ sarayları, kalesi, kiliseleri, salonları, sokaklarında Mozart dinleme şansımız olabilirdi. Özel bir konsere gidemedik. Mozart’ın şehrinde çok ciddi bir eksiklik olsa gerek. Her şehirde mutlaka birkaç müze gezmeye çalışırım, bu tarih ve sanat şehrinde kaledeki müzeler dışındaki  müzeleri gezmeye zaman ayıramadık. Sadece tarihi değil Modern Sanat Müzesi de gezilip şehir manzarası da bu yüksek yerden seyredilebilirdi. Nehir gezisi de yapmadık. Havaalanı yakınındaki görülmesi gereken Hangarı da göremedik.  

Yeme İçme

Salzburg’da yenecek şeyler arasında şüphesi Avusturya’nın denemeden geçilemeyecek lezzeti şinitzel. Biz Avusturya’nın diğer yerlerinde bir hafta boyunca şinitzel tattık tabi ki. İki gün boyunca festival alanında zaman geçirdiğimiz için yerel atıştırmalıkları tercih ettik.

Festival alanında standlarda yer alan özellikle hamur ürünlerini tek tek tattık diyebiliriz. Bizim simitimiz gibi olan brezenler çeşit çeşit. Hatta çikolatalı Mozart Brezen bile var. Bizim pişilere benzeyen boş longoslar yanı sıra içleri doldurulmuş longos fotoları da görünüyor. Yine tezgahlardan krep denedik tatlı niyetine çikolatalısını tercih ettik, tuzlusu, peynirlisi ve sebzelisi de vardı.

Alışveriş

Eski şehrin en ünlü caddesi Getreidegasse Caddesi ve Alter Markz Meydanı’ndaki çok renkli dükkanlardan Mozart temalı her türlü hediyelik eşya bulabilirsiniz. Ayrıca Mozart çikolataları da seçenekler arasında. Yiyecekleri bile Mozart temalı olan şehirde alacaklarınız sizin tercihiniz olacak. Ayrıca tuz madeni ile ünlü şehir de tuzdan yapılı çok sayıda obje bulabilirsiniz. Ben tuzdan yapılma mumluk almayı tercih ettim anı olarak.

Son Söz

Salzburg tarihi Orta Çağ şehri, bağımsızlık döneminde baş piskoposlarca yönetilen zengin şehirde barok eserlerle dini yapılar, saraylar, kale, meydanlar yapılmış, sanat eserlerine kaynaklar aktarılmış, sanatçılar desteklenmiş özel bir şehir yaratılmış. Asıl güzeli bu şehir sadece yapıları ile değil  kültür ve  sanatı ile zenginliğini sunmaya devam etmesi. Çok sayıda turist çeken, huzurla, keyifle, farklı lezzetleri tadarak gezeceğiniz bir şehir. Ulaşımı her anlamda kolay. Salzburg’a Avrupa gezilerinizde bir şekilde yolunuzu düşürüp sadece bir gün değil daha uzun süreli sakin sakin dolaşmanızı öneririm.

 

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz