Ohrid Gezi Rehberi-Doğa-Tarih- Kültür Üçü Bir Yerde

Kuzey Makedonya’nın doğal güzelliğiyle öne çıkan şirin tatil beldesi Ohrid, ülkenin güneybatısında Ohrid Gölü kıyısında ve Arnavutluk sınırı yakınında kurulmuş. Antik dönemdeki adı Lychnidos “ışık şehri” olan Ohrid’in arkeolojik bulgulara göre Avrupa’nın en eski yerleşim yerlerinden olduğu düşünülüyor. Şehir küçük olmasına karşın Anadolu gibi tarih boyunca birçok uygarlığa ev sahipliği yaptığından farklı kültürlerin harmanlandığı zengin kültürel dokusuyla da çok özel.  

Ohrid adı Bulgarların şehri fethi  sonrasında ilk kez 879 yılında kullanılmış. “Vo hridi” ifadesinden geldiği düşünülen Ohrid “Tepede” anlamına geliyormuş. Orta Çağ’da Slav Hristiyanlığın merkezi olan şehirde, efsaneye göre yılın her gününe  bir kilise düşecek şekilde toplam 365 kilise yapılmış. Bu yüzden hala Balkanların Kudüs’ü olarak anılmaktaymış.

14. yy’ın  sonlarından 1912 yılına kadar uzun bir dönem Osmanlı Devleti yönetiminde kalması nedeniyle  yaşam biçimi, yemek, dil gibi  ortak kültürel yönlerimizin bulunabildiği Ohrid, bize sıcak gelen, evinizdeymiş hissi veren bir şehir.

Selanik, Manastır ve Resne ile birlikte  Ohrid,  Genç Türklerin örgütlendiği ve İkinci Meşrutiyet’in ilanına yol açan muhalif hareketin başladığı bölgeler arasında olması nedeniyle yakın tarihimiz açısından da önemli bir yere sahip.  

Ulaşım

Belgrad’dan Ohrid’e gece 12 saat süren otobüs yolculuğu ile ulaştık (3.650 RSD = 30 Euro). Bir şekilde kara/hava yolu  ya da özel araçla Üsküp’e gelip Ohrid’e ulaşılabilir. Üsküp’den otobüs yolculuğu 3-3,5 saat sürüyor. Arnavutluk-Tiran’dan doğrudan Struga ve Ohrid’e giden otobüsler de diğer bir ulaşım tercihi olabilir. Şehirde demiryolu bulunmuyor. Sınırlı sayıda ülke uçuşuna açık ufak bir havaalanı var. 




Ohrid’de şehir içi yürüyerek yarım günde dolaşılabilir. Ancak  bizim gibi şehrin çevresini de yeterince gezmek istiyorsanız araba kiralamak ya da taksi tutmak gerekli. Biz Manastır, Resne ve Struga için günübirlik taksi tutmayı düşünmüştük. Bu amaçla apart sahibimizin önerisi ile turizm ofisine taksi sorduk. Şansımıza Ohrid’li taksi şoförü İlya karşımıza çıktı. Üç gün İlya ile gezdik, hatta Ohrid’den Üsküp’e İlya’nın rahat arabası ile birçok yere uğrayarak gittik. Yolu ve çevreyi iyi bilen bize hem rehberlik hem şoförlük yapan İlya sayesinde umduğumuzdan daha çok yeri doyasıya gezme şansı yakaladık. Ohrid ve çevresini gezeceklere İlya ile gezmelerini öneririz. Dört kişi kiraladığımız taksiye günlük 100 Euro ödedik.

Konaklama

Şehir küçük ve göl kenarına ulaşmak kolay olduğu için mutlaka göl kenarında konaklamak şart değil. Bizim konakladığımız ve memnun kaldığımız Villa Emilija arka sokaklarda bir apart oteldi (iki kişilik oda 1 gecelik konaklama 20 Euro). Sadece deniz ve  plaj tatili için gelindiğinde göl kenarındaki plajı olan oteller tercih edilebilir. 

Ne Zaman Gidilir

Havaların iyi ve yağışların az olduğu Haziran-Eylül en uygun dönem. Ancak, deniz tatili düşünüldüğünde, diğer aylarda suyun soğuk olabileceği dikkate alınarak, Temmuz ve Ağustos ayları tercih edilmeli.

Ohrid Gezilecek Yerler

İlk yerleşim yeri göl kıyısında yükselen tepenin üzerinde küçük bir alanda kurulmuş. Ohrid’in merkezinde gezip görülecek yerlerin hemen hepsi burada eski şehir bölgesinde toplanmış ve birbirine yürüme mesafesinde bulunuyor. 

Göl kenarında yürüyerek şehir merkezine giderken ana meydanın yanında bulunan küçük liman ve turizm ofisini görüyoruz. Sveti Naum’a giden tekneler de buradan hareket ediyor.

Şehir meydanındaki parkta ilk gözümüze çarpan Kiril alfabesinin mucidi Kiril ve Metody kardeşlerin heykeli oluyor. Meydanın etrafında ve meydana çıkan yollarda restoranlar, kafeler, hediyelik eşya dükkanları var.

Parkın yanında Erken Hristiyanlık döneminde bu bölgede Hristiyanlığı yayan iki önemli azizden biri olan St. Clement’in (840-916) bir anıtı bulunuyor. 

Eski Şehir

Eski şehir bölgesindeki Makedon evlerin mimarisi Safranbolu evlerine benziyor. Burada yeni yapılaşmaya izin verilmiyor. Şehri keşfetmenin en güzel yolu Arnavut kaldırımlı sokakları arşınlamak ve daracık sokaklarında kaybolmaktan geçiyor. Biz de öyle yapıyoruz, bunun için en az yarım gün ayırmak şart. Eski şehir bölgesindeki yerleri gezdiğimiz sırayla  tanıtmaya çalışacağım, ilk durağımız Ayasofya Kilisesi oluyor.

Church of The Sophia/Ayasofya Kilisesi

Ohrid’i kilise ve manastırlar şehri olarak tanımlamak yanlış olmaz. Ancak tarihi kiliselerin çoğu korunamamış, günümüze ulaşan  önemli kiliseler eski şehir bölgesinde bulunuyor. 11. yy’da inşa edilen Ayasofya Kilisesi, Ohrid Başpiskoposluğu’nun katedral kilisesiymiş. Osmanlı yönetimi döneminde 15. yy’da  cami olarak kullanılan kilise akustiği ve Bizans sanatını yansıtan büyük duvar freskleri ile ünlü. Belki siz festival döneminde bir konsere denk gelir ve akustiğini deneme şansı bulabilirsiniz. Giriş ücreti 100 MKD.

Antik Tiyatro

Helenistik dönemde tiyatro, Roma döneminde  gladyatörlerin  dövüş alanı arena olarak kullanılan antik tiyatro, günümüzde festivallere ev sahipliği yapan konser, sanat ve kültürel etkinliklerin gerçekleştirildiği bir mekana evrilmiş.

Tarihi Çınar Ağacı

Eski şehrin meydanında bulunan ve doğal anıt ilan edilen 1100 yıllık çınar korumaya alınmış.  Görmüş geçirmiş yıllara meydan okuyan bu bilge ağacın yanında insan kendini hiç hissediyor.

Holy Mother of God Peribleptos (St. Clement) Kilisesi

13. yy ‘da inşa edilen kilise Bakire Meryem’e adanmış. Kilisenin perspektif dışında Rönesans sanatının tüm özelliklerine sahip olduğu iddia edilen freskleri, orijinal hali ile korunmuş. Değerli freskleri nedeniyle Rönesans’ın İtalya’dan önce burada başladığı rivayet ediliyor. Ayasofya Kilisesinin camiye dönüşmesiyle Ohrid Başpiskoposluğu’nun merkezi olmuş. St Clement’in ve Başpiskoposluğun kütüphanesi ile ikon vb. değerli eşyaları buraya taşındığından ikinci bir ad olarak St. Clement adını almış. Kilise içinde resim çekilmesine izin verilmiyor.Giriş ücreti 100 MKD.

Kilisenin yanı başındaki bu heybetli konak, hepimizin izlediği televizyon dizisi “Elveda Rumeli” deki   kaymakam evi oluyormuş. 

Çar Samuel Kalesi

Eski şehrin konumlandığı tepenin en yüksek bölgesinde Orta Çağ döneminden kalan  kale var. Ohrid Limanına kadar yayılan 3 km uzunluğundaki kalenin surlarının yüksekliği 3-16 metre arasında değişiyormuş. 

Şehrin Bizanslılar, Slavlar ve Osmanlılar tarafından yönetildiği tüm dönemleri yaşayan kale, tarih boyunca  birçok kez tahrip edilip yeniden inşa edilmiş. 

Buradan seyrine doyamadığımız şehir ve göl manzarası her şeye bedel…Bize ne toptan, tüfekten, kaleden…Bence kalenin asıl çekici yönü muhteşem manzarası…Giriş ücreti 60 MKD.





Saint Clement ve Panteleimon Manastırı

Plaosnik, Makedonyanın en önemli arkeolojik alanlarından. Bu bölgede Orta Çağ’dan ve Osmanlı döneminden kalan yapıların altında 5. ve 6. yy’dan kalma renkli döşeme mozaiğine sahip iki erken dönem Hristiyan bazilikası ile vaftizhaneler bulunmuş. St. Clement Manastırı,  tam da bu arkeolojik alanda Panteleimon Manastırı’nın temelleri üzerine kurulmuş. Ohri’nin ilk Slav piskoposu St. Clement ilk Slav okulunu açmış. Öğrencisi St. Naum’u kutsal metinlerin öğretisine yardım etmek için davet etmiş, birlikte kutsal metinleri Slav diline çevirmişler. Öğrencilerin sayısının artması üzerine  St. Naum  Ohrid Gölü’nün diğer ucunda St. Naum Manastırı’nı kurmuş. Bizim ziyaret ettiğimiz tarihte Manastırın çevresinde muhtemelen teoloji eğitimi verecek okul inşaatı sürüyordu. Giriş ücreti 100 MKD. 

Sinan Çelebi Türbesi

Manastırın yakınında Sinan Çelebi’nin türbesi bulunuyor. Osmanlı yönetiminde Ohrid’de yapılan camilerin vakfiyeleri de varmış. Cami ve Sinan Çelebi’ye ait vakfiye  yıkılmış, günümüzde sadece Sinan Çelebi’nin türbesi kalmış.

St. John Kaneo Kilisesi 

Aziz John Kaneo Kilisesi adını aldığı Kaneo sahilinin üstündeki göle hakim tepeye inşa edilmiş. Teolog St. John’a adanmış olan kilise aynı zamanda Ohrid’in en güzel manzaralı ve en fotojenik kilisesi unvanını taşıyor. Yapım yılı kesin olarak bilinmemekle birlikte son yapılan yapılan restorasyonlarda kubbesinde 1290 yılına ait değerli freskler bulunmuş. Kilisenin çarpıcı dış mimarisi kadar içinin sadeliği de beni etkiledi.

Eski şehir bölgesindeki turumuzu bu kilisede izlediğimiz nefis gün batımıyla tamamladık. 

Ohrid Gölü 

Avrupa’nın en derin ve en temiz gölü. Gölün 248 m2 si Makedonya 110 m2 si Arnavutluk sınırları içinde bulunuyor. Güneydoğudaki Prespa Gölü’ne yeraltı kanallarıyla bağlanıyor. 200 den fazla endemik tür barındırıyor. Ancak, aşırı avlanma nedeniyle balık türlerinde azalma görüldüğünden gölde balık avına sıkı kontrol getirilmiş. 

İkinci gün Sveti Naum’a göl üzerinden katamaran ile gittik. Tekneler ve katamaranlar ana meydandaki küçük limandan saat 10.00 da hareket ediyor. Burada dikkat edilmesi gereken husus büyük tekneler ara duraklara uğramadan doğrudan Sveti Naum’a gidiyor (10 Euro), katamaranlar ise Su Müzesi ve kiliselerin bulunduğu kıyılarda da mola veriyor (20 Euro). Biz katamaran turuna katıldık, Sveti Naum  ve Manastırı yanında Su Tarih Müzesi ile Mother Of Zahumska Kilisesi’ni de görebildik.


Ohrid’in en fotojenik kilisesi St. John Kaneo’ nun denizden profili de çok güzel görünüyordu.  

Oteller, tatil köyü, kamping ve balıkçı köylerinin bulunduğu kıyılardan geçtik. Kuzey Makedonya Başkanının rezidansı da göl kıyısındaymış ancak,  kaptan anons yapmasa asla fark edemezdik.  Gölün karşı kıyısındaki Arnavutluk’a ait yerleşim yerleri de görülebiliyor.

Prehistoric Museum on Water at the Bay of Bones/ Su Tarih Müzesi

Denizaltında 1997-2005 yılları arasında yapılan kazılarda Balkanların en eski kabilesi olan Bryges’e ait kalıntılar bulunmuş. Kalıntıları bulunan yüzen köy aslına uygun olarak yeniden canlandırılmış. Tarih öncesi dönemi yansıtan bu evlerden 21’i  dikdörtgen şeklinde inşa edilirken toplantı ve ritüel amaçlı kullanıldığı anlaşılan üçü yuvarlak yapılmış. 

Yine bu kazılarda çıkarılan eserler 2008 yılında açılan müzede sergileniyor. Giriş ücreti 100 MKD. Ohrid’in 14 km uzağındaki müzeye kara yolundan da ulaşılabilir. 





Mother of Zahumska Kilisesi

Çok özel bir yerde bulunan bu kiliseye kara yolundan ulaşılması mümkün değil, sadece deniz yolu ile gidilebiliyor. 1361 yılında yapılan ilk kilisenin yıkılması üzerine 1898 yılında yeniden inşa edilmiş. Giriş ücreti 100 MKD.

Sveti Naum Bölgesi ve Manastırı

Arnavutluk sınırına yakın,  Ohrid’in 30 km güneyinde, Galicica Ulusal Parkı’nda yer alan bu bölge, gölü besleyen su kaynakları,  St. Naum Manastırı, restoranları, plajları ve cennet gibi doğasıyla Ohrid’in en popüler ziyaret mekanı. 

St. Naum Manastırı, göl kenarında yükselen  yamacın üzerinde  Aziz Naum (835-910) tarafından 900 yılında kurulmuş. Slav kilise ve mimarisinin ilk örneklerindenmiş. 

Manastırın Kilisesi 18. yy’da yenilenmiş, Arnavut Trpo Zograf tarafından yapılan fresklerle süslenmiş. Bugün Manastırın büyük kısmı otel ve restorana dönüştürülmüş.

Güzel tasarlanmış bahçesinden ve tavus kuşlarından bahsetmezsek St. Naum Manastırı eksik kalır.  Renksiz beyaz bir tavus kuşuna ilk kez rastladım, albino olabilir mi diye araştırdım. Evet gerçekten albino tavus kuşu olarak adlandırılıyormuş ancak, hastalıklı bir tür değil, Hint mavisi tavus kuşunun bir türüymüş. 

Bu küçük St. Petka şapelinin arkasında şifa niyetine içilen su kaynağı var.

Biz vakit ayıramadık  ama  bence Sveti Naum’un olmazsa olmazı olan kayık  gezintisi mutlaka yapılmalı, gölü besleyen su kaynakları (Gökovadaki Azmakbaşı gibi) görülmeli (2-3 Euro).

Ohrid’in Yakınındaki  Yerler

Ohrid’in yakınındaki Duvalo Volkanı, Resne ve  Manastır’ı  dört  kişi olmanın avantajını kullanarak taksi kiralayarak gezdik, dönüşümüzü Prespa Gölünü de görerek ve Galicica Ulusal Parkı üzerinden gerçekleştirdik. 

UNESCO’nun Ohrid’in Dünya Mirası Listesi’nden çıkarılabileceği uyarısı üzerine Kuzey Makedon Hükümetince Galicica Ulusal Parkı’nda 30.000 kişilik bir kayak merkezi inşa etme planından şimdilik vazgeçilmiş. Kuzey Makedonya, Avupa’nın en düşük GSYİH’ na sahip ülkeleri arasında bulunuyor ve turizm sektörü  ülkenin kalkınmasında önemli bir  yere sahip. Umarım bölgedeki turizmin gelişimi, doğal çevre ve tarihi-kültürel değerlere zarar vermeden sorumlu bir şekilde planlanır.  

Prespa  Gölü’nün 3 ülke; Yunanistan, Kuzey Makedonya  ve Arnavutluk ile sınırı var. Gölün üzerinde Makedonya’ya ait ve insanların yaşamadığı Büyük Şehir Adası bulunuyor. “Yılan”  ve  “Pelikan”  adaya verilen diğer adlar. Dönüş yolunda birkaç ailenin yaşadığı Upper Horse köyüne uğradık.  Büyük ölçüde göç veren ıssız köy bizde bir film karesini izliyormuş hissi  oluşturdu.

Duvalo Volkanı

Ohrid’in 7 km kuzeyinde Kosel köyünde bulunan bu sönmüş volkanın Balkanların en son aktif volkanı olduğu ifade ediliyor. Aslında ufacık bir tepe ve üzerinde oluşmuş birkaç küçük krater görüyoruz.  Kraterlerden çıkan  hidrojen sülfür ve karbondioksit gazı arıların ve yakınındaki canlıların ölümüne neden olmuş. Arıların akıbetine uğramamak için fazla merak iyi değil deyip uzaklaşıyoruz…  

Resne

Manastır yolu üzerinde bulunan, İkinci Meşrutiyet’in ilanına yol açan isyan hareketinin öncülerinden kabul edilen Resneli Niyazi Bey’in (1873-1913) memleketi,  Resne’yi de özellikle gezi planımıza dahil ettik.

Resneli Niyazi Bey’in arkadaşının Paris’ten gönderdiği  kartpostal resminden esinlenerek yaptırdığı ancak hiç yaşamadığı bu köşk, kültür evi olarak kullanılıyor. Köşkte Resneli Niyazi’yi anımsatan hiçbir bilgiye yer verilmemesi üzüntü vericiydi.

Eski dönemlerde killi toprak yapısı nedeniyle Resne’de çömlekçilik ve seramikçilik çok gelişmiş. Kültür evinde Dünyanın sayılı seramik koleksiyonları arasında sayılan Resne seramikleri  ile Makedonyalı ressam Kereka Visulceva (1910-2004) nın resimleri sergileniyor.  

Köşkün karşısında yolun diğer tarafında ise  Niyazi Bey’in yaşadığı, özel mülkiyete ait evi dışından görüyoruz.

Günümüzdeki Resne, nüfus çoğunluğu hristiyan olan, geçim kaynağı tarıma dayanan küçük bir yerleşim yeri. Özellikle elma yetiştiriciliği yaygın. Resne’nin  girişindeki yol  üzerindeki caminin altında  Resne’nin tek  lokantası bulunuyor. İşletmecisi hristiyan olan lokantanın menüsünde hassasiyet gösterilerek  domuz etine yer verilmemiş.    

Manastır (Bitola)

Etrafı dağlarla çevrili, dağ eteğine kurulmuş  sevimli yemyeşil bir şehir. Birinci Dünya Savaşı’nda büyük yıkıma uğrayan şehir küllerinden yeniden doğmuş. Şehre Dragor nehri yanındaki yoldan giriyoruz, yolun bir tarafında tarihi binalar sıralanmış. 

Kuzey Makedonya’nın iş ve ticaret merkezi olan bu şehre öncelikli gelme nedenimiz Atatürk’ün 1896-1898 yıllarında eğitim gördüğü Manastır Askeri Rüştiyesi ve İdadisini ziyaret etmek. Trafiğe kapalı Şirok caddesinin sonunda bulunan  okul günümüzde Manastır Milli Enstitüsü ve Müzesi olarak hizmet veriyor. 

Müzede Atatürk için anı odası düzenlenmiş.

Ayrıca karma müzede siyasi mücadele tarihini anlatan doküman ve belgeler ile etnografik  doküman ve belgeler birlikte sergileniyor. Ancak, müzenin daha etkileyici ve bakımlı olmasını beklerdim, doğrusu hayal kırıklığı yaşadım. Giriş ücreti 120 MKD.

Eski Çarşı Meydanında  Saat Kulesi, Yeni Cami, İshak Paşa Cami ve Aziz Dimitra Kilisesi’ni  görüyoruz. Osmanlı yönetimi zamanında at pazarı olan bölge şimdi otoparka dönüşmüş.

Tarihi hamam ise market olarak kullanılıyor.

Şehrin oldukça hareketli ve eski dokunun korunduğu Şirok caddesinde birçok kafe ve restoran var.  Biz,  Dragor nehrinin kenarındaki mütavazı lokantayı tercih ettik, burada tattığımız kuru fasulyenin lezzetinden memnun kaldık. 

Manastır ziyaretimiz günübirlikti, bu tarihi ve şirin şehirde daha uzun vakit geçirip 1 gece konaklamak uygun olabilir. Kısıtlı zamanımızı etkin kullanabilmek için taksi kiraladık ama şehir merkezine 2 km uzaklıkta bulunan Ohrid otogarından kalkan otobüsler ile rahatlıkla gelinebilir. Ohrid-Manastır arası 70 km  ve seyahat yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. 

Manastırın 4 km yakınında görmeye zaman bulamadığımız Romalılar döneminden kalan antik bir şehrin de  bulunduğunu arkeoloji meraklılarına duyururum. 




Struga

Ülkenin güneybatısında, Ohrid’e 15 km uzaklıkta Crni Drim (Kara Drim) nehrinin iki tarafında kurulmuş küçük bir yerleşim yeri. Kuzey Makedonya’nın Müslüman nüfusu yoğun şehirlerinden. Makedonlar Struga için “Struga nema druga- Başka Struga yok”  deseler de Üsküp’e giderken güzergahımız üzerinde bulunan Struga’ya Ohrid Gölü’nün  Kara Dirim nehrine aktığı yeri görmek amacıyla uğradık, şehri kapsamlı gezemedik. Arnavutluk sınırına  15 km mesafede bulunan Struga’ya  bu ülke üzerinden de ulaşmak mümkün.

Struga şehrindeki göl kıyısından başlayan Kara Drim, Anavutluk sınırından geçip Adriyatik denizine dökülüyor.  Nedense nehrin Struga tarafında kalan temiz bölümüne “Kara Drim”, Arnavutluk’a gelene kadar suyu kirlendiği halde bu ülke sınırlarında kalan bölümüne “Ak Drim” deniliyor. Ohrid Gölü’nün su seviyesi gölün sularını drene eden Kara Drim’in taşıdığı su ile dengeleniyormuş.  

Ohrid, Ohrid incisi diye bilinen özel bir inci ile ünlü. Bu inci bildiğimiz inciler gibi midyenin içinde oluşmuyor, tamamen insan eli ile  sardalyaya benzeyen “plasica” adlı balığın pulu işlenerek yapılıyor ve yapımını sadece iki aile biliyormuş. Tesadüf  orada bulunduğumuz sırada balıkçılar plasica tutuyorlardı. Rehberimiz ve şoförümüz İlya bize balıkçılardan aldığı bu balığı ve pulunu gösterdi.

Ohrid Gölünde yaşayan balıkların en meşhurlarından olan yılan balıkları da belirli dönemlerde bu nehirden geçiyorlar ve geçişi kapatan balıkçılara bol av oluyorlarmış. 

Ohrid Gölünü besleyen suların doğduğu Sveti Naum ile göl sularının boşaldığı Struga Kara Drim’i karşılaştırmam gerekirse Sveti Naum’u mutlaka, Struga’yı ise zamanınız varsa görün derim. 

Sonraki durağımız Üsküp’e  otoban dışındaki uzun yoldan gittik. Yol üzerindeki köyleri ve hidroelektrik santralini gördük. Bol yeşil ve büyüleyici manzaraların eşlik ettiği çok güzel bir güzergahtı. 

Yeme İçme ve Alışveriş

Yemekler bizim damak zevkimize uygun, yeme ve içme sorun değil. Yiyecekler organik ve doğal olduğundan en basit yemekler bile lezzetli ve porsiyonlar büyük.

Biz deniz ürünlerini (balık çorbası, kalamar, balık) tercih ettik. Domates ve soğanla pişirilen Ohrid alabalığını özellikle öneririm. Bir tatlı su balığı olan alabalığın aslında yavan bir tadı vardır ama soslanmış Ohrid alabalığı cidden çok lezizdi. Bir kilogram balığın fiyatı 2400 MKD yaklaşık 40 Euro idi ve dört kişi için yeterli geldi. Triliçe, dondurma ve börekleri de yine tadılabilecek diğer yerel lezzetler. Balığı özellikle en iyi balık restoranında yemek istedik, kime sorduysak Dalga Restoran’ın adını verdiler. Göl kenarında şık, güzel, hem de müzikli bir restoran tavsiye olunur. Bir gece de Lihnidos Restoranda balık çorbası ve kalamar denedik. İki yemek de lezzetliydi. Burası daha sade, kafe restoran tarzı. 

Magnet gibi küçük hatıra eşyaların dışında Ohrid’ den alınabilecek en özgün şey Ohrid incisi olacaktır. 

Son Söz

Arnavut  kaldırımlı sokakları, Safranbolu evlerine benzer  mimarisi, milli parkları, gölleri,  plajları ve zengin kültürel geçmişiyle Ohrid istisnasız herkesin sevip memnun kalacağı bir destinasyon.  Şehir küçük ama size geçirdiği duygular büyük. Akdeniz ülkesinde gibi kendinizi  rahat hissediyorsunuz, Türkçe konuşamasalar bile sizi anlıyorlar ve iletişim kurmakta zorlanmıyorsunuz,  vize yok, diğer Avrupa şehirlerine göre fiyatlar makul. Daha ne olsun… Özellikle kısa süreli tatiller için çok uygun derim. Tabii ki gölün ve muhteşem doğanın tadını çıkarmak ve dinlenmek amacıyla  Ohrid’e bir kez daha  gelmek isterim.

Kuzey Makedonya’nın cennet köşesi için son sözüm şudur.”Ohrid  nema druga-Başka Ohrid yok” Nitekim, UNESCO tarafından 1980 yılında Dünya Mirası Listesi’ne alınması da bunu kanıtlıyor. 

Her anlamı ile güzel şehir Ohrid’i bizimle birlikte video ile gezmek isterseniz. Keyifli izlemeler.

Makedonya’nın başkenti Üsküp’ü de okumak isterseniz.

Üsküp Gezi Rehberi

 

 

 

2 thoughts on “Ohrid Gezi Rehberi-Doğa-Tarih- Kültür Üçü Bir Yerde

  • Pingback:Skopje - Üsküp Gezi Rehberi | Gezginim Gezgin

  • 08/11/2019 at 22:43
    Permalink

    Sözel anlatımı ve görseli ile harika bir Ohrid yazısı. Tanımadığım bu kenti gezmiş kadar olmak ancak böyle olabilirdi. Doğal güzelliği ile ilk fırsatta gezmeye çağıran bir kent. Yazı, gezme tercihimi bu bölge lehine fazlasıyla etkiledi. Çok çok teşekkürler. Salim Koç

    Reply

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz