Mardin Gezi Rehberi – Çok Renkli Mozaik

Mardin tarihi, kültürü, evleri, sokakları, dili, dini her şeyi ile çok zengin, renkli  şehrimiz…  Medeniyetin beşiği Mezopotamya’nın verimli topraklarında kurulmuş uygarlıkları ile tarihi Milattan önceye gidiyor. İlk hristiyanlığı benimseyen Süryaniler bu topraklarda hala yaşıyorlar. Anadolu’da  en çok manastır ve  kiliseye sahip şehirler arasında. Bu topraklarda İslamiyet 7. yy’da yeşermeye başlamış. Artuklular, Akkoyunlular, Osmanlı şehre mimari ve kültür olarak çok şey katmış. Artukluların başkenti olmuş Mardin. Tarih boyunca çok dil konuşulmuş şehirde. Bugün de sokakta dolaşırken en az dört dil duyuluyor. Türkçe, Kürtçe, Arapça, Süryanice. Etnik kökenleri farklı insanlar, Türkler, Kürtler, Süryaniler, Ezidiler, Keldaniler,  Ermeniler, Mahaldiler yaşıyor bu şehirde. Güzelliği, dilleri, dinleri, kültürleri farklı insanların yaşadığı şehirde ayrıca bir hoşgörü ve kardeşliğin içselleştirildiğini hissetmek mümkün sokaklarında. 

Mardin’i video ile gezmek ister misiniz? Videoyu izlemeden önce müziğe ilişkin açıklama yapmam gerekmekte.

Benim ve Özden Acar’ın fotoğrafları ve videoları ile hazırladığım Mardin videosu için yerel müzik ararken Kent Müzesi sunumunda da kullanılan Mardin’in Sesleri çalışması ile karşılaştım. Büyük bir tesadüf eseri projenin müzik yönetmenliğini yapan Mahir Mak ile tanıştım ve izni ile müziği kendi videomda kullandım. 

“Mardin’in Sesleri” filminde, Mardin’in geleneksel üç halk ezgisi, 48 müzik sanatçısı tarafından Türkçe, Arapça, Kürtçe, Süryanice ve Ermenice olarak seslendirilmiş.

Mardin yazısını okuduktan sonra youtube’dan 13 dakikalık Mardin’in Sesleri filmini izlemenizi öneririm.

Tabii sadece eski Mardin’den söz ediyoruz. Yeni Mardin farklı alana kurulmuş, yüksek binaları, geniş yolları ile her yerde görebileceğiniz ruhsuz bir şehir. Yeni Mardin’in tek faydası yapılaşma bu bölümde olduğu için Eski Mardin’in korunmuş olması diyebiliriz. 

Önce Mardin’in yerleşimine bakalım; dağın eteğinde, üst üste sıralanmış ve tümü Mezopotamya Ovası’na bakan evler. Evler çevrede bulunan kalker  taşlarından yapılmış ve  cepheleri dantel gibi işlenmiş, özel bir taş işçiliği ile. Bazı konakların yapımı 12. yy’lara Orta Çağ’a kadar gitmektedir.

Eski Mardin’in trafiğin tek yönlü aktığı tek bir caddesi var. Bu caddenin alt ve üst sokaklarına araç girmesi mümkün değil. Eski Mardin’e Diyarbakır Kapı’dan bu caddeden giriliyor, önce Cumhuriyet Meydanı’na ulaşılıyor, Meydanda Atatürk Heykeli ve Mardin Kent Müzesi yer alıyor. Caddenin üzerinde veya alt ve üst yollarda çok sayıda tarihi konaklar, camiler, kiliseler karşınıza çıkıyor. Önce ana caddeden başlayarak elinizde harita ile ara sokaklara da dalarak doyasıya dolaşabileceğiniz şehir. Yazımızda Mardin şehir içi ve çevrede görülecek birçok yeri bulabileceksiniz.

Biz Mardin’e Artuklu Üniversitesi tarafından düzenlenen Turizm Kongresi için gittik. Özellikle yeni Mardin’deki lüks kongre oteli yerine eski Mardin’de tarihi bir konak olan Tuğhan Otelde kaldık. Tuğhan Otel I. Caddenin üzerinde, her yere yürüyerek ulaşılabilecek konumda. Otelin tek sorunu hemen altında bulunan gece klubünden saat 12’ye kadar çalan müzik sesi. Biz dert edinmedik ve rahatsız olmadık. Otelin en  güzel yönü Mezopotamya ovasına hakim  terasında sabah kahvaltısı, güneş doğumu ve batımını seyretme lüksü. Mardin’e gidenlere mutlaka eski şehirde kalmalarını ve sokakları doya doya dolaşmalarını öneriyorum. Biz dört gece kaldık. Tam iki buçuk günümüzü Mardin sokaklarında yürüyerek, iki günümüzü de çevrede mutlaka görülmesi gereken yerlerde geçirdik. Tek tek hepsini birlikte gezeceğiz.

Ana Cadde diye başlamıştık oradan devam edelim. Gitmeden önce  nasıl gezeceğimizi bloglardan okumuştum. Otelimiz ana caddede ve hemen karşısında Turizm Ofisi yer alıyordu. İlk işimiz bu ofise uğramak oldu, bir çanta içinde hem gezi rehberi kitapçığı, harita ve bazı özel yerlere ilişkin kitapçıklar verdiler. Güzel detaylı bir harita hazırlanmış ancak gelmeden önce okuduğum ve öğrendiğim ana caddenin adı Cumhuriyet Caddesi olarak değil I. Cadde olarak yazıyordu. Bu çok şaşırtıcı geldi, zaten bir ana cadde var ve adı I. Cadde olarak verilmiş. Hangi tarihte, hangi gerekçe ve  hangi kararla Cumhuriyet Caddesi ismi uygun görülmedi ve değiştirildi. Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından bastırılmış kitaplar ve harita, 2017 yılı Temmuz ayında yayınlanmış, acaba bir önceki tanıtım kitaplarında hangi cadde ismi yazıyordu. Bu durumu açıkça yazmak ve bir açıklama  duymak isterim.

Gelelim Mardin’e ulaşıma; Mardin’e İzmir’den sabah uçtuk. İstanbul, Ankara ve İzmir’den direk uçuş ile ulaşmak en uygun yol. Havaalanı eski şehire 20 km uzaklıkta. Bizim ulaşımımız Üniversite tarafından sağlandı, ancak servis, minibüs ve  taksi ile ulaşım kolay. Mardin Kızıltepe minibüsleri de sizi şehre ulaştırabilir. Aslında üç, dört kişi gidilirse havaalanında 100 TL den başlayan fiyatlarla araba kiralanabilir. Üstelik Mardin’de araba kiralayarak en az iki gün çevre gezilerinizi de kolaylıkla yapabilirsiniz.

İlk gün öğlen şehre ulaşınca arkadaşlarım kongreye gittiler ben hemen sokaklara çıktım. Otelimiz caddenin nerede ise ortasındaydı. Kararımı otelin sağından başlamak şeklinde kullandım. Sokakta  aynı renk, olağanüstü taş işçiliğinin olduğu kocaman konakların ve dükkanların arasında yürümeye başladım. İlk çarpıcı binayı farkettim. Caddeye inen merdivenlerin ucundaki tarihi bina beni merdivenlere yöneltti. Önünden geçip gidemeyeceğiniz bina mimari yapısı, görkemli kapısı ve taş işçiliği ile beni içeriye çağırdı. Bu bina Mardin Olgunlaşma Enstitüsü’ymüş. Açık kapıdan hemen bahçeye dalarak hayran hayran binanın dışındaki taş işçiliğini seyrettim. Kapının önünde oturan görevli bayanları görünce içeriye girebilir miyim diye sordum. Evet cevabı ile içeriye daldım. Yüksek tavanları etkileyici binanın ilk katında öğrenci ve kursiyerlerin el işi çalışmaları sergileniyordu. 

Binanın işçiliğinin  yanı sıra Mezopotamya ovasına hakim yüksek konumu da Ulu Cami minaresi ile birlikte size eşsiz bir manzara sunuyor.

Liseden sonra hemen arkada yer alan Zinciriye Medresesi ikinci durağım oldu. Kalenin hemen altında tüm Mezopotamya’ya hakim, şehrin  birçok noktasından görünen etkileyici mimarisi ve muazzam taş işçiliği ile özel bir Medrese. Son Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa tarafından 1385 yılında yaptırılmış. Timur’a karşı ordusu ile savaşmış ve bu Medresede hapis tutulmuştur. İsa Bey’in türbesi de bu Medresededir. Asıl ismi  Sultan İsa Medresesi olmasına rağmen, zincirleri nedeni ile Zinciriye Medresesi olarak bilinmektedir. Zincirlerin yapılış amacı da eriyen karların duvara zarar vermeden akması ve yosun tutmanın engellenmesiymiş.

Kapıda iki Mardinli genç karşıladı, ben sorular sormaya başlayınca turizm gönüllüleriyiz sizi gezdirelim dediler. İlk katta ortada yer alan çeşme ve aktığı yolu anlatmakla başladılar. Çeşme ve akış yolu insan ömrünü anlatıyor. Suyun çıkışı insanın ilk ana rahmine düşüşü, ilk oluk çocukluğu, aynalı ve geniş bölüm gençliği ve güzelliği anlatıyor. İnce uzun bölüm ise zor geçen yaşlılığı anlatıyor. 

Rehber gençler ayrıca suyun üzerine düşen görüntümü de çekerek suyun yansıtmasını da gösterdiler.

Medrese özellikle yüksek yere kurulmuş, amaç  aynı zamanda rasathane olarak kullanılmasıymış. Birinci katta cami olarak kullanılan bölümü de gördükten sonra gezi bitmiş gibi oldu. Gitmeden önce Mardin’de gezilecek yerleri çalışıp Zinciriye Medresesi’ni de özel olarak zihnime kaydetmiştim. Bloglarda zincir resmi ve hakim manzarayı hatırladığım için üst kata çıkıp  çıkamayacağımızı sordum. Gelen cevap çok ilginçti; Üst katın kilitli olduğunu, buradaki görevlinin aslında cami imamı olduğunu, camiye de ibadet amaçlı kimse gelmediğinden imamının da burada olmadığı zamanlarda üst katı kilitlediğini söyledi gönüllü rehberler. Benim çok üzüldüğümü görünce bir dakika biz anahtarın yerini biliyoruz kimseye söylemeyin sizi çıkartalım dediler. O arada bir aile de içeriyi geziyordu. Bizi hep beraber yukarıya çıkarıp, tekrar üzerimizden kapıyı kilitlediler ve 10 dakika sonra gelip kapıyı açtılar. Sadece bana sempatileri nedeni ile üst katı açtılar ve o muazzam görüntüyü fotoğraflama şansını verdiler. Ertesi gün arkadaşlarım aynı medreseyi görmeye gittiler. Ege Üniversitesi’nde turizm bölümünde yönetici ve öğretim  üyesi olan dört arkadaşım çok ısrar etmelerine rağmen üst kata çıkartılmadılar. Dünya Mirası Listesi’ndeki tek şehrimizde 700 yıllık dünya harikası medresenin ikinci katına çıkmak sanki bir ayrıcalık, kişinin keyfine bağlı. Dünyada turistik şehirlerde turistlere güzellikler tanıtılmaya uğraşılırken Mardin medresesinde yaşanan durum bu güzel şehrimize yakışmıyor.

Medresenin üst katındaki iki dilimli kubbesi, aralarındaki zincirler ve müthiş Mezopotamya fotoğraflarına ve güzelliğe bakar mısınız? Mardin Müzesi yeni yerine taşınmadan önce Zinciriye Medresesi eserlere ev sahipliği yapmış. Sanki sonrasında uygun kişilerin görevlendirilmesinde ihmal yaşanmış görünüyor.

Bu arada Zinciriye Medresi resimde görüldüğü gibi kalenin altında yer almakta. Mardin’in yerleştiği dağın en yüksek yerinde kale yer almakta. Ancak bu kale yıllardır ziyarete kapalı. 

Ulu Cami

Ulu Cami Minaresi Mardin’in nerede ise her noktasından görünen şehrin simgesi.  Şehrin en eski camisi. Artuklular döneminde 12.yy’da çifte minareli olarak yapılmış. Ancak 19.yy’da   bugün gördüğümüz yivli, süslü minare yapılmış ve   cami tamamen restore edilmiş. 

Eski PTT Binası

I.Cadde üzerinde, Şehidiye Medresesi’nin karşısında  Mardin mimarisinin en gösterişli, en büyük konaklarından biri yer alıyor. 1890 yılında Şahtana ailesi  tarafından bir Ermeni mimara yaptırılmış. Bir dönem hastane, sonra otel olan konak en son PTT binası olarak kullanılmış. Şu anda Artuklu Üniversitesi tarafından  kiralanmış olan bina, Üniversitenin Uygulama Oteli. İçini gezip çay kahve içebilirsiniz ancak bizim bulunduğumuz dönemde Ekim/2017’de iyi bir işletmecilik anlayışı görünmüyordu. Umarım Üniversite bu tarihi mirasın güzel bir şekilde ve amaçla kullanılmasına sahip çıkabilir. 

Şehidiye Medresesi

Birinci Cadde üzerinde 13 yy’da Artuklular döneminde yaptırılan Şehidiye Medresesi yapılan eklemelerle özgünlüğünden uzaklaşmıştır. Medrese içinde bulunan küçük caminin minaresi de 1916 yılında yapılmış.

Mardin fotograflarımızın en güzelleri İzmirli fotograf sanatçısı Özden Acar’ın özel çekip bana kullanma izni verdiği fotograflardan oluşuyor. Özden Acar’ın çektiği üstte yer alan  Şehidiye Medresesi fotoğrafının yanı sıra fotoğraf çekim anının da buraya yakıştığını düşünüyorum.


Mardin’de geçirdiğimiz her akşam üzeri Mezopotamya Ovası ve şehrin taş dokusunun üzerinde muhteşem güneş batışını izledik. Güneş batışı izlemek için en güzel yer olarak Seyr-İ Mardin Cafe’yi önerebiliriz. Şehre ve ovaya hakim yerde isterseniz sadece kahvenizi yudumlayıp, isterseniz güzel Mardin yemekleri ile güneşi batırabilirsiniz.

Şehrin güneş doğuşu da ayrı güzel.  I.Cadde üzerinde yer alan otelimizin terasından da güneş doğuşu manzarası eşsizdi.

Kasimiye Medresesi

Mardin’in en büyük eğitim kurumlarından biri. Yapımına Artuklular döneminde başlanmış, ama Akkoyunlular döneminde 15. yy’da tamamlanabilmiş. Yapımına büyük ihtimalle Zinciriye Medresesi’ni yapan mimar tarafından başlanmış ve Zinciriye Medresesi ile benzer mimariye sahip. Avludaki çeşme, hayat evrelerini gösteren su olukları ve havuz aynı şekildedir. İçindeki cami  ve türbenin varlığı bir külliye olarak yapıldığını ortaya koymaktadır.

Mardin Kent Müzesi

İkinci güne Kent Müzesi ile başladık. Mardin Kent Müzesi Cumhuriyet Meydanı’nda hemen Atatürk Heykeli’nin arkasında yer alıyor. Tarihi binası 1895 yılında Süryani Katolik Patrikhanesi olarak yapılmış. Önceleri dini amaçlı kullanılan bina daha sonra ağırlıklı kamu binası olarak kullanılmış. Kültür Bakanlığı Süryani Katolik Vakfı’ndan satın almış ve 2000 yılında Zinciriye Medresi’nde yer alan Müze yeni binasına taşınmış.

 
Mardin gezinize Kent Müzesi ile başlamanızı öneririz.

Arkeolojik eserlerin olduğu bölüme başlamadan  ‘Arkeopark Müze Eğitim Salonu’ ile müzeye giriş yapıyorsunuz. Güleryüzlü genç görevliler sizi tarihi para basmak ister misiniz sorusu ile karşılıyorlar. Elinize yuvarlak metali veriyorlar siz de tarihi  sikkenizi tarihi yöntemle basıp elinize alıyorsunuz. Hemen sonra yine bölgeye özgü taş baskı yöntemi  ile kumaş boyaması yapıp yine anı olarak yanınıza alıyorsunuz. Tüm bunlar için de sadece katkı olarak 5 TL ödüyorsunuz. Bu etkinlikler çocuklar için ücretsiz.  Ayrıca yine müzeyi gezmeye başlamadan sizi bir salona alıyorlar ve Mardin’in sesleri isimli bir görüntülü sunum izleyebiliyorsunuz. Çok güzel bir sunum, kulağınızda Mardin’in çok dilli melodileri ile eserler bölümüne geçiyorsunuz.

Müzenin ana bölümünde sergilenen eserler de yörenin özgünlüğünü, renkliliğini, zenginliğini yansıtıyor. Arkeolojik bölümde M.Ö 4000’lü yıllardan başlayan  dönemden eserler yer almakta. Etnografya bölümünde ise yerel giysiler, eşyalar, gümüş işlemeciliği eserleri çok güzel sunulmuş. 

Mardin Müzesi çağdaş müzecilik anlayışı ile düzenlenmiş, hem binasının güzelliği, hem eserlerin sunumu hem de interaktif bölümü ile özel bir müze. Ayrıca müze çok büyük olmadığı için eserlerin içinde kaybolmadan geziyorsunuz. Mardin gezinizde öncelikle ziyaret edilecek yer. 

Müze binasının bitişiğinde Meryem Ana Kilisesi bulunuyor, kapısı kilitli ve görevli olmadığı için kiliseyi gezme şansımız olmadı.

Sabancı Müzesi tam ters  Savran Kapı yönünde  olmakla birlikte iki Müzeyi arka arkaya yazmak istedim. 

Sultan II.Abdülhamit zamanında Süvari Kışlası olarak yapılan binada yer almaktadır Sabancı Müzesi. 2003 yılına kadar Askerlik Şubesi ve Vergi Dairesi olarak kullanılan bina Sabancı Vakfı tarafından restore edilmiş ve 2009 Yılında Sakıp Sabancı Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi olarak iki bölümde hizmete açılmış. Müzenin ikinci katında şehrin tarihini, ekonomisini, kültürünü, yaşamını yansıtın eserler sergilenmektedir. Ahır olarak yapılan alt katı, Dilek Sabancı Sanat Galerisi  resim, fotoğraf, ebru gibi çalışmalar için sergi salonu olarak kullanılmaktadır.

Buraya kadar yazdığım yerler Mardin merkezde sınırlı zamanınız var ise görmeden geçmeyin diyebileceğim yerler. Aşağıdaki yerler ise benim ikinci, ve üçüncü gün gezerek tamamladığım yerler.

Şimdi ana caddenin en başından araçların tek yön gidiş yönünde gördüğüm yerleri tek tek gezelim

Mor Efrem Manastırı

Eski şehrin Diyarbakır Kapı yakınında Süryani Katolik Cemaatine ait 1884 yılında yapılmış. Deyrulzefaren Manastırı kadar güzel mimarisi ve boyutu olan manastır maalesef bugün harap halde. Dokunulmamış, terk edilmiş, her tarafını otlar basmış. Şehrin içinde bu kadar ihmal edilmiş olması üzücü.

Seyh Çabuk Cami

Seyh Çabuk Cami,  Mor Efrem Manastırı’ndan çıkıp I.Cadde üzerinde yürürken karşınıza çıkan küçük bir cami. Yapılış tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte 15.yy olduğu düşünülüyor. Caminin önemi Hz. Muhammed’in postası ve Hz.Ali’nin süt kardeşinin mezarlarının camide olmasından kaynaklanmaktadır.

Latifiye Cami

Cumhuriyet Meydanı yakınında levhasını takip ederek I.Cadde’ye paralel dar sokaklara dalarak Latifiye Cami’ye ulaştık. Caminin doğu yönündeki taş  kapısı üzerindeki işlemeler dikkat çekiciydi. Kapı nişi, dikdörtgen çerçevesi ve üzeri yıldızlarla işlenmiş iyi korunmuş bir kapı görünüyor. Cami Artuklu döneminde 1371 yılında yapılmış, bugünkü minaresi ise 1846 yılında yapılmış. Caminin içinde iki katlı medrese de bulunmaktadır.

Protestan Kilisesi

Latifiye caminden çıkıp yine ara sokaklarda yürürken ibadete açık Protestan Kilisesi’ni gördük. Bu taş, sade ve küçük  kiliseyi kısa sürede dolaştık.

Kırklar Kilisesi

Protestan Kilisesi’nden tekrar I.Cadde’ye çıkıp, bu kez yukarıdaki ara sokaklara girerek Kırklar Kilisesine ulaştık. Günümüzde hem ibadete hem de ziyarete açık güzel korunmuş bir kilise. Geniş ve yemyeşil bahçesi de huzur veriyor. Kilise 569 yılında Mor Behnam ve kız kardeşi adına yapılmış. Kırklar adını ise 3.yy’da Roma İmparatorluğu döneminde Hristiyanlığı kabul etmiş kırk askerin Sivas’ta buzlu göle atılması nedeniyle ölmesi ve şehit sayılan bu askerlerin kemiklerinin 1170 yılında kiliseye getirilmesi nedeni ile almış. 

Hatuniye Medresesi

Şehrin diğer yönünde Sabancı Müzesi’ne yakın Hatuniye Medresesi’ni de görülecek yerler listemize almıştık. Bu medrese Artuklu beyi 2. Kudbettin İlgazi’nin annesi Sitti Radviyye tarafından 1177 yılında yaptırılmış. Artuklu beyi ve annesinin mezarları da burada bulunmaktadır. Hatuniye Medresesi’nin en önemli özelliği Anadolu’da en erken tarihli iki katlı açık avlulu iki eyvanlı medresesi olarak kabul edilmesidir. Ancak medrese o kadar çok değişiklik geçirmiş ki özgünlüğünü kaybetmiş. 

Medresenin bir duvarında Hz. Muhammed’in olduğu düşünülen bir ayak izi sergileniyor.

Deyrulzaferan Manastırı

Deyrulzaferan Manastırı dünyanın en eski manastırları arasındadır. 439 yılında yapılmış üzerine değişik zamanlarda eklemelerde bulunulmuş son haline 18.yy’da kavuşmuştur. M.Ö yapılmış olan Güneş Tanrısı Samaş’ın Güneş Tapınağı ve Romalılar döneminden bir kalenin üzerine yapılmıştır. Manastır ismini çevrede yetişen zaferan (safran) ve Deyrul (manastır) isminden almıştır.

Manastır günümüzde de Süryani kilisesi olarak önemli bir dini merkez olarak dünyanın dört bir yanından ziyaretçi çekmektedir. Şehre 4 km uzaklıkta bir dağ yamacında ve Mardin Ovası’na hakim konumdadır. Taksi ile kolaylıkla ulaşılabilir. 

Manastırdaki taş işçiliği ve ahşap işlemeler de göz alıcı. Bölgeye ilk matbaayı Manastır Patriği 4. Petrus 1876 yılında getirmiştir. Matbaada 1953 yılına kadar Süryanice, Türkçe, Osmanlıca ve Arapça kitaplar ve dergi basılmıştır.

Mardin Sokakları

Mardin’in tek ana caddesinin alt ve üst tarafında yer alan sokaklar taş evlerle donanmış daracık sokaklardan oluşmakta. Evlerin dış cepheleri ince ince işlenmiş. 12-13 yüzyılda yapılmış sokaklarda arabalar nasıl geçecek diye düşünülmemiş tabii ki. Bugün de sokaklar sadece yürüyüş yolu. 

Belediye çöp toplama işini de kadrolu eşeklerle yürütüyor.  Kısaca Mardin’in ara  sokaklarında yürüyüş tam anlamı ile Orta Çağ’da yürüyüş. Şehirde zaman durmuş gibi. Yüklerinizi de eşeklerle taşıyabilirsiniz. I.Caddeye çıkınca biraz daha ileri bir çağa geçiyorsunuz ama hala bugünde değilsiniz.

Bu arada Türkiye’nin hiçbir şehrinde göremeyeceginiz bir resim aşağıda yer alıyor. Dört dilin konuşulduğu şehirde Belediye Otobüsünün üzerinde dört dilden yazı görünüyor.


Mardin Çarşıları

Mardin’in çarşıları da özel.  Zamanın durduğu şehirde çarşılar da tarihi dokuyu, kokuyu yaşatıyor. Öncelikle Mardin’de birbirine bitişik çok sayıda çarşı ve dükkanlar yine tarihi mekanlarında. O kadar çok çarşı var ki. Gümüş ve Kuyumcular Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı, Aynalı Çarşı, Manifaturacılar Çarşısı, Kapalı Çarşı, Baharatçılar Çarşısı, Ayakkabıcılar Çarşısı, Şapkacılar Çarşısı, İnekler Çarşısı……

Mardin sanatkarların yurdu, özellikle Süryaniler ve Ermenilerin gümüş, bakır, ahşap, taş ustalıkları yöreye özgü eserler yaratmış. Mardin ve Midyat’ta özellikle gümüş telkari işletmeciği görmeden geçemeyeceğiniz özgün eserlere sahip. Kuyumcuları ziyaret etmeden dönmeyin, hem özgün hem uygun fiyatlı takılarınız, anılarınız, hediyeleriniz ile dönebilirsiniz şehirden. Ayrıca Süryani nazarlıkları ve şahmeran ürünleri de çok özel.  Yine yöreye özgü tesbihleri de kolleksiyonunuz arasına katabilirsiniz. Ayrıca alışveriş yapın yapmayın tüm esnaf güleryüzlü ve saygılı.

Mardin’de ayrıca çok çeşitli, renkli sabunlar, birçok derde deva. Çeşit çeşit baharatlar özel baharatçı dükkanlarında. En güzeli de dükkanların önünden geçerken size sunulan rengarenk bademleri tadıp, içeri girmemeniz mümkün değil. Bademleri de almadan geçemeyeceksiniz. Ayrıca leblebisi, dibek kahvesi de yöreye özgün tatlar arasında. 

Alışverişlerinizi I.Cadde üzerindeki dükkanlardan yapabileceğiniz gibi caddenin altındaki ara sokaklardaki çarşılarda yer alan  çok sayıda rengarenk dükkanları da ziyaret etmenizi öneririz.




Mardin’de Ne Yenir ne İçilir

Tahmin edeceğiniz gibi Mardin bir kebap cenneti. Özellikle Mardin kebap mutlaka tadılacak. Bu konuda I. Cadde üzerindeki küçük, mütevazi, uygun fiyatlı Rido Kebapçısı’nı önerebilirim. Ayrıca daha büyük, müzikli restoranları da deneyebilirsiniz I. Cadde üzerindeki. Öğle yemeği için Sultan Sofrasını denedik. Yerel ve lezzetli yemekler güzeldi. Mardin Süryani şarapları ile meşhur. İçkili restoran ve barlarda deneyebileceğiniz gibi bol miktarda satın alabilirsiniz, önerilir.

Son Söz

Mardin gezimiz sadece bu kadar değil. Yazıda sadece Mardin merkez yer alıyor. En az üç gününüzü Mardin merkeze ayırdıktan sonra, mutlaka görülecekler arasında Midyat, Mor Gabriel Manastırı, Dara Antik Kenti ve Hasankeyf yer alıyor. İki gününüzü ulaşımı kolay en az Mardin kadar özel bölgelere ayırmanız gerek. Biz de tüm çevre gezilerini yaptık. Ancak her biri ayrı bir yazı konusu olduğundan bu yazıya ekleyemedim.

Mardin için son söz, hiç bir soru işareti yok bu özel şehir mutlaka görülmeli. Güvenlik sorunu yok, son yıllarda şehir turizm açısından daha iyi düzenlenmiş. 

Her rengi ile güzel, tadına doyulmaz, hafızalarınızdan silinmeyecek özgün bir yer. Büyük evlerin bahçelerinde serinleme amaçlı havuzlarına dek keyiflerine düşkün hayatları yaşayan insanların şehri. 

One thought on “Mardin Gezi Rehberi – Çok Renkli Mozaik

  • 06/02/2018 at 12:57
    Permalink

    Muhteşem Mardin Rehberi için candan teşekkürler. Bu emekler, Ülkemin eşsiz kültür hazinelerine bizi götüren yollara döşenmiş çok degerli taşlar. Kutluyorum, kutluyorum.

    Reply

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz