Gence Gezi Rehberi – Azerbaycan’ın Görmeden Geçilemeyecek Şehri

Atatürk’ün adını önemli bir bulvarlarına verdiklerini gördüğümde beni çok mutlu eden Azerbaycan’ın bu düzenli ve sakin şehri görülmeyi hak eden özelliklere sahip.  Azerbaycan’da görülmeye değer şehir sayısı bir elin parmağını geçmeyecek sayıda olduğu bazı kaynaklarda belirtiliyor. Bu şehir dost, yardımsever, kardeş, hoşgörülü ve samimi insanların diyarı. 

Gence 1 milyonun üzerinde nüfusuyla Azerbaycan’ın ikinci büyük şehri olup tarihi 5. yüzyıla kadar gitmekteymiş. Gence adı “geniş, bol” anlamına gelen “gan” sözcüğünden geliyormuş. “Dede Korkut Hikayelerin de” de buradan sıklıkla söz edilmekteymiş. Nüfusun %98’ini Azerbaycan Türkleri oluşturuyor, az sayıda Rus, Ukraynalı ve Tatar nüfusu da bulunmaktaymış.

1578-1590 Osmanlı-İran Savaşı sırasında 1578’de Osmanlının eline geçen Gence,  1606’da Şah I. Abbas tarafından geri alınmış. Gence Hanlığı, Nadir Şah’ın öldürülmesinin ardından kurulan Hanlıklardan bir tanesi olup, diğer Hanlıklara göre daha önemli bir yere sahipmiş. Bölgenin anahtarı olarak nitelendirilen bu Hanlık 19. yüzyılda Kafkaslara inmeye başlayan Rusların Gence Hanı Cevad Han’ı öldürmesi ile son bulmuş. 



1804 yılından sonra şehrin ismi Çar’ın eşinin ismi olan Yelizavetpol olarak değiştirilmiş. 1918 yılında eski ismine kavuşan Gence, 1918 – 1920 yılları arasında Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne bir süre başkentlik yapmış. Azerbaycan’ın ilk Parlamentosunun toplandığı bina ise şimdilerde Azerbaycan Devlet Aqrar yani Tarım Üniversitesi olarak faaliyet göstermekteymiş. 1935-1989 yıllarında da Bolşevik lider Sergey Kirov’a atfen Kirovabad ismini almış. Gence, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Azerbaycan’ın en önemli şehirlerinden biri olmuş.

Şehir Kür Nehri’nin güneyinde tarım yönünden verimli, zengin bir bölgede yer alıyor. Gence uzun süre Azerbaycan’ın ana sanayi merkezlerinden birisi olmuş. Batı Azerbaycan’ın ekonomik merkezi olarak ülke için büyük değer taşıyor. Özellikle metalurji konusunda dev tesislere sahip. Şehrin yakınlarındaki madenlerden çıkarılan cevherler bu tesislerde işleniyor. Özellikle alüminyum ve bakır madenleri ön plana çıkmış. Şehirde ayrıca porselen sanayi ve ipekçilik de gelişmiş. İpek böcekçiliği ve kozadan ipek üretmek Gence’de geleneksel bir iş koluymuş. Tabii ki, tarım ürünleri ve şarap yapımı gibi diğer tarımsal faaliyetler de şehirde sürdürülüyormuş.

Bir zamanlar Kafkaslar’ın en popüler halı pazarlarından birine sahip olan Gence, geometrik desenli, düğümlü el dokuması halıları ile ün yapmış. Kafkas halılarının en güzel örneklerinin dokunduğu bu bölgede, Şirvan, Karabağ ve Kazak halıları yanında Anadolu halıları da üretiliyormuş.

Azerbaycanlılar Türkçe konuşuyor ancak hem şive hem de kelimelerin farklı anlamları olmaları nedeniyle konuşmalarının çoğunu anlayamıyorsunuz. Onlar çok fazla Türk televizyonu izledikleri için bizi anlamakta sorun yaşamıyorlar. Bazen konuştuklarını anlayabilmek için bir kaç kere tekrarlatma gereği duyduğumu itiraf etmeliyim. Bazı kelime ve cümlelerini yazarsam durum daha anlaşılır olur sanırım. 

Merhaba – Salam 
Teşekkür ederim – Saghol 
Pardon – Uzr isteyirem 
Lütfen – Khaish edirem 
Evet – Beli 
Hayır – Yokh
Para – Pul 
Yardım edin – Komek edin 
Anlamadım – Basha dushmedim 
Bu kaçadır – Bu necheyedir 
Kelime anlamlarıyla ilgili birkaç da fıkra gibi gerçek konuşmalardan bahsediliyor. Bunu da sohbetini yaptığım Şeki şehrinde anlatacağım. Şimdi hadi artık hep beraber Gence’ye gidelim. 
Kırmızı Köprü adı verilen Gürcistan-Azerbaycan sınır kapısından geçtikten sonra bir anda etrafımı döviz bozduran satıcılar çevirdi. Zaten ben de mecburen ulaşımda kullanmak üzere Azerbaycan para birimi olan Manat almak zorundaydım. 100 Euro bozdurarak karşılığında 185 Manat aldım. Yolun biraz ilerisinde bir tentenin altına banklar konulmuş ve herkes gitmek istediği yere doğru bir aracın hareket etmesini bekliyordu. Taksiyle 40 Manat ödeyerek Gence’ye götürme teklifini kabul etmedim. Daha önceden öğrendiğime göre burada bekleyip gidecek aracın ücreti paylaşılabiliyormuş ve bu durumda sadece kişi başı 10 Manata maloluyormuş. Ben de tentenin altındaki banklara oturarak beklemeye başladım. Birazdan bana doğru bir genç yaklaştı Gence’de işi olduğunu, araç dolmasa da gitmek zorunda olduğunu söyledi. Ben de 10 Manattan fazla ücret ödemeyeceğimi belirtince beni araca bindirip başka yolcu bulmaya gitti. Yaklaşık 10 dakika sonra bir adamla birlikte geri döndü. Böylece Gence yoluna koyulduk. Diğer yolcu Gence’ye gelmeden önce indi. Şoför beni kalacağım pansiyona kadar götürebileceğini ve bunun için de ilave olarak 5 Manat alacağını söyledi. Zaten Gence’de mecburen taksiye bineceğim için bu teklifini kabul ettim. Gerçi 10 Manat alırken şehir içi kısa mesafeye 5 Manat almış oldu. Kendisi de pansiyonun yerini bilemediğinden aracı durdurup birkaç kişiye sormak zorunda kaldı. En sonunda taksiyi park edip araç trafiğinin olmadığı ve çok güzel binaların her iki tarafta dizildiği bir caddede yürümeye başladık. Birkaç kişiye daha sorduktan sonra en nihayet pansiyonun yerini bulduk. Pansiyonun yeri gerçekten mükemmel denebilecek Cevat Han Caddesi isimli turistik bir cadde üzerindeydi. Tek kişilik oda rezervasyonu yapmıştım ve kocaman 2 kişilik bir yatağın olduğu büyük bir odayı bana verdiler. Aylar önce rezervasyon yaptırdığım için odaya 2 gece için sadece 35 Manat ödedim.
Biraz odada dinlendikten sonra çevreyi gezmek istedim. Hava çok sıcak olduğundan sokaklarda  fazla kişi görünmüyordu. Taksiden indiğim tarafa doğru yürüdüm ve önce Nizami’nin çok büyük bir heykelini gördüm.
 
12. yüzyılda yaşayan Nizami Gencevi, Selçuklular devrinde İran’ın en büyük şairi imiş. Beş adet mesnevinin birleşmesine “hamse” adı veriliyormuş. Nizami ilk kez beş mesnevî yazarak ortaya bir Hamse çıkarmış. Bu Mesneviler de daha sonra İran ve Türk şairlerince örnek alınmış. Azerbaycan’da ve özellikle Gence’de 12. yüzyıldan bugünlere kadar önemini kaybetmeyen Nizami, bilindiği üzere meşhur “Leyla ile Mecnun” Mesnevisinin yazarı. Şairin bir başka ünlü eseri de “Hüsrev ile Şirin”. Gence’ye duyduğu yoğun sevgisi ile de tanınan şair eserlerinin çoğunu Farsça yazmış. Gence’de doğan ve bu yüzden Gencevi soyadını alan şaire Genceliler çok önem veriyorlar. Şehrin her yerinde Nizami ile ilgili bir şey görmek mümkün. Şehirde Nizami’nin heykeli, anıtı ve mezarı var. İşte ben bu Heykelin önüne çıktım. 
 
Heykelin birkaç fotoğrafını çektikten sonra ileride gözüken Kiliseye doğru yürüdüm. 
Ahmad Jamil Caddesinde bulunan Lutheryan Kilisesi günümüze oldukça sağlam bir şekilde kalmış. 1826-1828 Rus-İran ve 1828-1829 Rus-Türk savaşı sonrasında Almanlar Gence’ye ilerlemiş. Bu Lutheryan Kilisesi o zaman Almanlar tarafından 1885 yılında yaptırılmış. 1897 yılında 103 Alman Gence’de yaşıyormuş. Kilise 1941 yılına kadar bir ibadete açıkmış, günümüzde ise “Devlet Kukla Tiyatrosu” olarak kullanılmaktaymış. 
Biraz daha ilerlediğimde güzel bir sürprizle karşılaştım. Genceliler Atatürk’e verdikleri değeri en büyük bulvarlarından birine ismini vererek göstermişler. Yanında da büyük puntolarla büstünü de ekleyerek “Bu Bulvar Türk Halkının büyük oğlu Atatürk’ün adını taşıyor” yazmışlar. Gerçekten çok duygulandım bravo onlara! 
Pazar günü şehri keşfetmek için yollara düştüm. Bir gün önce gittiğim rotanın tam tersi istikametine doğru yürüdüm. Böylece kendimi bir anda tarihi merkezin ortasında buldum. Ancak ortalık toz dumandı. Opera Binasının restorasyonu yapılıyordu ve diğer tarafta da yeni bir bina inşaatı vardı. Ne yazık ki böyle tarihi binaların orta yerine yeni mimari stilde binalar dikilmiş ve bütün tarihi atmosferi bozmuş. Opera Binası tozun toprağın arasında yine de çok güzel gözüküyordu. İki tarafındaki kulelerin tepesinde ve binanın ön yüzünde heykeller ve heykellerle bezenmiş fıskiyeler bulunuyordu.
Opera Binasının hemen önündeki alanda Şah Abbas Kompleksi  bulunuyor. 




Bunlardan Cuma Cami son derece önemli bir kültür mirasıymış. İran Şahı  I.Abbas 1606 yılında Gence’yi ele geçirdiğinde kenti yakıp yıkmış. Yeni şehrin 8 km uzakta bir yere kurulmasını ve orada öncelikli olarak bir cami inşa edilmesini emretmiş. Ancak Genceliler eski yerleşim yerinden göç etmeyi kabul etmemişler. Bunun üzerine, Şah Abbas camiyi bugünkü yerine yaptırmış. Zarifçe gökyüzüne süzülen çifte minareleriyle Cuma Cami Gence’nin en çok ziyaret edilen yerlerinden birisiymiş. Caminin külliyesinde ise bir hamam, medrese ve mezarlık bulunmakta. 
Kırmızı tuğladan yapılmış olan Cuma Cami mimari olarak çok güzel ve ilgi çekici işlemeleri de görülmeye değer. Caminin içinde köşelere de idare odaları yerleştirilmiş. 
Caminin hemen yanında ise Cevat Han Türbesi bulunmakta. Cevad Han, Gence için çok önemli bir şahsiyetmiş. Nadir Şah’ın ölümünden sonra bölgedeki İran hakimiyeti zayıflamış. Bunun üzerine İran Türkleri her biri küçük ama özgür 20 hanlık kurmuşlar. Ancak 18. yüzyılın sonundan başlayarak 20. yüzyılın başına kadar Rus Çarlığı’nın Güney Kafkasya’yı işgali nedeniyle bu hanlıklar hep Ruslarla mücadele etmek zorunda kalmışlar. İşte Ruslarla ilk karşılaşan Gence Hanı da Cevat Han olmuş. Cevat Han 30 bin kişilik Rus ordusuna karşı Gence’yi bir avuç silahlı kuvveti ile savunmuş. Rus ordusunun aylarca süren tecridine rağmen Gence’yi terk etmeyen Cevat Han, bu kararlılığını Rus Komutanı Sifyanov’a gönderdiği haberde şöyle ifade etmiş: “Gence Şehrinin anahtarlarını size vermektense ölmeyi tercih ederim. Gence’yi almak için hem benim hem de oğullarımın cesetleri üzerinden geçmeniz gerekir.” Maalesef eşitsiz koşullarda yapılan savaş sonrasında Cevat Han ve üç oğlu şehit düşmüş ve Gence de 04 Ocak 1804’de Rus ordusu tarafından işgal edilmiş.  İşte Cevad Hanın mezarı bu tuğlayla örülmüş türbede bulunuyormuş. 
Yine bu komplekste Çökek Hamamı adıyla bir de hamam bulunmakta. Hamam kadın erkek girişleri farklı taraftan yapılacak şekilde inşa edilmiş. 
Bu kompleks kentin en önemli sembollerinden birisi olup turistlerin uğrak noktası olarak bilinmekteymiş. 
Burayı da gezdikten sonra Opera Binasının önünden daha ileriye doğru yürüdüm. Bir de baktım ki Atatürk Bulvarına gelmişim. Demek ki bir gün önce bu tarafa doğru yürüseymişim bu tarihi alana çıkacakmışım. İki caddenin tam kesiştiği noktada büyük ve güzel bir bina gördüm. 
Burası Parlamento Evi olarak isimlendirilmiş olup Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti Parlamentosu’na ilk kez 1918 yılında ev sahipliği yapmış bir binaymış. Gence bir dönem başkent de olduğu için haliyle parlamento da burada toplanıyormuş. Bugün bina Azerbaycan Devlet Tarım Üniversitesi olarak kullanılmakta. 
Ya hafta sonu olduğundan ya da yaz tatili olduğundan Üniversite kapalıydı. Cadde üzerinde bir müze gördüm ve Bağımsızlık adını görünce bari burayı gezeyim dedim. 
Kapıyı açmaya çalıştım ama burası da açılmadı. Yan taraftaki binaya girerek müzenin açık olup olmadığını sordum. Bir görevli dışarı çıkıp müzenin penceresine eliyle vurdu ve bunun üzerine bir kız kapıya kadar geldi. Aslında müze kapalıymış ancak şehir dışından gelen misafirleri gezdirmek için orada bulunuyormuş. Beni de kırmadı ve bütün müzeyi coşkulu bir anlatımla gezdirdi. Doğrusu bu müze gezintisinden fazlasıyla memnun kaldım. İsmini unuttuğum yüzü ve yüreği güzel bu Genceli kızımıza şükranlarımı sunuyorum. 
Öncelikle Müzede Atatürk resmi ve Türk başbakanlarla çeşitli ziyaretlerde çekilmiş fotoğraflar da vardı. Büyük ve eşsiz bir savaş kazanarak yeni bir ülke kurmuş olan Atatürk’ümüzü kendi Cumhurbaşkanları Haydar Aliyev’le eşdeğer tutan yaklaşımlarıyla fotograflar yan yana konmuş. Şüphesiz ki her ülkenin kendi ataları, kendi büyükleri, kurucuları onlar için değerlidir ama Atatürk’ün yeri bir başka tabii ki.
Şimdi çok azını buraya koyabildiğim müze fotoğraflarına bakalım isterseniz. 
Şansım yaver gitmişti ve burayı hem de rehber eşliğinde gezebilmiştim.
Buradan çıktıktan sonra elimdeki haritayı takip ederek yakınlardaki Han Bağı isimli tarihi parka doğru yürüdüm. Yürürken Azerbaycanlı bir grup kadının arasından birisi yanıma yaklaşarak benimle sohbet etmeye başladı. Bizi çok sevdiklerinden, dizilerden falan aklınıza ne gelirse anlatıyordu. Güne gidiyorlarmış ve arkadaşları ileride onu bekliyordu. Uzun uzun konuştuktan sonra veda edip ayrıldı. Azerbaycanlılar çok candan ve güleryüzlü insanlar. 
Kısa bir yürüyüş sonrasında parka ulaştım. Han Bağı sadece Azerbaycan’ın değil bütün Kafkasların en eski parklarından birisiymiş. Bu Park 1700 yılında kurulmuş ve Gence’nin son hanı olan Cevad Han’ın anısına 1804 yılında “Han Bağı” olarak isimlendirilmeye başlanmış. 2010 yılında Park yeniden düzenlenmiş. Bugün 7 hektarlık bir alanda yerel ve yurt dışından getirilen pek çok bitkiye ev sahipliği yapan bir park durumunda. Şehrin merkezinde olduğu için insanların nefes alacağı, dinleneceği ve çocuklarını gezdirebileceği bir alan olmuş. 
Parkın içinde 350 kişilik bir tiyatro, 2 şadırvan ve dekoratif ağaçlar var. Parkta ayrıca, Azerbaycan’ın ünlü kadın şairi Nigar Rafibeyli ve Sovyetler Birliği kahramanı İsrafil Mammadov’un anıtları yer alıyor. 
Bunlar da Parkın içerisinde sağlam kalan tarihi surlardan küçük bir parça.
Burayı da gezdikten sonra Cuma Cami Kompleksinin olduğu alana geri dönmeye başladım. Bu arada sağa sola bakındığımı gören 2 kişi yaklaşarak İngilizce konuşup yardımcı olabileceklerini söylediler. Türkçe konuşarak gezmeye geldiğimi söyleyince de çok şaşırdılar. Şehirde çok fazla Türk ziyaretçinin  olmadığını öğrendim. Meğerse şansıma bu kişiler Turizm okulu öğretmenleriymiş. Tarih Müzesini mutlaka gezmemi salık verdikten sonra ayrıldılar. Şah Abbas Camisinden ileriye doğru yürüdüğümde Haydar Aliyev Meydanı’na  ulaştım. 
Bu Meydanın bir tarafında da görkemli cüssesiyle Gence’nin Hükümet Binası bulunuyordu. 
 
İleriye doğru yürüdüğümde yolun sağ tarafında önündeki heykellerle çok şık gözüken bir binaya denk geldim. Burası da Akademi Müzesi.
Gence Devlet Üniversitesi binasının güzelliğine bakar mısınız! 
Yol kalabalık bir kavşakla nihayetleniyordu. Daha ileri gitmek yerine geriye dönerek ara sokakta gördüğüm kervansaraya doğru yürüdüm. Şehrin en ilgi çekici tarihi eserlerinden olan Kervansaray zamanında hem konaklama hem de yemek içme alanı olarak kullanılmış. Gittiğim tarihte restorasyon yapılıyordu ve maalesef içini gezemedim. 
 
Yolun başında bulunan polislere Rus Kilisesinin yerini sordum. Onlar da birkaç kişiye sorarak bana yolu tarif ettiler. Türkçe konuşunca hemen herkes çok yardımcı oluyor. 
Biraz sapa bir noktada bulunan kiliseyi en nihayet buldum. Şehirde yaşayan Ortodokslardan kalan Rus Ortodoks Kilisesi kentte görülebilecek az sayıdaki Hristiyan mimari örneklerinden biriymiş. Alexander Nevsky adını taşıyan kilise 1887 yılında inşa edilmiş. Eski bir mezarlık bölgesinde inşa edildiği için şehirdeki ortodoks hristiyanlar ve müslümanların bağışları da çok olmuş. 1916 yılında katedral olarak değerlendirilmiş. 
Kilise Bizans mimari stilinde yapılmış ve inşasında plinfa olarak isimlendirilen tuğlalar kullanılmış. 1931 yılında kilise kapatılmış ve 1935-1938 yılları arasında yerel tarih müzesi olarak kullanılmış. 1946 yılında kilise yeniden dini hizmete açılmış. Kilisenin içindeki ilk döneme ait ikonalar halen düzgün vaziyetteymiş. Bunlardan en önemlisi Aziz Alexander Nevsky ve Mary Magdelene’nin ikonalarıymış. Şansızlığıma bakın ki hafta sonu olduğu için kapalıydı ve içini göremedim. Ertesi gün gelirim diye düşündüm ama fırsat bulup ne yazık ki gidemedim. 5 Manat giriş ücreti var. 
Buradan daha ileriye yürüyüp farklı bir yoldan ana yola dönmek istedim. İyi ki de öyle yapmışım ve tam karşıdan Şişe Evi görmüş oldum. Şişe ev ya da buranın söyleyişiyle Butulka Ev’in ilginç bir mimari yapısı bulunmaktaymış. Binanın yapımında tuğla ile birlikte cam şişeler kullanılmış ve bu cam şişelerin sayısı tam olarak 48 bin adetmiş. 
Gence’de oturan İbrahim Jafarov isimli bir kişi 1966-1967 yıllarında değişik ebat ve şekillerde cam şişeler kullanarak evi inşa etmiş. Bunun yanında ayrıca Soçi’den getirilen renkli taşlar da evin yapımında kullanılmış. İbrahim Jafarov bu evi II. Dünya Savaşında kaybolan erkek kardeşinin anısına inşa ettiğini belirtiyormuş. Zaten evin saçaklarında bir erkek resmi de kullanılmış bu resimler kardeşine ait olsa gerek. Minik bir balkonu da olan ve renkli taşlarla ve şişelerle süslenmiş bu ev sanki masallardan fırlamış gibi. Her yıl yüzlerce turist bu evi görmek için burayı ziyaret ediyormuş. Evin içinin de dışı gibi ilgi çekici bir tarzda inşa edildiği söyleniyor ancak zamanım olmadığı için evin içini görme şansım olmadı. 
 
Ana caddeye çıktığımda köşede böyle bir yapıyla karşılaştım.Sanırım burası Nizami Gencevi Müzesi olsa gerek.
Akşam olmak üzereydi ve Haydar Aliyev Parkına gitmeyi planladım. 23 ve 11 numaralı minibüsler Haydar Aliyev Parkına gidiyormuş. Ancak yine 23 numara olan minibüsler farklı bir yöne otogara gidiyor. Bu yüzden pansiyonda bana tarif edenler mutlaka sormamı tembih etmişlerdi. Bir minibüs şoförüne sorunca yolcular oturmamı ve biraz ileride 23 Numaralı minibüse binmemi söylediler. Minibüs dolanarak gitti ve daha önce yürüyerek ulaştığım işlek kavşağa geldi. Burada inip 23 numaralı minibüse tekrar bindim. Neredeyse 15-20 dakika şehir gezisi yaptık diyebilirim. Zaten minibüs ücretleri çok ucuz ve 20 kepiq yani 40 Kuruştan biraz fazla. Zamanım olsa minibüslerle şehri gezmek isterdim. 
Haydar Aliyev Park Kompleksi Azerbaycan ve Kafkasların en büyük, dünyadaki parklarda da beşinci en büyük park olarak gösteriliyormuş. Toplam alanı 450 hektarmış. Parkın girişinde 38 metre yüksekliğinde olan büyük bir zafer takı bulunuyor. 
 
Komplekste neler mi var? Neler yok ki cafeler, eğlence merkezleri, dinlenme alanları, bisiklet kiralama, çocuk eğlence alanları, konser alanları gibi çok çeşitli etkinlik bulunuyor. 
Park bu kadar büyük olunca içini gezmek için gezinti araçları da bulunuyormuş. Uzun süre yürüdüm ve bir müzik sesi duyunca o tarafa yöneldim. Amfi şeklinde açık bir alanda sahnede sesi çok güzel olan bir adam şarkı söylüyordu. Hem Türk müziğinden hem de yerel şarkılardan bir çok eseri seslendirdi. 
Burası da Haydar Aliyev Kültür Merkeziymiş. 
 
Parkın içinde çok sayıda Maraş dondurmacısı vardı ve birinden dondurma alarak yürümeye başladım. Zafer Takı ışıklandırıldığında da ayrı bir güzelliği vardı. 
 
Durakta minibüsü bekleyen bir kaç kadın vardı. Ben de onlarla birlikte beklemeye başladım. Uzun süre bekleyip de minibüs gelmeyince biraz yürüyerek oradan uzaklaştım. Sonra bekleyen taksilerin yanına giderek pansiyonun yerini tarif etmeye çalıştım. Bayrak meydanı dediğim için şoför beni başka bir yere götürdü. Meğerse şehirde 2 tane bayrak meydanı varmış. Neyse ki arabadan inmeden doğru yer olmadığını anladığımdan şoföre söyledim. Türk’ün aklı sonra çalışırmış hesabı benim kastettiğim Bayrak Meydanı’nın Cuma Camisi yakınlarında olduğunu söyleyince şoför bunu baştan söyleseydin ya dedi. Cami çevresinde inşaat ve restorasyon nedeniyle her yeri trafiğe kapatmışlardı ve şoför yolun önünde nöbet tutan polise Türk misafirin Cuma Camisine gitmesi gerektiğini söyleyerek izin aldı ve kapatılmış yoldan geçti. Sağolsun Cevat Han Caddesinin başında da beni indirdi. Benim yüzümden uzamış bu yolculuk için sadece 5 Manat aldı. 
Buradan Cevad Han Caddesinin hemen karşısında olan Mahsati Ganjavi Müzesine gittim. Kültür Merkezine giriş ücreti 2 Manat olup yine bir rehber eşliğinde gezdim. 
 
 
Ettarlar Caddesinde bulunan Mahsati Ganjavi Merkezinde Mahsati zamanıyla ilgili ulusal kıyafetlerin, özellikle Rönesans zamanındaki kadın giysilerinin sergilendiği salonlar, sanat galerileri, Mahsati Ganjavi’ye atfedilen çeşitli görüntüler ve onun rubayileri bulunmaktadır. Minyatürler ve sanat çalışmaları bir projektörle sergilenmektedir. 

Burayı gezdikten sonra bana çok önerilen Tarih Müzesini de gezeyim istedim. Artık çok vaktim kalmadığından adeta koşar adımlarla müzeye doğru gittim. Gence Tarih ve Etnoğrafya Müzesi Atatürk Prospekti 244 numarada bulunuyor. Kapıyı açtığımda ortalıkta hiç kimse bulunmadığından seslenmek zorunda kaldım. İçerilerden bir adam çıka gelip üst katın kapalı olduğunu ancak alt katı gezdirebileceğini söyledi. Rehberlik yaparak her şeyi uzun uzadıya anlattı. Doğrusu özel rehberlik alarak gezmekten son derece hoşnut oldum. Çok ilginç eserleri görme şansım oldu. 

Tarih Müzesine fotoğraf çekmek için 2 Manat dahil toplam 4 Manat verdim. 

 Bu kadar müze gezisi yeter biraz da resimlerle Gence sokaklarında dolaşalım

Gence sokaklarında dolaşırken asıl ilgimi çeken birbirinden hoş heykellerdi.

 Bunların dışında Gence’de nerelere gidilir onu da belirteyim. Nizami Anıtı bunlardan biri. 
Nizami Anıtı, 12. yüzyıl şairi Nizami Gencevi’nin anısına Gence Şehrinin girişine yapılmış. Anıtın orijinali 1947 yılında yıkılan eski bir anıtın yerine inşa edilmiş ve 2013 yılında da yeniden yapılmış. Görmek için oraya özellikle gitmedim ancak şehre girerken ve şehirden ayrılırken bu anıtı araçtan görme imkanım oldu. 
Bayrak Meydanı’nı da bir kaç kere araçla geçerken gördüm. Şehrin çevresi de kendisi kadar güzel ve görülmeye değermiş. Özellikle Kepez Dağı eteklerindeki Göy Gölü’nü çok kişi önerdi. Ancak Şehre arabayla yaklaşık 30 dakika uzaklıkta bulunan bu göle gitmem mümkün olamadı. Buraya turlar düzenleyen seyahat acentaları var. Bu göl ve çevresi ailece gezinti ve piknik yapmak için idealmiş. Söylendiğine göre ormanın yeşilinin suya yansıyan rengiyle gölün manzarası çok güzelmiş. Göy Göl’e Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın 2008 tarihli talimatıyla Milli Park statüsü verilmiş. 
Bunların dışında Şehre 15 km uzaklıkta İmamzade Türbesi bulunuyormuş. Mavi kubbesi ile hoş bir görüntüsü olan Türbede İmam Bagir bin İbrahim’in mezarı varmış. 
Seyahate çıkıp da yemekten sözetmeden olmaz. Azerbaycan mutfağı bizim damak lezzetimize uygun yemekler sunuyor. Yemeklerde bol miktarda mevsim sebzeleri ve yeşillik bulunuyor. Nane, kişniş, maydanoz, dereotu, fesleğen, tarhun, kekik, mercanköşk, taze soğan olarak sayılabilir. 
İran seyahatimde de tanık olduğum üzere koyun ve dana eti kullanılan yemeklere mutlaka pilav (plov) eşlik ediyor. Pilavın safranlısı dahil olmak üzere 40 çeşidi olduğu söyleniyor. Çoğu zaten bizim mutfağımızda da bulunan bazı Azerbaycan yemeğini şu şekilde sıralayabiliriz. 
Yarpaq dolması – Yaprak sarması 
Kelem dolması – Lahana sarması 
Badımjan dolması – Patlıcan dolması 
Balıq – Şişte mersin balığı 
Dograma – Yoğurt, patates, soğan, salatalıkla yapılan soğuk çorba 
Lavangi – Ceviz ve otlu tavuk dolması 
Lüle kabab – Urfa kebabı 
Şeki Pitisi – Koyun eti, nohut, safranlı güveç 
Tika kabab (şaşlık) – Şiş kebap 
Bozbaş – Kuzu etli çorba 
Düşbere – Mantı çorbası 
Piroşki – Rus poğaçası 
Kutab – Börek 
Etleri çok lezzetli olduğu için her fırsatta et yemeğe çalıştım. Çoğu zaman lüle ve tika kebabı sipariş verdim ve oldukça da memnun kaldım. 
Son Söz
Ülkemizde çok bilinmeyen bu güzel şehri gezmeye doyamadım. Bizim kültürümüze yakın, neredeyse aynı dili konuştuğumuz, samimi ve dostane insanlar tanıyabileceğiniz ve Ülkemize de oldukça yakın olan Gence şehri pek çok seyahat seçeneğinin arasında iyi bir tercih olabilir. Gitmenizi ve görmenizi öneririm.
Gülten İŞÇİMEN’in diğer yazılarını aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz.

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz