Endülüs Gezi Rehberi – Zil, Şal ve Gül

Endülüs, aslında İspanya denince akla gelen tüm klişelerin bir özeti. Uçuşan fırfırlı etekler, şakırdayan kastanyetler, davetkar yelpazeler, saçlara iliştirilen güller, gitarlar, boğuk seslerle söylenen ağıtlar, göz alıcı kıyafetleriyle matadorlar ve onların ölümcül gösterileri olan boğa güreşleri… Hepsi bize İspanya’yı hatırlatır. Ama aslında bunların hepsinin kökeni  Endülüs’tür. Bunların ve daha fazlasının… Yani İspanya kültürü bir bakıma Endülüs’tür.

Endülüs’ün sekiz ili var; Sevilla, Malaga, Granada, Cordoba, Cadiz, Almeria, Huelva ve Jaen…

Bu gezimde Endülüs’ü, bölgenin üç ana şehri üzerinden gezdim; Cordoba, Granada ve Sevilla… Hiç unutamayacağım bir gezi oldu. Size bu anılarımı anlatmak isterim. Ama şehirler hakkında yazmadan önce, anlatacaklarıma da ışık tutması için önce biraz Endülüs’ten bahsetmek lazım. Siz bu bölümü okurken size güzelim Boğaz’dan tutkulu Endülüs’e çakılan bir selam eşlik etsin; Yahya Kemal’in Endülüs ruhunu yansıtan mısralarına Münir Nurettin’in oraları İstanbul ile harmanlayan bestesinin kattığı lezzeti billur sesiyle Nesrin Sipahi bize iletiyor; Endülüs’te Raks…

İber yarımadasının güneyinde yer alan Endülüs Özerk Bölgesi yaklaşık 8,5 milyon nüfusuyla İspanya’nın en kalabalık bölgesi. 87.268 km2’lik bir alanıyla İspanya’nın ikinci en büyük bölgesi olan Endülüs’ün başkenti Sevilla ve  dili Endülüs aksanıyla İspanyolca.

Endülüs’te genel olarak Akdeniz iklimi hakim denebilir. Bu da yazın dayanılmaz sıcak, kış ve baharlarda yağmur olasılığı demek…Ancak Cordoba, Granada gibi iç kısımlarda kışın ılıman iklim yerini kara ikliminin kuru ve soğuk havasına bırakabilmekte. Gezginler ona göre gezi planlaması yapmalı.





Sierra Morena ve Sirerra Neveda dağlarının arasındaki geniş ovadan oluşan Endülüs’ün en uzun nehri  Guadalquiviren; bu nehir başkent Sevilla’nın en büyük süsü. Geniş ovaları, Endülüs’ün bir tarım bölgesi olmasına neden olmuş. Zeytincilik ise en başta gelen tarım faaliyeti.  Son zamanlarda gelişen turizmle birlikte hizmet sektörü de bölge ekonomisinde önemini artırırken sanayii sektörü aynı hızda gelişmemiş. Tarım ve turizmle desteklenen ekonomisine rağmen Endülüs, İspanya’nın  kişi başı milli geliri en düşük bölgelerinden…

Güzel sahilleri, yalçın dağları, sıcak iklimi ile cazibe merkezi olan Endülüs’ü, Akdeniz’deki bir sürü benzer bölgeden ayıran özelliği ise türlü çeşitli uygarlıkların harmanlanmasına neden olan tarihi… Bu konuya şehirleri gezerken de değineceğiz ama kısaca belirtmek gerekirse Endülüs’ü Endülüs yapan başta İslam olmak üzere Katolik ve Yahudi kültürlerinin birbirini besleyerek bugüne kadar uzanması.

İber yarımadasında MÖ 800.000 civarında ilk yerleşimler görünmüş. Burası MÖ. 11 yüzyıldan itibaren Fenikeliler, Yunanlılar, Kartacalılar gibi gelişmiş Doğu Akdeniz uygarlıkları tarafından sömürgeleştirilmiş. Romalıların MÖ 218’de Kartacalıları yenmesiyle Endülüs, tüm zenginlikleriyle Roma’nın emrine girmiş. Romalılar bölgede kentler kurup imar faaliyetlerini de artırdıkları için Roma izleri bu gün de takip edilebilmekte. MS 5 yüzyılda Roma İmparatorluğunun çökmesiyle, Hunların önüne kattığı Vizigotlar bölgeyi istila etmiş. Ancak MS 711 yılında Tarık bin Ziyad’ın, kendi adının verildiği Cebelitarık Boğazı’ndan geçerek İber yarımadasına ayak basması, Kuzey Afrika’dan gelen Arap ve Berberilerin Avrupa’da Orta Çağın en müstesna uygarlığını kurmalarının da yolunu açmış. Mağribiler çeşitli emirliklerle yüzyıllarca bu topraklarda kalmışlar ve dönemin en göz alıcı uygarlıklarından birini yaratmışlar. 756’da I.Abdurrahman Cordoba’da emirliğini ilan ettikten sonra 822’den itibaren II Abdurrahman sanat ve kültürü desteklediği otuz yıllık iktidar dönemi 822’de başlamış.  Ama en önemlisi III. Abdullah döneminde Abbasi ve Fatimi halifelikleri yanında kendi halifeliğini ilan ederek Bağdat’tan ayrı düşecek kadar güç kazanılmış. Bu arada Kuzey Afrika’daki bazı beylikler Endülüs’e akınlar yapmışlar.  Murabıtlar, Fas ve Endülüs topraklarında 1040-1167 yılları arasında hüküm sürmüş; Yusuf bin Taşfin, Endülüs’teki Müslüman emirliklerin kendisinden yardım istemesi sonucu 1086’da Kastilya kuvvetlerini yenmiş, Endülüs’teki Müslüman emirliklerinin birbiriyle savaşmaya devam etmesi üzerine 1090 yılında Endülüs’e geçip Granada’yı almış. Muvahhidlerin 1147 yılında Fas’ta Murabıtları yenmesi üzerine aynı yıl Endülüs’e gelip Sevilla’yı başkent yapmışlar ve 1248 yılına kadar Endülüs’te Muvahhidler hüküm sürmüş.





Ancak 11. yüzyılda Leon, Navarra, Katalonya, Aragon, Kastilya gibi Hristiyan krallıklar, Mağribileri Endülüs’ten atmak için güneye doğru ilerlemişler. 1085’te Toledo’nun düşmesiyle savaş dinsel boyutunu iyice belli etmiş. 1232’de Granada Nasri Sultanlığı’nın başkenti olmuş ancak Mağribililerin birleşmesi  fayda etmemiş ve Katolik Birliği Mağribi emirliklerini topraklarından etmeye başlamış; Hristiyanlar güneye indikçe Mağribiler Granada’ya çekilmişler. 1492 yılı hem Arapların hem Yahudilerin sonu olmuş. İspanyol ulus devletin temelleri, Kastilyalı I.İsabel ile Aragonlu II.Fernando’nun evlenip Müslümanlara savaş açmasıyla atılmış. Kafayı Müslümanlara takan I.İsabel, İspanya’da son Müslüman öldürülünceye kadar yıkanmama sözüyle tarihe Kirli İsabel olarak geçmiş. Ama dediğini de yapmış; on yıl süren savaştan sonra 1492’de Mağribiler yenilmiş, mallarına el koyulan Yahudiler ülkeden kovulmuş, Müslümanlar ya din değiştirmeye ya da göçmeye zorlanmış. Böylece İspanya’da engizisyon dönemi başlamış. Aynı dönemde I İsabel’in desteğiyle Kristof Kolomb uzak diyarların zenginliğini İspanya’ya taşımak amacıyla denizler aşırı seferlere çıkmış ve bir dönemin kapanmasına yeni bir dönemin açılmasına neden olmuş.  16 yüzyılda uzak diyarların altınları İspanya’ya akmış, böylece I Carlos ve oğlu II Felipe, Protestanlığa ve Müslümanlara karşı savaşı da finanse edebilmiş. 1600’ler gerek keşiflerle gelen zenginliklerle gerekse El Greco, Valezquez gibi ressamlar, Cervantes, Lope de Vega, Calderon de la Berca gibi yazarın canlandırdığı kültür hayatıyla tüm İspanya’da bir altın çağ yaşanmış. Ancak bu dönemin ardından İspanya İmparatorluğu’nun parıltıları solmaya başlamış; 30 Yıl Savaşlarından sonra Vestfalya Anlaşması ile Hollanda İspanya’dan bağımsızlığını almış ve  Hollanda dünya sahnesine ciddi bir ticari güç olarak çıkmış. Bu arada İngiltere ve Fransa’da İspanya’yı zorlamaya başlamış. İspanya’yı merkezileşmiş bir ülke haline getiren İspanyol Veraset Savaşları Bourbonların zaferiyle sonuçlanmış. Artık Endülüs’ün kaderi İspanya ile birlikte izlenir olmuş. Bundan sonra monarşi, cumhuriyet, Franco faşizmi derken bugüne ulaşılmış.

Biz atlattığı  ekonomik krizlere rağmen bugün Akdeniz hayatını kendince müreffeh bir tarzda sürdüren İspanya’nın en önemli turistik merkezlerinden Endülüs’ü gezmeye başlayalım.

İstanbul’dan THY’nin Malaga’ya uçuşu var. Ben Endülüs denince akla gelen üç şehiri, Cordoba, Granada ve Sevilla’yı gezdim. Malaga Havaalanı’ndan bu üç şehre de otobüs kalkıyor. Her bir şehir için Malaga Havaalanı’ndan o şehre giden otobüsü esas alarak gezmeye başlayacağım. Daha uygun fiyatlı uçak biletleri ile Madrid’e uçup oradan güneye otobüs, tren veya araba kiralayarak dolaşmanın da  şeçenekler arasında olduğunu belirtmeliyim.

Yazımıza Yahya Kemal’in  bir Flamenko dansçısının kıvraklığını esas alarak Endülüs’e güzelleme yaptığı müthiş şiiri Endülüs’te Raks ile başladık. O şiirin ilk mısrası yazımızın yol göstericisi oldu; Zil, şal ve gül… O zaman gezimize başlayalım, bakalım neresi zil, neresi şal ve neresi gül…

Tarihi, coğrafyası, ekonomisi ile Endülüs’ü tanıtmaya çalıştığım bu yazıdan sonra Endülüs’ün en önemli şehirlerini Cordoba Gezi Rehberi, Sevilla Gezi Rehberi, Granada Gezi Rehberi ve Malaga’ya bağlı sevimli kasabası Ronda Gezi Rehberi yazılarımız ile detaylı gezebiliriz. 

2 thoughts on “Endülüs Gezi Rehberi – Zil, Şal ve Gül

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz