Cordoba Gezi Rehberi – Zil Şal ve Gül-I

Bugün 350.000 nüfusuyla orta ölçek bir şehir olan Cordoba, bir zamanlar Avrupa’nın parlayan yıldızı, kültür merkezi ve halifelik başkentiydi. Bunların yanında Cordoba başka bir nedenden dolayı da hep aklımdadır… Faşizm kurbanı Granadalı büyük şair Lorca’nın en sevdiğim şiirlerinden,  ‘Atlı’ şiirde, … bilirim de yolları, varamam Cordoba’ya, der… Cordoba belki de Lorca için bir kurtuluş yeriydi, varamadı… Ben yolları bilmiyordum ama Cordoba’ya vardım. Ve o muhteşem geçmişten geriye kalan izlerle büyülendim.

Cordoba’ya Malaga Havaalanı’ndan kalkan otobüslerle gidebilirsiniz. Ben otobüsü beklerken ve Cordoba tarihinden bahsederken size, Zülfü Livaneli bestesinde Atlı’yı,  Lorca’nın endişelerini flemenko coşkusu ile harmanlayan Onur Akın yorumuyla dinleteyim…

Tabii Cordoba’ya Lorca’dan ve benden çok önce gelenler olmuş. Neanderthal yaşam izleri MÖ 42.000’lere kadar gidiyor. MÖ 8 yüzyılda Avrupa’daki ilk yerleşim olduğu düşünülen efsanevi Tartessos dönemine ait izler olduğu savunuluyor ama tarihsel olarak ilk yerleşim Kartacalılar zamanında, Guadalquivir Nehri kıyısında olmuş ve Hannibal’in babası Kartacalı komutan Hamilcar Barca buraya Kart-Juba’dan türetilen Kartuba demiş. Juba’nın şehri anlamına gelen şehir, Juba isimli Numidyalı bir komutana atfedilmiş. MÖ 206’da Romalılar burayı fethedince buraya Corduba demiş. MÖ 169’da Romalı konsül Claudius Marcellus burada bir Latin kolonisi kurmuş. MÖ 141’de Cordoba, Viriatus tarafından kuşatılmış. Daha sonra MÖ 45’te Sezar tarafından yağmalanan şehir, üç Roma İmparatorluğu eyaletinden biri olan Hispania Baetica’nın başkenti olmuş. Bir zaman Vizigotların hakimiyetine giren şehir 711 yılında Emeviler tarafından alınmış.

Emevi düzeniyle yönetilen Cordoba, 716’da Şam Halifeliği’ne bağlı eyaletin başkenti, 766’da da bağımsız Emevi Emirliği’nin başkenti ve nihayet halifelik merkezi olmuş. Emir Abdullah ölünce 912 yılında Emevi Emirliği’nin başına geçen III.Abdurrahman 929 yılında halifeliğini ilan etmiş, böylece Emevi Halifeliği dönemi başlamış. III Abdurrahman zamanında, İspanya krallıkları ile savaşılmış ve  Emevilerin zaferiyle bu krallıklar vergiye bağlanmış. Kuzey Afrika’da Fatimi Devletini kurarak Endülüs’te Şiiliğin yayılmasını engelleyen III. Abdurrahman’ın ölümünden sonra halifeliğe II. Hakem geçmiş. 1000’lerde Cordoba, 500.000 nüfusuyla dünyanın kültür, ekonomi, sanat ve siyasi merkeziymiş; bu dönemde Müslümanlar, Yahudiler, Hristiyanlar hep birlikte bu kültür ve sanat ortamını geliştirmişler. Büyük Cordoba Camiisi’nin yapımı da bu döneme denk gelmekteymiş. Ancak yöneticilerin değişimiyle durum da değişmiş; mesela Vezir Al-Mansur 1002’de felsefe üzerine olan çoğu kitabı yakmış. Al Mansur’un 1002’de öldürülmesi Cordoba’nın da sonu olmuş.

Daha sonra kifayetsiz yönetimlerle şehir 1031’den itibaren önemini yitirmiş. İspanya’da Müslümanları İberya’dan çıkarmak adına yürütülen Reconquista (Yeniden Fetih) hareketleri sırasında, 1236’da Kral Ferdinand III tarafından şehir Mağribilerden alınmış. Cordoba Camiisinin içine bu dönemde bir katedral yapılmış. Cordoba rönesansla birlikte önemini tamamen yitirmiş.

Ortaçağ’ın parıldayan bu şehri, o dönemde yapılan şaheserlerin rüzgarını arkasına alıp bugünün turizm cazibe merkezi olmuş.  Malaga Havaalanı’ndan doğrudan Cordoba’ya gidilebiliyor. Ancak Havaalanından Cordoba’ya günde sadece bir otobüs var, saat 16.05’te ve ücreti 15 Euro…Eğer uçağınız bu saatten çok önce Malaga’ya inmiş ise o zaman  havaalanının çıkışındaki otobüs durağından 3 Euroya, çıkış kapısının solundaki tren istasyonundan  1,80 Euroya Malaga merkezine gidebilirsiniz. Otobüs bileti şoförden alınabiliyor, tren için makineleri kullanacaksınız veya gişeden alacaksınız. Cordoba’ya otobüs bilet bedeli 12,14 Euro, tren bilet bedeli ise  27,50- 4,.60 Euro arasında değişiyor.

Cordoba’da otobüs terminali ve tren istasyonu Plaze de las Tres Culturas’da, yan yana ve şehir merkezine 15- 20 dakika yürüme mesafesinde.  Ben terminale yakın bir otel tercih etmiştim ancak tarihi merkezde eski Cordoba evlerinden dönüştürülmüş bir çok butik otel var.

Cordoba yürüyerek gezilebilecek bir şehir; en önemli noktalar birbirine yakın ve tarihi merkezde. Ama yürümem derseniz size otobüsle ulaşım seçeneğiniz var. Otobüs bedeli bir sefer için 1,30 Euro ve bilet otobüs şoföründen alınabiliyor. Eğer otobüsü çok kullanacaksanız bonobus denen kartı alabilirsiniz, o zaman her sefer 0,72 Euroya gelir. Ayrıca sizi şehrin önemli yerlerine götürecek gezi otobüsleri de mevcut; 1 günlüğü 17, 2 günlüğü 25 Euro… Turistik bir seçenek de Mezquita çevresindeki faytonlar…

Tren istasyonundan (otelimden) Avenida Cervantes caddesi ile tarihi merkeze 15 dakikada yürüdüm.. Bu caddenin bir yanı Jardines de la Victoria, bir yani şehrin modern yüzü; bu yolun sonu da Alcazar de los Reyes Cristanos’a, nam-ı diğer Alcazar Bahçelerine varıyor … Cordoba’yı (hatta tüm Endülüs’ü) gezme planları yaparken aklınızda bulundurmanız gereken bir husus da, çalışma saatleri; genelde ziyaret edilecek yerler  sabah 10.00’da açılıp 14.00 civarı kapanıyor ve sonra 16.00 civarı tekrar açılıyorlar Biz gezimize tarihi şehirden başlayalım. Avenida Cervantes üzerinde ilerlerken birden sol tarafta şehir surları başlıyor ve surların başında da Almodovar Kapısı bulunmakta… İşte o kapıdan girince macera başlıyor. Maceraya yürüyerek gelmek istemezseniz, 02-03-06-12 numaralı otobüsler sizi buraya kadar getirebilir.

Cordoba’yı önce video ile gezmek isterseniz.

MEZQUİTA KATEDRAL- ALCAZAR ve ÇEVRESİ

Mezquita-Santa Iglesi Catedral

Almodovar Kapısı’ndan girdiğinizde Yahudi Mahallesi başlayacak; aşağıya doğru giden her hangi bir yola sapabilirsiniz, hepsi sizi 5 dakika sonra bu muhteşem Camii/Katedral’in önüne getirecek.  Mezquita, Cordoba’nın en büyük cazibe merkezi, sanki şehrin kalbi… Cordoba kendi içinde sevimli, ilginç bir yer ama Mezquita’yı çıkarsanız sanki içi boşalacakmış gibi… Ama Mezquita’da Mezquita yani… Emevi  mimari tarzının şahikalarından olan bu yapı, Ortaçağ İslam dünyasının en nadide, en görkemli, en büyüleyici yapıtlarının başında geliyordur herhalde. Bu Cami, bir zamanlar İber Yarım adasında parlayan İslam uygarlığının bugüne kalan en büyük hazinelerinden. Aslında  Mağribilerin gelmesinden önce aynı yerde Aziz Vincent’e adanmış küçük bir Vizigot kilisenin olduğu söylenmekte…Hatta burayı  bir süre Katolik ve Müslüman cemaat birlikte kullanmışlar. Ama  diğer yarının hakkını satın alan I.Abdurrahman  785 yılında burada büyük bir camii inşaatına girişmiş. Daha sonraki dönemlerde; II.Abdurrahman, II.El Hakem ve El Mansur, camiye muhtelif eklemeler yaptırmış. 1236’da Endülüs Kral III.Ferdinand tarafından alınınca cami içinde bir kilise yapılmış. Daha sonra 1523’de caminin bir kısmı yıkılarak büyük bir katedral yapımına başlanmış. Katedralin İtalyan tarzındaki  kubbesi özellikle göz alıcı. Ancak bu katedralin yapımına izin veren Kral V.Charles,  sonuçtan hiç memnun olmamış ve iddialara göre, alelade bir şey yapmak için eşsiz bir eseri yıkmışsınız, demiş… Biz de son pişmanlık fayda etmez diye hatırlatıyoruz. Ama öykü burada bitmiyor. 2000’lerin başlarında İspanya’daki Müslümanlar buranın ibadete açılmasını istemişler ve bu istek  reddedilmiş. 2013 Nisan’ında ise 118 kişi burada namaz kılmaya kalkmış; buna  da izin verilmemiş.

Mezquita Pazartesi-Cumartesi 10.00-19.00 saatlerinde, Pazar ve tatil günlerinde 08.30-11.30 ile 15.00-19.00 saatlerinde ziyaret edilebiliyor.  Giriş 10 Euro ancak Pazar hariç her gün 08.30-09.30 arası ise giriş  ücretsiz. Eğer erken kalkabiliyorsanız bunu kaçırmayın derim, sadece ücreti açısından değil, şehri gezmek için kazanacağınız zamanı da düşünün.

Cami/Katedral yüksek surlarla çevrili ve bu surlar üzerinde;  batı yüzünde 8 kapı, doğu yüzünde 10 kapı, kuzey tarafında ise 2 kapı bulunmakta. Her bir kapının taç kısmı göz alıcı taş işçilikleriyle süslü. Daha kapılarda insan gözünü alamıyor ince işçiliklerden. Bu kapılardan hepsi açık değil. Puerta de los Deanes, Puerta de Santa Catalina, Puerta del Perdon, Puerta del Cano Gordo açık olan kapılardan. Kapılar içinde Puerta del Perdon, 1377’de Hristiyanların egemenliğinde inşa edilmiş; ana giriş kapısı olarak kabul edilen bu kapıyı  daha çok psikoposla, soylular kullanırmış, Mağribi etkisindeki mimarisi değişik zamanlarda farklı mimari zevklere göre şekil almış ve bir söylentiye göre tövbekarların günahları burada affedilirmiş; hazır gitmişken belki işe yarar, aklınızda bulunsun. Puerta de San Esteban kapısı ise daha önce burada bulunan Vizigot kilisesinin duvarına yapılmış. Ana kapılardan girdiğinizde kendinizi portakal ağaçları arasında buluyorsunuz; ismiyle müsemma, burası Patio de los Naranjos.

Binanın içine girdiğinizde ise, dünyanın belki de başka benzeri olmayan granit sütunlar ormanı size karşılayacak. Çoğu Vizigot ve Roma binalarından alınma 856 adet sütun, sizi mistik bir dünyaya taşıyacak.  Sütun ve kemerlerin kırmızı beyaz şeritli süslemeleri göz alıcı. Bunlar bile kendi başına görsel bir şölen ancak bu şölene kapılıp kaçırmamanız gereken bölümlerden biri II.El Hakem’in yaptırdığı mihrap; yaldızlı süslemelere sahip mihrap, Kuran’dan ayetlerle bezenmiş.  Ayrıca yapı içinde altın, gümüş, bakır, fil dişi, jasper taşı, mermer ile süslenmiş çeşitli şapeller mevcut; batı cephesinde 9 şapel ve Aziz Vincet’e adanmış bir bölüm, doğu cephesinde 10 şapel, güney cephesinde 4 şapel ve mihrap, kuzey cephesinde 10 şapel bulunmakta…Bu şapellerden Capilla de Villavicicosa, Camideki ilk Hristiyan şapeliymiş ve 1371 yılında Müslüman ustalar tarafından yapılmış.

Mezquita’nin bir başka dikkati çeken yeri ise  93 metre yüksekliğindeki çan kulesi, Torre del Alminar… Endülüs’ün ilk halifesi III.Abdurrahman tarafından 951’de eski ve daha küçük bir kulenin yerine yapılan bu minarenin iniş ve çıkışları için iki ayrı merdiven bulunmakta. Üst üste bindirilmiş iki farklı alandaki kare tabanlı yapının üstü, kubbeyle tamamlanmış.

Minare, 1593’de elden geçirilmiş.; eski kulenin bir kısmı yıkılmış ve çan kulesi eklenmiş. Alt bölüm Gaspar de la Pena tarafından Rönesans tarzında yeniden düzenlenmiş, eski minarenin yıkılan bölümlerine daha süslü bir bölüm Hernan Ruiz III tarafından yapılmış, onun üzerine Sebastian Vidal ve Juan Sequero de Matilla tarafından çan kulesi eklenmiş ve kubbe yine Gaspar de la Pena tarafından gerçekleştirilmiş.

Kuleye çıkılabiliyor, tabii  34 kat ve  2 terasa dayanabilirseniz . Ve ayrıca 2 €’da ödemeniz gerekiyor.  Minare, 09.30-13.30 ve 16.00-18.30 saatleri arasında yarım saatlik sürelerle ziyarete açık.

Mezquita ve Torre del Alminar, insanı çarpan, büyüleyen ve düşündüren bir yer… Müslüman bir toplumun bireyi olarak, buradan büyülenmiş ama içim buruk ayrılıyorum. Buraya, hakkıyla gezebilmek için, en az bir saat ayırmanız gerekir. Gerçi böyle muhteşem bir eserden sonra ne görseniz etkisi az olacak. Ama oturmaya mı geldik buraya; daha gezilecek çok yer var…

Alcazar de los Reyes Cristianos

Alkazar Bahçelerini çevreleyen surları,  Mezquita’nın (yukarıdan geliş yönüne göre) hemen sağ yanında görebilirsiniz. Almodovar Kapısı’ndan içeri girmeyip surlar boyunca 5 dakika yürürseniz de Alkazar Bahçelerinin kapısına varabilirsiniz. Ama otobüsle gelmek isterseniz 02-06-09 numaralı otobüsler buraya geliyor.

Hristiyan Monarşisi’nin Kalesi olarak çevrilebilecek yer, Guadalquivir Nehri ile Katedral arasında kalıyor. Buradaki kale,  I.Isabel ve  II.Ferdinand’ın ana ikametgahıymış. Aslında önceden burada bir Vizigot kalesi bulunmaktaymış, Emevilerin bölgeye gelişinden sonra kale genişletilmiş ama 1328’de XI Alfonso tarafından Alcazar bugünkü haliyle yeniden yapılmış. Alcazar, 1931’den beri UNESCO’nun Dünya Mirasları Listesinde yer almakta. Alcazar, Salı-Cuma 08.30-20.45, Cumartesi 08.30-16.30, Pazar 08.30-14.30 arası ziyaret edilebilir, ücret 4.50 Euro., Perşembeleri saat 18.00’den sonra ücretsiz. Alcazar-Museo Julio Romero-Banos Alcazar Califal-Museo Taurino’yu birlikte gezmenize olanak veren kombine bilet ise 10 Euro.

Kale surlarında   saat kulesi olarak da kullanılan La Torre del Homenaje, La Torre de los Leones (Aslanlı Kule), La Torre de la Inquisicition (Engizisyon Kulesi) ve La Torre de la Paloma (Güvercin Kulesi) olmak üzere dört kule var. Mekanın iç yapısında ise muhtelif salonlar var. Salon de los Mosaicos, mozaikleriyle özellikle dikkat çekici. Patio Morisco (Mağribi avlusu), Patio de las Mujeres (kadınlar avlusu), sala de recepciones (kabul salonu) diğer iç mekan yerleri. Tabii bir de sansasyonel bir mekan, Banos Reales de Dona Leonor var; burası 1328’de XI. Alfonso tarafından metresi Leonor de Guzman için yaptırılmış.

Ama en önemlisi eski orman alanı üzerine yaptırılan 55.000 m2’lik Alcazar Bahçeleri. Havuzlar, fıskiyeler, heykellerle süslü bu bahçenin ortasında Isabel ile Ferdinand’ın Kolomb’a git dünyayı keşfet, diye izin verirken tasvir eden büyük bir heykeli var. Alcazar Bahçeleri Endülüs genelinde, Cordoba özelinde meşhur olan avlu süsleme geleneğinin en nadide örneklerinden. Hoş, burası bile bana çok anlamlı gelmedi. Bir sürü alakasız bitki… Ama Endülüs gezileri sırasında diğer ünlü avluları gördükten sonra buranın hakkını teslim etmek lazım.

Cabellerizas Reales

Alcazar Bahçelerinin hemen yanında yer alan Kraliyet Ahırları, çeşitli at gösterilerinin düzenlendiği bir yer. Bu tür gösterileri başka yerlerde görmüştüm ama tonlarca ağırlıktaki hayvanları bir balerin narinliğiyle dansettirmeye çalışmaları pek de hoşuma gitmedi, o nedenle Cordoba’da gitmedim. Aslında burası tarihi bir alan; 1570 yılında II.Felipe’nin kararıyla at yetiştiriciliği için kurulan bir yer. İsterseniz kendi ismiyle anılan cadde üzerindeki bu yeri Salı- Cumartesi 10.00-13.30, 17.00-20.00, Pazar ve Pazartesi 10.00-13.30 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz, giriş ücretsiz ama atların dansını görmek isterseniz  ücreti 15 Euro… Öte yandan Cabellerizas Reales’e gitmenize gerek de kalmayabilir, çünkü şansınız varsa, bir meydanda dinlenirken birden bire görkemli bir at ve geleneksel giysileri içinde seyisi karşınıza çıkabilir ve bir iki numara yapabilir. Sanırım bana Cabellerizas Reales’in  reklam çalışması denk geldi…

Banos del Alcazar Califal

Amodovar Kapısının biraz aşağısında, Plaza Campo Santo de los Martires’de, Alcazar Bahçelerinin karşısnda olan Banos de Alcazar Califal, 10 yüzyılda Halife II.El Hakem tarafından yaptırılmış. O dönemde Cordoba’da 600 civarında hamam olduğu söylenmekte. Halife Hamamı olarak isimlendirilebilecek bu hamamlar, Roma Hamamları sisteminde soğuk, ılık, sıcak kısımlardan oluşuyormuş. Mermer sütunlarla desteklenen kemerli girişlerden oluşan odalar, dönemin hamamları hakkında bilgi veriyor. Hamamın üç ana bölümü var; 10 yüzyılda yapılan Halifa Hamamı, 11 yüzyılda Taifa dönemine ait kabul odaları ve 12 yüzyıla ait  Muvahhid  Hamamı… Burası Salı-Cuma 08.30-20.45, Cumartesi 08.30-16.30, Pazar 08.30-14.30 arası gezilebilir, Pazartesi kapalı, giriş 2.50 Euro ama Perşembeleri saat 18.00 sonrası ücretsiz.

Puerte del Puente y Triunfo de San Rafael

Eski Cordoba’yı  çevreleyen Roma surları üzerinde 7 kapı varmış; bu kapılardan kalan biri Puerta de Almodovar, diğeri ise Puerta del Puente ve Puerta de Sevilla. Bunlardan Puerta del Puente yıkıntı haline dönüşmüş. Katedralin güney yüzüne denk gelen bu alanın durumunu düzeltmek için 1571’de şehrin yöneticisi tarafından burada bir zafer takı yapılmasına karar verilmiş ve buna eski kapının adıyla Köprü Kapısı denmiş. Ancak maddi ve teknik sorunlardan dolayı inşaata 1576’ya kadar başlanamamış. Bu alan önceden Hospital de los Apestados arazisiymiş ve yapım sırasında buradan Hastanenin mezarlığından olduğu düşünülen insan kemikleri çıkarılmış. 1912’den itibaren Köprü Kapısı’nın yapımı hızlandırılmış. 2000’lerin başında ise Köprü restorasyon görmüş. Bu zafer takı şeklindeki Kapının hemen yanında Şehrin koruycu azizi San Rafael’e atfedilmiş bir anıt bulunmakta. 1736’da yapımına başlanılan Anıtın tamamlanması 1972’leri bulmuş.

Bu alan  Katedral, San Rafael Anıtı, Puerte del Puente, Roma Köprüsü ve karşıda Callahorra Kulesi ile gezginlerin kayıtsız kalamayacağı bir alan. Ayrıca şehir gezi otobüslerinin kalkış noktası da burası. Ayrıca alanın sağ köşesinde bir turizm danışma ofisi de bulunmakta.

Torre de la Calahorra

Muvahhidler döneminden kalan bu kule şehrin en eski savunma yapısıymış. Roma Köprüsü’nün diğer kıyısında yer alan bu Kule, aslında çift olarak yapılmış, 1369’da II.Henry tarafından bir üçüncü kule eklenmiş. Calahorra, Arapça bağımsız kale anlamındaki qal’at al-hurriya’dan geliyormuş. Unesco tarafından Dünya Miras Listesine alınan Kule bugün Endülüs geçmişini yansıtan bir müzeye ev sahipliği yapmakta. Endülüs’te yaşayan üç semai dine ait insanların gündelik hayatta kullandıkları bazı eşyaların yanında esas olarak Endülüs hayatını sergileyen canlandırmalar dikkat çekici.. Namaz kılanlar, hareminde hoşça vakit geçirenler, hamamda masaj yaptıranlar minik kuklalarla canlandırılmış. Kule her gün 10.00-20.30 arası ziyarete açık ve giriş 4,5 Euro.

Alcazar Bahçelerine gitmeden, karşı taraftaki parkın içinde çok sevimli bir heykel var; Aşıklar Anıtı… Birbirine dokunan iki elden oluşuyor. Yalnız bir gezgin olarak bende gezmek de bir aşktır, deyip haritalarıma sarılıyorum.

PUERTA  de ALMODOVAR ve ESKİ ŞEHİR

Daha önce geldiğimiz Puerta de Almodovar’dan bu sefer eski şehri gezmek için gireceğiz. Dediğim gibi buradaki yollar bizi Katedral’e götürüyor ama yol üstünde görmeden geçemeyeceğimiz bir çok yer var. Romalılar döneminde yapılan bu surlar üzerinde yedi kapı varmış ancak günümüze sadece Almodovar kapısı tam haliyle ulaşabilmiş. 1236’da şehrin Hristiyanlarca ele geçirilmesinin ardından komutan Almodovar adı bu kapıya verilmiş.

Kapının hemen yanında  heykeltraş Amadeo Ruiz Olmos tarafından yapılmış felsefeci Lucio Anneo Seneca’nın heykeli bulunmakta. Surlara paralel olarak La Muralla yolunu takip ederseniz bu sefer Aristo’nun düşünce sistemini İslamla kaynaştırmaya çalışan İbn-i Rüşt’ün heykeline ulaşırsınız.. İkisi de Cordobalı olan, biri İsa’dan önce doğmuş Romalı olarak anılan bir felsefeci, biri Müslüman bir düşünür, doğdukları topraklarda kaynaşmışlar yüzyıllar sonra…. Puerta de Almodovar’ın devamındaki Roma surları şehir gezinizin muhtelif yerlerinde karşınıza çıkabilir. Bu surlar MÖ 206’da Romalılar şehri aldıktan sonra yapılmış ve günümüzde de UNESCO Dünya Mirası Listesine alınmış. 2650 metre uzunluğundaki surlar şehri tamamen  çevrelemekteymiş. Daha sonra şehrin genişlemesi için  surların güney ucu yıkılmış.  Bu surlar şehrin belirli yerlerinde karşımıza çıkıyor, ben gördüğüm önemli kısımları yazıya aldım. Ama bazıları yolda yürürken karşınıza çıkacak ve önünden yürüyüp gideceksiniz, Alforos Caddesindeki ortaçağ yapısı Rincon Kulesi gibi, ya da Portillo’daki 14 yüzyılda açılmış Corvache Kapısı gibi… Surların, Marrubial ve Cairuan denilen kısımları, eski şehrin etrafını çevreleyen bölümler oluyor. Ama en önemli kısmı eski şehrin turistik girişi de olan Almodovar Kapısı ve çevresi.

Almodovar Kapısı’ndan girip hemen soldaki Calle Judios’a sapınca Yahudi Mahallesine de girmiş oluyorsunuz. Cordoba’da Romalılar döneminde Yahudi nüfusu artmış, Vizigotlar döneminde yaşanan zorluklar İslam hakimiyetinde sona ermiş ama şehrin daha kuzeyinde yerleştirilmişler, sonra Hristiyan dönemi Yahudilerin Cordoba ve tüm Endülüs’te sonları olmuş ve 1492’de Osmanlı Devletine sığınmışlar. Bu bölge birbirine açılan daracık sokakları, beyaz boyalı evleri, serin avluları ile saatlerce dolaşabileceğiniz, kaybolabileceğiniz bir bölge. Aceleniz yoksa kaybolmaktan da çekinmeyin, sonuçta tüm yollar Katedrale çıkıyor bir şekilde. Şimdi bu bölgedeki gezimize başlayalım. Bu alanda bir çok müze var, bunların bir kısmı turistik, pek de önemli olmayan yerler. Ben gezdiklerimi anlattım, gezemediklerime değindim. Bu arada Sinagog, restorasyon geçirdiği için kapalıydı, burası göremediğim yerlerden oldu.

Casa Andulusi

Ortaçağ Endülüs evleri nasıl olur görmek isterseniz, bu müze-eve göz atmanız da fayda var. Burayı biraz da turist kapanı olarak görmüştüm ama 10 yüzyılda kağıt üretiminin safhalarını görmek için bile görmeye değer. Birbirine geçen odalarda bir çok dönem eşyası bulunmakta. Ayrıca paradan, heykele bir çok görülecek obje de var. Alt katta ise orijinal mozaik döşemeyi görmemezlik etmeyin. Tabii Endülüs özelliği, evin yaşam alanının açıldığı avlu burada da var.  Her gün 10.00-20.00 arası açık ve giriş 4 Euro. Hemen yanındaki Museo de la Alquimia- Al Iksir ile beraber gezmek isterseniz  8 Euro. Ama Al İksir, bir simya müzesi ve bana ilginç gelmedi, o nedenle girmedim. Anladığım kadarıyla Andulusi ve Al Iksir aynı kişiye ait özel müzeler ve yanlış hatırlamıyorsam, sahibi olan kadın, İstanbul’da Al-İksir isimli bir sergi düzenlemişti.

Casa de Sefarad

Casa Andulusi ve Al-Iksir’i karşısında bulunan Casa de Sefarad,  İberya’daki Yahudilerin hayatını konu alan özel bir ev-müze. Sefarad denen bu topluluğa ait eşyaların sergilendiği bu yer 14 yüzyıldan kalma. Sinagog’un karşısında yer alan bu ev, Sinagog’a bir tünelle bağlanıyormuş. Sefaradların geleneklerine yönelik müzik aletleri, dini ritüellerde kullanılan eşyalar, seramik eşyalar yanında Jose Luis Munoz’nun Yahudi, Müslüman ve Hristiyan kadınlarına atfettiği resimler görülebilir. Müze de ayrıca engizisyon dönemi ile ilgili bir bölüm ve Cordoba’nın en ünlü Yahudi filozof ve yazarlarını çıkaran Maimonides ailesine ayrılmış bir oda bulunmakta. Müze görevlisi, Yahudileri 1492’de Müslümanlar kurtardı gibi bir söz söyledi; Osmanlı hoşgörüsüne başkalarının ortak edilmesi çok içime sinmedi ama ne diyeyim… Yine de ilginç bir müze… Eğer vaktiniz varsa, Casa de Sefarad her gün 10.00-19.00 arası açık ve ücreti 4 Euro.

Capilla Mudejar de San Bartolome

1390-1410 yıllarına dayanan Mağribi tarzda yapılmış küçük bir şapel olan bu yapı daha çok cenaze törenleri için kullanılırmış. Plaza del Cardenal Salazar Meydanında  Calle Avereos’da bulunan bu şapelin süslemeleri göz alıcı. Biri şapel biri avlu olmak üzere iki bölümden oluşan bu dikdörtgen yapı, 9×5 metre boyutlarında. Avlu girişi nispeten sade işlemelere sahipken şapel  zikzak çizgiler, yaprak ve çiçek motifleriyle süslenmiş. Kardinal Salazar Hastanesinin bir bölümü olarak yapılan ve  19 yüzyılda restorasyon geçiren şapel, hala barok-mağribi özelliklerini korumakta. Eski şehirde yer alan bu şapele mutlaka uğrayın; Pazartesi-Cumartesi 10.30-13.30, 15.30-18.30, Pazar 10.30-13.30 arası açık ve giriş 1.50 Euro.

Galeria de la Inquisicion

Avrupa’da 13-19 yüzyıllar arasında engizisyon sürecinde uygulanan işkenceler sırasında kullanılan aletlerin sergilendiği bu müze, işin açığı, bana biraz uyduruk geldi. Bu süreçte insanları konuşturmak için kullanılan vahşi yöntemler, çivili sandıklar, demir mengelerle anlatılmış.  Özellikle Hristiyan olmayanları akıllarınca din yoluna döndürmek için kullanılan yöntemler kan donduruyor. Bu aletler replika olabilir, ondan emin olamadım, en azından ben öyle olduğunu düşünmek isterim. 15 yüzyılda bir yahudinin boynuna inen kocaman bir baltanın o kadar yakınında olmak beni tedirgin ederdi yoksa…Gerçi tarihin gerçeği, bu dönemde binlerce masum insan engizisyon mahkemelerinin kurbanı olmuş. Engizisyon mahkemeleri Kral Ferdinand II ve Isabella tarafından 1478’de kurulmuş, amaç ise Katolik olmayanları doğru yola yöneltmek.  1492’den sonra Yahudi ve Müslümanlara ya Katolik ol ya  da İspanyayı terket denmiş, ikisini de yapmayanlara da gelsin çivili yataklar… Devirler değişmiş ama ‘ya sev ya terket’ anlayışı hiç değişmemiş…Ama engizisyon, monarşi gücü olarak epey sürdükten sonra 1834’te kaldırılmış. İşin tuhafı bu Müze, Manriquez’de, tam Yahudi Mahallesinin ortasında yer alıyor; bu da tarihin intikamı olsa gerek. Uzun bir koridor ve beş odadan oluşan bu müze, her gün 10.30-20.00 arasında açık, giriş 3 Euro.

Museo Taurino

Eski şehir içinde Plaza de Maimonides’te yer alan bu Müze, Cordoba’daki  boğa güreşlerine ve matadorlara adanmış. Ünlü matadorların resimleri, heykelleri, kıyafetleri, boğa güreşinde kullanılan aletler yanında güreşlerde öldürülen boğalara ithafen onların kafaları da yer alıyor müzede… Ama ben bu heybetli hayvanların nasıl gafil avlanıp öldürüldüklerini burada anladım. O matadorlar öyle payetli pullu elbiseler gidiyorlar ki boğalar da bir an mat kalıyorlar herhalde, hop n’oluyoruz diyerek; işte o an, boğaların kader anı oluyor bence. Ama tabii bazen de matadorlar bu kanlı mücadeleyi hayatlarıyla ödüyorlar; bunlardan biri de efsanevi matador Manolete, kendisi de Müze de yerini almış durumda. 1931 yılında açılan Müze  Salı-Cuma 8.30-20.45, Cumartesi 8.30-16.30, Pazar 08.30-14.30 arasında ziyaret edilebilir, Pazartesileri kapalı, giriş 4 Euro, Perşembeleri 18.00’den sonra giriş ücretsiz.

Zoco Municipal

16 yüzyıldan kalma Mağribi özelliklerini taşıyan bir malikane 1954 yılında Belediye Başkanı Antonio Cruz Conde tarafından küçük el sanatları atölyelerinden oluşan bir esnaf mahallesine dönüştürülmüş. Museo Taurino’nun hemen arkasında olan bu alışveriş mekanında özellikle gümüş ve seramik dükkanlarına göz atın. 10-25 Euro arasında gayet makul gümüş objeler bulabilirsiniz. Ayrıca müze diye ev ev dolaşmaktansa hem geleneksel bir ev ziyaret edip hem de alışveriş yapma imkanı bulabilirsiniz.  Burası her gün 10.00-20.00 arasında açık ve giriş elbette ücretsiz.

Museo Bellas Artes

1862 yılında kurulan Müze, şehrin en eski müzelerinden; en güzellerinden de demek isterdim ama bence zamanınız kalırsa ziyaret edin. Benim resim sanatı hakkında karar verecek bir durumum yok ama diğer şehirlerdeki Güzel Sanatlar Müzelerinin içeriği yanında burası oldukça mütevazı kalıyor.  Ağırlıklı olarak Endülüs barok resmi hakkında bilgi almak isterseniz, buraya uğrayın. Müze Plaza del Porto’da, Salı-Cuma 09.00-21.00, Cumartesi 09.00-15.00 arası ziyaret edilebilir, Pazartesi kapalı, giriş ücreti 1,5 Euro.

Museo Julio Romero de Torres

Burası Cordobalı ressam Julio Romero de Torres adına 1931 yılında açılan bir müze. Bu Müze’de Plaza del Porto’da, Museo Bellas Artes ile yan yana.  Müze’de  Sanatçının artistik gelişiminin aşamalarını izleyebileceğiniz eserleri mevcut. Resimlerine Cordoba hayatını da yansıtan Ressam, ağırlıklı olarak sembolizmden esinlenmiş.  Müzede ayrıca Sanatçıya ait eşyalar da gösterilmekte. Aslında nasıl olsa bu alana geleceksiniz, gelmişken mutlaka uğrayın derim, her rengin karanlık tarafını tuvaline yansıtmış; Julio Romerode Torres resimlerinin bende bıraktığı izlenim bu. Müze Salı-Cuma 08.30-20.45, Cumartesi 08.30-16.30, Pazar 08.30-14.30 arası açık, Pazartesi kapalı, giriş 4.50 Euro, ancak Perşembeleri saat 18.00’den sonra ücretsiz.

Museo Arqueologico

Arkeoloji Müzesi bir çok defa yer değiştirdikten sonra nihayet 1960 yılından itibaren  Palacio de Paez de Castillejo’da sergilenmeye başlamış. 1540 civarında Rönesans havasında yapılan binanın sekiz odasında, Endülüs’ün geçmişine ait objeler sergilenmekte. Binaya 2011 yılında eklemeler yapılmış. Müzede Roma döneme ait heykeller, mozaik panolar , Vizigotlardan kalan objeler sergilenmekte, üst katta ise Mağribi dönemine ait eserler görülebilir. Roma dönemi anfi tiyatro kalıntısı da diğer bir görülecek bölüm. Ama belki de en önemlisi, Mağribi yerleşim yeri Medina Alazaha’da  bulunan  bronz geyik heykeli. Yine de  bu Müzeden çok şey beklemeyin, geçmişe ait objeler tadımlık kıvamında ama öyle aman aman bir tat da kalmıyor geriye; bu kadar köklü bir bölgenin geçmişini yansıtabilen bir müze değil. Bina kendi başına daha ilginç bence. Yine de gideyim derseniz Salı-Cumartesi 09.00-21.00, Pazar 09.00-15.00 arasında gidebilirsiniz, Pazartesi kapalı, giriş 1,5 Euro.

Posada del Potro

Yine  Plaza del Porto’da  bulunan bu açık hava müzesi, Museo Bellas Artes’in karşısında. Burası Flamenko kültürünün tanıtıldığı Centro Flamenco Fosforito’ya ev sahipliği yapan bir yer. 15 yüzyıla ait bu yapı, şarkıcı Antonio Fernandez Fosforito anısına saygı niteliğinde bir müze… Ancak eskiden burası şehrin geneleviymiş. Genelev kapatıldıktan sonra, 19 yüzyıl ortalarından itibaren mahallenin ahırı olarak kullanılmış. Hatta ahırlar ve odacıklar orijinal hallerinde korunmuşlar. Buradan Cervantes bile etkillenmiş; Don Kişot romanında Posada del Potro’da geçen kısımlar bulunmakta, o kadar ilginç bir yer, hayali kahramanlar bile uğramadan edememiş. Daha sonra burası müze olarak kullanılmaya başlamış. Odalarda Flamenko ile ilgili çeşitli görseller mevcut. Fosforito’nun özel eşyaları, Flamenko ile ilgili metinler, resimler, müzik aletleri yanında diğer ünlü Flamenko sanatçılarıyla ilgili bilgi ve belgeler de burada yer almakta. Burası Salı-Cuma 08.30-20.45, Cumartesi 08.30-16.30, Pazar 08.30-14.30 arası ziyaret edilebilir, Pazartesileri kapalı, giriş ücretsiz.

Casa del Guadameci Omeya (Casa Ramon Garcia Romero)

Tarihi merkeze çok yakın olan  Plaza Agrupacion de Cofradias’da bulunan bu müze, artist Ramon Garcia Romero’nun deri işlemeciliği ile ilgili eserlerini kapsamakta. Emevi mirası deri işlemeciliği sanatı günümüze taşıyan örnekleri görebileceğiniz bu özel müze, aynı zamanda satış yeri. Emevi esintili eserlerin, seramik desenli deri işlemeciliğinin ve hayat ağacı yorumunun dikkat çektiği bu sergi, Pazartesi-Cumartesi 10.30-14.00, 16.30-20.00 , Pazar 10.30-14.00 arası ziyaret edilebilir, giriş  ücretsiz.

Casa de las Cabezas (Patios de Leyenda)

Ortaçağ’da yaşayan soylu ailelerin evine konuk olmak isterseniz bu Müze tam aradığınız yer. Eski şehirde Calle Cabezas’da yer alan bu malikane dört kısım ve dört avludan oluşuyor.  Evin yaşam alanları, mutfaktan yatak odasına, dönemin havasını yansıtıyor, kilerde ise ahır eşyaları ve havuz mevcut. Meğer 1700’lere kadar kadınlar yer sedirlerinde otururken erkekler sandalyede otururmuş, bunu hanımların dinlenme odasında öğreniyoruz. Evin açıldığı yer ise 7 kemerli daracık bir sokak. Acı bir öyküsü var; 10 yüzyılda Gonzalo Gustioz isimli bir soylunun yedi oğlu varmış ve bu oğullardan biri amcasının eşinin kuzenini düelloda öldürmüş. Yenge hanım intikam için kocasından bir şey istemiş, bir mektup yazılacak ve bu mektubu dönemin en güçlü adamlarından Cordoba’nın valisi konumundaki Almanzor’a Gonzalo Gustioz gönderilecekmiş. Mektupta da  bu mektubu getirenin öldürülmesi isteniyormuş. Neyse Gonzalo Gustioz mektubu Almanzor’a götürmüş ama mektup arapça olduğu için Gonzalo okuyamamış,  ama Almanzor yine de Gonzalo Gustioz’u öldürmemiş, bu eve hapis etmiş. Bu arada intikamcı amca yedi çocuğu hapsettirmiş ve sonra kafalarını kestirip Cordoba’ya  göndermiş. Kesik başlar işte Gonzalo Gustioz’un hapsedildiği bu evin yedi kemerine asılmış. Gomzalo Gustioz’da her gün oğullarının kesik başlarına baka baka hapiste kalmaya devam etmiş. Kıssadan hisse, kötüler her zaman kazanır mı oluyor, bu hikayede…Neyse bu olaydan dolayı buradaki kemerli daracık sokağa,  Kafalar Yolu’da deniyor.

Hala bu malikaneyi gezmek isterseniz her gün 10.00-21.00 arasında 5 Euro ödeyerek gezebilirsiniz. Buranın yakında bir de Casa Arabe  (Arap Evi) var ama zaten yeterince ev gördüm, adeta kabul gününe gelmiş gibi oldum, velhasıl bu müze-eve gitmedim ama  gitmek isterseniz Samuel Santos’da, Cumartesi ve Pazar kapalı, diğer günler 10.00-14.00 ile 16.30-20.00 arası açık ve giriş ücretsiz.

Puerta Romano

Puerta Romano, Guadalquivir Nehri üzerinde daha önce anlattığımız Puerta del Puente ile Torre de la Calahora arasını bağlayan en eski köprü. 1 yüzyılda Romalılar tarafından yapılan bu köprü, 8 yüzyılda Mağribiler tarafından yenilenmiş. Son halinde 16 kemeri olan köprü, 247 metre uzunluğunda, 9 metre eninde. Daha sonra da restorasyonlar geçiren köprünün sadece 14 ve 15 nci kemerleri orijinalmış. Burası 20 yüzyılın ortalarında San Rafael Köprüsü yapılana kadar Guadalquivir üzerindeki tek köprüymüş. Özellikle karşı kıyıdan şehir manzarasını seyretmek için mutlaka ziyaret edilmeli, özellikle geceleri görüntü harika oluyor. Köprüyü geçerken Guadalquivir Nehri üzerindeki Mağribi döneminden kalma değirmenlere de göz atmayı ihmal etmeyin. Köprü üzerinden görünenlerle birlikte toplam 11 tane değirmen bulunmaktaymış, bunların bazıları restore edilmiş ; mesela bunlardan biri Botanik Bahçesinde Paleobotanik Müzesi olarak düzenlenmiş; ne yazık ki bu müzeye ve bahçeye gidemedim.

Bu arada eski şehir sokaklarında dolaşırken bazı binalar dikkatinizi çekecektir. Bunlardan biri bir mescid, 1944’te eski şehrin ortasında açılmış. 1703 yapımı  Hospital del Cardenal Salazar, günümüzde Felsefe Fakültesi olarak hizmet veriyor ama yapı mutlaka gözünüze çarpacaktır. Katedralin hemen yanında olduğu için dikkatinizi çekmeyebilir ama Piskoposluk Sarayı, Diocesan Müzesine ev sahipliği yapmakta, ayrıca dış cephesi gayet göz alıcı. Yine eski şehirde Çağdaş Sanat Vakfı var, daha çok sergi için ayrılan bir alan.

DAHA UZAKLAR

Şimdiye kadar eski şehir ve kenarındaki yerleri dolaştık; kiliseler ve avlular hariç… Buraya kadar anlattıklarım neredeyse yan yana  yerler… Eski şehrin daracık sokaklarında kaybolarak dolaşsanız çoğuna zaten rastlayacaksınız. Şimdi eski şehirden biraz uzaklaşacağız.

Roman Mausoleum

Jardines de la Victoia’da yer alan bu  mozole, MS 1 yüzyılda, cumhuriyet dönemine ait bir yapı. 1993 yılında arkeolojik kazılar sırasında  bulunmuş. Silindirik bir sur gibi duran yapı bir ihtimal zengin bir ailenin mezarlığıymış. Burası Almodovar Kapısı’nın biraz yukarısı; orayı anlatırken bahsettiğimiz otobüsleri burası için de kullanabilirsiniz. Victoria Bulvarı üzerindeki Victoria Bahçeleri içinde yer alan bu yapı, aynı zamanda Puerta de Gallagos’un da yanında.

San Basilio ve Puerta de Sevilla

Saray Ahırlarının yanındaki kemerli kapıdan geçtiğimiz zaman San Basilio Mahallesine giriyorsunuz, burası ilk Hristiyan yerleşim yerlerindenmiş. Burada halifelik döneminden kalma su kemerleri ve Puerta Sevilla dikkati çeken yerler. Puerta Sevilla’nın yapılış zamanı tam belirlenememiş, Halifelik döneminde yapılan su kemerlerinin devamı olduğu yönünde bir iddia var. Ama  esas özel olanı, hemen Kapının önündeki , Cordoba doğumlu felsefeci, tarihçi, ilahiyatçı İbn Hazm’ın heykeli. Heykel, kendisinin en önemli eseri olan Güvercinin Gerdanlığı’nı elinde tutarken tasvir edilmiş ve Mateo Ruiz Olmos tarafından yapılmış.

Mahallede bir de San Baslio Kilisesi var ama hiç açık denk gelmedim.  Patio/Avlularda bahsedeceğiz; avlular da görmeye değer. Puerta Sevilla’ya gelmeden önce Kraliyet Ahırlarının hemen yanındaki kemerli kapı ise Torre de Belen; İslam döneminde mi yoksa Hristiyan dönemde mi yapıldığı tam bilinmiyor ama savunma amaçlı yapıldığı konusunda anlaşılmış.

Templo Romano

Korith tarzındaki bu Roma Tapınağı, aslında modern şehrin ortasında ama kalkış noktamız eski şehir olduğundan şehre uzak yerler arasına aldım. İmparator Claudius tarafından 1. yüzyılın ilk yarısında yaptırılan bu tapınağın ayakta kalan sütunları görülebilir ama diğer parçalar Arkeoloji Müzesine taşınmış.

Torre de la Malmuerta

Bir Mağribi yapısının üzerinde 1408’de Kral Henry III tarafından savunma amacıyla yaptırılan bu kule sonradan soylular için hapishane olarak da kullanılmış. Bu sekizgen binanın ismi, ‘Yanlışlıkla Öldürülen Kadın Kulesi’ anlamına geliyormuş ve bir iftira ile zina gerekçesiyle kocası tarafından öldürülen bir kadına atfedilmiş. Dedikodu her yerde, her zaman…

Casa Bailio

Merced Parkının aşağı tarafında, Ramirez de Arellano Sokağında yer alan Cardocho ve Carcamo ailelerine ait bu evler 16 yüzyılda Lora balyosuna geçmiş… İçinde Gran Capitan’ın hayatı ile ilgili duvar resimleri ve bir neo arap oda olan bu yer, şimdi bir otel olarak işletilmekteymiş. Kalmak isterseniz… Ama eski şehre biraz mesafesi var.

Palacio De Viana

Gomez Suarez de Villaseca Markizliğinin malikanesi olan bu yapı, Ortaçağ’dan rönesansa, oradan yakın çağımıza tanık etmiş bir ev. 1980’de bu malikane bir bankaya satılmış, bugün ise mülkiyeti Fundacion Cajasur’a ait. Malikane 1492 yılında Villaseca Lordları tarafından yaptırılmış ve o günden beri 18 defa el değiştirmiş. En son 1871-1980 arasında Markiz Viana ailesine ait olan malikane, bugün ailenin eşyalarının sergilendiği bir müzeye ev sahipliği yapıyor. Ana girişte 4 yüzyıla ait bir Roma mozaiği sizi karşılayacak. Aşağıda İmza Odası ve Tobias Odası bulunmakta; çeşitli ressamların eserleri yanında 17-19 yüzyıllarda kullanılan bazı eşyalar da burada sergilenmekte.  Yukarı katta misafir odaları var; bunlardan biri siyah seramiklerle kaplı olduğu için Kara Oda denilen yer, artık orada hangi misafirleri yatırıyorlarsa… Yukarıdaki katlar 18-19 yüzyıl dönem eşyalarıyla döşenmiş. Sonra Markiz’in özel bölümlerine geçiliyor. Yemek odasında 15 yüzyıldan kalma Mağribi halısı göz dolduruyor. Kral 13 Alfonso, Viana’ların yakın dostuymuş, odadan bunu hissediyorsunuz. Çay odası, yatak odası, yaşam odası göreceğiniz yerlerden. Ama Goya odasındaki goblenler belki de Malikanenin en  göz alıcı noktası; Goya’dan esinlenen işlemeler burada yer almakta. Diğer odalarda da goblen sergisi devam ediyor. Kütüphanede ise Don Kişot’un çeşitli dönem baskıları mevcut. Ayrıca deri ve seramik eserlere de ayrı odalar ayrılmış.

Ama buranın esas süksesi avluları. Malikanenin 1 bahçe ve 12 avludan oluşan açık alanı var. Zaten Malikane 6500 m2’den oluşuyormuş ve bunun yarısı bağ bahçe…Giriş avlusundan sonra Ortaçağ’dan kalma Kediler Avlusuna, daha sonra değişik dönemlerin zevkine göre yeşillendirilmiş diğer avlulara geçiliyor. Bu avlulardan en yenisi 1980’de yapılan Sütunlu Avlu… Avlular arasında bir de şapel bulunuyor.

Cordoba bir avlular şehri… Avlulara göz atacağız ama burası, göreceğiniz en iddialı avlulu malikane. Ama girebilmek için uğraşmanız gerekecek. Burası Salı-Cumartesi 10.00-19.00, Pazar 10.00-15.00 arası açık, Pazartesileri ise kapalı.

Sadece avluları görmek isterseniz sorun yok, 5 Euro verip gezebilirsiniz, hatta Çarşambaları 14.00-17.00 arası ücretsiz. Ama malikaneyi de gezmek isterseniz  toplam 8 Euro vereceksiniz, o da tamam ama bir de her seferinde değişen tur saatlerini yakalamanız gerekiyor. Malikane turlarla gezilebiliyor, fotoğraf çekmek de yasak. Ancak ben ne zaman gitsem, ifadesiz bir gülümsemeyle turumuz  maalesef doldu, deyip beni püskürttüler. Israrım sonucunda en sonunda gezebildim; değdi mi, Cordoba’da bir malikane gezecekseniz, o da burası olmalı bence. Burası Plaza de Don Gome’de, eski şehir merkezine çok uzak olmamakla beraber, bazıları için zorlayıcı bir yürüyüş olabilir; o nedenle bulunduğunuz yere göre buraya 01, 02, 12 hatlı otobüslerle gelebilirsiniz.

Palacio de la Merced

Cordoba’daki barok mimarisinin en önemli temsilcisi olan bu bina, aslında 1245’lerde Aziz Eulalia Kilisesi’nin parçasıymış, sonra La Merced Calzada Manastırı kapsamına alınmış, 1745-1760 arasında değişikler geçirmiş, 1850’lerde hastane olarak kullanılmış, 1960’lardan itibaren de eyalet idari binası olmuş. Ancak 18 yüzyılda son halini alan Kilise kısmı ziyaret edilebiliyor. Manastırın 14 yüzyıldan kalma İsa tasvirleri dikkat çekici. Ayrıca yeni çağı başlatan kişilerden Christopher Columbus, Kral Ferdinand ve Kraliçe Isabel tarafından kabul edilmeyi bu manastırda beklemiş. Burası Plaza de Colon’da, Jardines de la Merced karşısı; Pazartesi-Cuma 08.00-15.00 arası ziyaret edilebiliyor, Cumartesi, Pazar kapalı, giriş ücretsiz. Buraya 09, 10, E, T otobüsleriyle gelebilirsiniz.

Sotos Albanis

Guadalquivir Nehri’nin San Rafael Köprüsü kısmında oluşan kısım, şehrin kıyısındaki doğal bir park, bir tabiata dönüş yeri. Aslında vaktiniz varsa Miraflores Köprüsünden karşıya geçip nehir kıyısı boyunca yürüyerek San Rafael Köprüsü’ne gelmek, hem Cordoba’nın doğasını tanımanıza hem de karşıdan şehrin muazzam manzarasına tanık olmanıza yarar; çok fazla dükkan yok, artık o manzaraya eşlik edecek içecek-yiyecek ne istiyorsanız,  yanınıza almanızda fayda var.

Medina Azahara

Burası III. Abdurrahman tarafından 936-940 yıllarında yapımına başlanmış bir Ortaçağ saray-şehri… Şehirde yaşam alanları yanında idari yapılar, kabul salonları, cami, hamam, bahçeler, iş yerleri mevcutmuş, şimdi ise bunlardan geriye kalanlar…Burası Ortadoğu’daki halifelere  denk olduğunu göstermek üzere Endülüs halifesinin güç gösterisi için yapılmış bir yermiş. Bir başka rivayete göre ise,  aslında güç gösterisi falan değil, Halifenin sevgili eşi Zehra’ya olan aşk gösterisi için yapılmış olduğu yönünde… Halife’nin oğlu El-Hakem’in 976’da ölümünden sonra kullanılmayan saray  1010 yılındaki savaştan sonra da harabeye dönmüş ve taşları başka yerlerde kullanılmış.

Burası Cordoba’ya 5 km mesafede bir yer. Ama birbirine çok yakın Paseo de la Victoria ile Paseo de la Veteria’dan her gün Medina Azahara’ya otobüs kalkıyor. Biletleri turizm danışma ofislerinden alıyorsunuz, otobüste bilet satılmıyor. Otobüs aslında 9 Euro ancak 3 Euro da işlem bedeli alındı benden, Bu noktada bileti aldığınız tura dikkat edin; benimki OWAY turu idi ama sadece bilet sattılar, diğer turlar size refakat edip rehberlik  yapıyorlardı. Önce ana durağa gidiliyor, orada Madina Azahara Müzesi var; bölgedeki kazılarda çıkarılan eşyaların bir kısmı burada sergilenmekte…

Burada 1,5 Euro ödeyip kazı alanının olduğu esas şehire gidiyorsunuz. Şehir de sadece kalıntılar var, fazlasıyla hayal gücünüzü kullanmanız gerekecek. Belki işlemeli kemerli kapı size Halife  III Abdurrahman ve sevgili eşi Zehra’nın aşkını fısıldar, kim bilir… Ama taşların söylediklerine fazla kaptırmayın kendinizi çünkü geldiğiniz otobüs ile dönmek zorundasınız, kaçırırsanız taksi ile dönüyorsunuz. Şehir merkezinden dört otobüs kalkıyor: 10.15’te kalkan otobüs 13.20’de dönüyor, 10.30’da kalkan otobüs 13.45’te dönüyor, 11.00’de kalkan otobüs 14.15’te dönüyor, 17.15’te kalkan otobüs 20.15’te dönüyor. Medina Azahara Salı-Cumartesi 09.00-21.00, Pazartesi 09.00-15.00 arası açık, Pazartesi kapalı.

Cordoba’da nehir boyunca çocuklar için gelişmiş bir lunapark olan Ciudad de los Ninos,  Botanik Bahçesi, Hayvanat Bahçesi ve 1965 yılında yapılan Boğa Güreş Arenası bulunmakta. Benim hem zamanım hem hevesim olmadığı için buralara gitmedim; bu yerler şehrin içinde ama eski şehir merkezine mesafesi olan yerler. Ayrıca zamanınız varsa şehir dışında olan Las Ermitas ve Almodovar Kalesi’ne de gidebilirsiniz. Las Ermitas, 17 yüzyılda bazı rahiplerin kendilerini Tanrıya adamak için inzivaya çekildiği bir yermiş, 13 hücreden oluşuyormuş ve şehir merkezine 10 km mesafedeymiş. Almodovar Kalesi ise,  şehir merkezine 22 km mesafede Romalılardan kalma  bir yermiş. Buralara şehirden düzenlenen turlar yok, özel bir tur ayarlamanız gerekecek. Ben hiç kalkışmadım bile…

AVLULAR, MEYDANLAR, PARKLAR

Cordoba avlularıyla ünlü demiştik, hatta bu konuda bir de festivalleri var; her sene mayıs ayının ilk yarısında avlular yarışıyor. Bu dönemde gerek tek tek haneler ya da bir kaç katlı binalar bu yarışmaya katılıp bahçe, avlu süslemeleriyle er meydanına çıkıyorlar…

Yarışmalarda en iddialı bölgeler  Alcazar Viejo-San Basilio arası…Ama Santa Marina, San Lorenzo Kilisesi ve Magdelena Kilisesi çevresi de bu konuda iddialı… Tabii Yahudi Mahallesinde ara sokaklarda da bu konuda güzel örnekler var. Dünya Miras Listesine giren bu festivali kaçırırsanız bile, yıl boyunca avlusunu renkli tutan bir sürü yer var. Bunların başında da Palacio de Viana geliyor. Ayrıca Las Capuchinas, Circulo de la Amistad, San Pedro Real, Palacio de Orive, Zoco Municipal gibi yerler bu şenliği yıl boyunca yaşıyor. Şehrin sokaklarında dolaşırken, örneğin San Basilio gibi,  Casa de Bailio gibi, birden karşınıza çıkıyor bu sokak çiçeklendirmeleri…

Ama dert değil; hiç biri Alcazar Bahçeleri ve Viana Malikanesinin avluları kadar görkemli değil… Şimdi önemli meydanları dolaşalım; çünkü Cordoba biraz da meydan yaşantısı demek;  iki sokak kazara kesişmesin, hemen bir alan kuruluyor, kafeler, barlar açılıyor, insanlar geliyor, oluyor sana bir meydan…İşte onlardan gezdiklerim gördüklerim burada…

Calleja de las Flores

Katedralden Calle Valesquez Bosco sokağına girdiğinizde yol sizi küçük bir alana götürecek; işte burası Çiçekler Sokağı… Küçük bir havuzun süslediği bu ünlü alan , duvarlara asılı saksılardan sarkan çiçeklerle süslenmiş. Bence ünü abartılmış; bizim herhangi bir Ege kasabamızda evler bundan daha çok çiçekle donatılmıştır, eminim. Ama Cordoba’nın avlu süsleme geleneğine iyi bir örnek…

Plaza-Palacio de Orive

Palacio Villalones olarak da bilinen bu malikane 1560 yılında yapılmış olup Plaza Orive’de bulunmakta… Bu malikane, Cordoba Kültür Merkezi olarak kullanılmaktaymış. Bu meydan da avlu süslemelerinde iddialı olan bir yer.

Plaza de la Corredera

1683-1687 yılları arasında tamamlanan bu Alan, şehrin yakın tarihine tanıklık etmiş bir yer; boğa güreşlerinden, engizisyon infazlarına kadar…Ancak alanın yapımı sırasında güney tarafındaki iki yapı değişiklikleri kabul etmemiş ve onlar oldukları gibi kalmışlar; biri Dona Jacinta’nın evi diğeri ise 1586 yılı yapımı Yargıç Evi ve hapishane… Şimdi ise kemerli sütunların üstünde yükselen üç katlı  ve balkonlu binayla çevrelenmiş alan kafe ve barlarıyla turistik bir merkez olmuş. Burası her sabah kurulan pazarıyla da ilgi çeken bir yer. Ayrıca her yıl ocak ayında Ortaçağ pazarı bu alanda kuruluyormuş.

Plaza de Tendillas

Günümüzdeki havasını 1920’lerde kazanan bu alan modern şehrin ana meydanı. Yahudi Mahallesi ile modern şehir merkezini bağlayan bu  meydanın tam ortasında El Grand Capitan’ın heykeli bulunmakta…Ayrıca meydandaki saatin melodisi gitar ustası Juanito Serrano tarafından yapılmış. Her yıl noel kutlamalarının ana yeri bu meydanmış. Meydan çevresindeki trafiğe kapalı sokaklar ise Cordobalıların yaşam alanı haline dönmüş. Özellikle yayaların kullanımında olan Jose Cruz Conde Sokağı, ortaçağ havasından sıkılanların günümüze dönüp vakit geçirebileceği bir yer…

Real Circulo de la Amistad

Plaza de las Tendillas civarında, Calle Alfonso XIII üzerinde bulunan  ve eski bir manastırın üstüne inşa edilen yapı, şu an hem idari, hem eğitim hem de resepsiyon yeri işlevi görmekteymiş. Sanat ve Edebiyat Lisesiyle yanyana olan bu binanın içine girmedim, sadece dışardan gördüm İç salonun neo barok şaşaası ve Julio Romero de Torres resimleri buranın önemli yanıymış.

Plaza del Potro

Burası mutlaka göreceğiniz bir alan, çünkü Güzel Sanatlar Müzesi, Julio Romero de Torres Müzesi ile Posada del Potro burada. Ama alana girdiğinizde ilk olarak ortadaki 1577 yapımı Rönesans tarzındaki havuzu ve fıskiyesindeki tay figürünü göreceksiniz, alana ismini veren de burası… Daha sonra 1924’te Aziz Rafael adına bir anıt sütun yapılmış.

Plaza de los Capuchinos

Burası belki de Cordoba’nın hem en küçük hem de en ilginç alanı. Buraya gelirken (otobüs ya da yürüyerek)  Palacio Viana’ya gelir gibi gelebilirsiniz, birbirine çok yakınlar. Alanın ortasında metal çarmıha gerilmiş İsa figürü, alana dramatik bir hava veriyor ama esas siz o havayı, gece  heykeli çevreleyen fenerler yandığında bir görün…Burası 17 yüzyıldan beri aynı isimle bilinmekte, çünkü burası Fransisyenlerin yerleştiği bir yermiş; Rahip Felix de Granada, 1629 yılında burada Capucin rahipleri için bir yaşam yeri oluşturmak için ev almasıyla başlamış herşey. Bugün alan bembeyaz boyalı binaları ve İsa heykeliyle diğer alanlardan ayrılıyor. Alanda 1596 yapımı Hospital de San Jacinto ve neo klasik iç dekorasyonuyla Iglesia Virgen de los Dolores (Acıların Bakiresi olarak çevrilebilir sanki) görülecek yerlerden.

Plaza Jeronimo Paez

Bu alan Roma zamanının üçüncü en geniş anfitiyatrosuna ev sahipliği yapmaktayken bugün  anfitiyatroyu bünyesinde barındıran Arkeoloji Müzesini bulunduruyor. Alanda  Roma döneminden kalıntılar görülebilir.

Plaza de Tiberias

Yahudi mahallesinde Sinagog’un hemen yanındaki bu meydan Maimonides Anıtı’nın bulunduğu yer. Burası çok turistik bir bölge; bahsettiğimiz Endülüs Evi, Sefarad Evi hep bu alanın çevresinde…

Plaza de Trinidad

Trafiğin sınrılı olduğu bu alanın en önemli unsuru 1236’da yapılan Trinidad Manastır yerine 1705’te inşa edilen Iglesia de San Juan y Todos los Santos (Tercümesi Aziz Juan ve Tüm Aziler Kilisesi olan  yapı Trinidad Kilisesi olarak da biliniyor) ve  bir sanat okulu olarak hizmet veren Palacio de Hornachuelos.

Calleja del Panuela

Mezquita’nın hemen yanında bulunan  bu yolcuk, İspanya’nın, belki de Avrupa’nın en dar yoluymuş, daha doğrusu bir geçitmiş, bu nedenle Mendil Alanı’da deniyormuş.

Jardin  Victoria

 

Burası şehrin ortasında geniş bir park, devamı otobüs ve tren istasyonuna, bir ucu Almodovar Kapısına varıyor. Şehrin dinlenme alanı. Roman Mauseleo’yu anlatırken, Madina Alzahra otobüsünden bahsederken buraya değinmiştik.  Burada dikkatinizi çekeceğimiz yer ise, bu parkın tam ortasındaki Mercada Victoria isimli alan; burada türlü mutfakların örneklerini tadacağınız lokantalar yanında yiyecek ürünleri satış noktaları da var. Ne yiyeyim diye sıkışırsanız, burası bir seçenek olabilir.

Plaza Colon- Jardines de la Merced

Plaza de Colon’da Palacio Merced’in tam karşısında yer alan bu küçük parkın içindeki minik havuzunun kattığı sevimlilik yanında bir önemi de, içinde küçük bir mescid barındırması. Ayrıca burası gezinizde uğramanızı tavsiye edebileceğim Plaza de Capuccinos  ve Palacio de Viana’ya çok yakın.

Plaza del Cardenal Salazar

Kardinal Salazar Meydanı, Yahudi Mahallesinin kenarında bugün Felsefe Fakültesi olarak hizmet veren yapının ve San Pedro Kilisesinin bulunduğu alan; bu nedenle hem turistlerin hem halkın akın ettiği bir yer. Buranın bir mücevheri de, gezinin ‘mutlaka’larından San Bartolome Şapeli, zaten burası da Felsefe Fakültesinin bir bölümü gibi…Bugün Felsefe Fakültesi olarak kulalnılan bina 1724’te Salazar Hastanesi olarak açılmış. Cordoba baroğunun şahikası olarak tanımlanıyor.

Plaza Compania

San Rafael adına 1736 yapımı bir anıtın bulunduğu alanda bugün tarihi arşiv binası olarak kullanılan  Santo Dominigo de Silos Kilisesi bulunmakta… Burada daha önceden bulunan Cizvit Kilisesi’de Cizvitlerin 1767’de şehirden çıkarılmalarından ardından Santo Dominigo Kilsesine bağlanmış.

Plaza – Jardin Alpargate

Burada 1607 yılında yapımına başlanan Padres de Gracia Kilisesi bulunmakta, ayrıca dikkat çekici bir havuz ve yanında küçük bir SanRafael anıtı da Alanı süsleyen unsurlar. Bu havuzun yapımını finanse etmek için üç boğa güreşi düzenlenmiş; günümüzün söylemiyle havuzun ellerinde üç boğanın kanı var…

Cordoba park ve bahçe açısından çok zengin bir yer… Ben şehir içindeki parkları dinlenmek amacıyla ziyaret ettim. Ama benim gittiklerimden fazlası da var. Salam heykelli Parque de Miraflores, Paseo de Cordoba, içinde Ramon Garcia Romero’nun heykelinin bulunduğu Jardines de la Agricultura bunlardan bir kısmı…

KİLİSELER

Mezquita gibi muhteşem bir örnekten sonra başka kilise görmek istemeyebilirsiniz; gerçi  Katedral kısmı ziyaret edilemiyor ve yapılan tüm değişikliğe rağmen alttan alta oranın cami kimliği kendini hissettiriyor. Yine de Mezquitayı gördükten sonra, hele bir de Capilla de San Bartolome’yi gördüyseniz başka kilise görmek istemeyebilirsiniz. Onun için burası meraklısına yönelik bir bölüm. Ancak Cordoba’da Fernandine Kiliseleri olarak isimlendirilen 12 tane kilise var, ilgilenen olabilir. Fernandine Kilseleri,  1236’da Cordoba’nın Hristiyanlar tarafından alınmasından sonra Kral Fernando III tarafından, çoğunlukla eski camilerin üzerine yaptırılmış, genellikle Romanesk tarzda ama Gothik ve Mağribi etkileri de görülmekte. Bu kiliselerin ön yüzü genelde üç kemerli ve  barok dönemde elden geçirilmiş.

San Pedro Kilisesi

Corredera Meydanı yakınındaki 13.yüzyılda yapılan bu kilise, bugüne kadar bir çok değişiklik geçirmiş, halen sadece iki kapısı orijinalmiş. En büyük değişikliği 16 yüzyılda ana cephesi, 17 yüzyılda tavana eklenen işçiliklerle geçirmiş. Şehitler Şapelindeki sunak özellikle görülmeye değer.

Iglesia de San Nicolas de la Villa

Gran Capitan Bulvarı üzerindeki bu kilisenin yapımına 13 yüzyılda başlanmış 15 yüzyılda Gothik-Mağribi tarzda esas şeklini almış. Tavan işlemeciliği, 16 yüzyıl yapımı Vaftiz Şapeli, Barok havalı ana sunağı yanında eski minarenin üstüne yapılan kulesi özellikle dikkate değer.

San Lorenzo Kilisesi

San Lorenzo Meydanında bulunan bu Kilise, Ortaçağ kiliselerinin en iyi örneği olarak kabul edilmekteymiş. Ancak 13 yüzyılda yapılan bu kilise, bir çok değişiklik de geçirmiş. Ana girişteki üçlü kemerli kapı, en orijinal yeriymiş. Kulesi, eski bir caminin minaresinin üstüne yapılmış ve halen bu eski minarenin bazı kısımları görülebilmekte. Vitrayları, İtalyan-Gothik tarzdaki resimleri, Barok ana sunağı dikkat çekici.

San Andres Kilisesi

San Pablo Kilisesinin yanında bulunan bu kilise, Vizigotlardan kalan bir kilisenin üstüne  13 yüzyılda yapılmış. Kulenin yapımı 16 yüzyıl. Girişteki arma 17 yüzyıl işi ve Piskopos Siuri’ye aitmiş. Kilisedeki sunak ve resimler, buranın önemli eserleri.

Iglesia de San Miguel

Şehrin piyasa yeri Calle Cruz Conde yakınındaki bu 13 yüzyıl kilisesi, Barok eklemeli bir Gothik ortaçağ yapısı. Mermer sunak 18 yüzyılda yapılmış. Vitray süslemeleri, resimleri ve barok heykelleri ilgi çekici.

Iglesia de San Pablo

Capitulares Sokağında, Cordoba Belediye Binasının hemen yanındaki bu etkileyici kilise 13-14 yüzyıllarda yapılmış ama 18 yüzyılda epey bir değişiklik geçirmiş. Kulesi, tüm İspanya’daki en iyi korunmuş üç çan kulesinin içindeymiş. Mağribi tarzdaki tavan işlemeciliği ve sunağı ile Juan de Mesa’nın en önemli eserlerinden, yine bir Acıların Kadını (Nuestra Senora de las Angustias-Our Lady of Sorrows) resmi buranın öne çıkan eserleri.

Iglesia de San Agustin

San Lorenzo Kilisesinin yakınında bulunan bu kilisenin yapımı 1328’e gitse de daha sonra yapılan değişikliklerle tamamen Barok bir havaya bürünmüş. Bu haliyle Cordoba’nın en önemli Barok mimarileri arasında sayılın Kilise, freskolarıyla ünlü.

Iglesia de San Francisco

Bu manastır ve kilise 13 yüzyılda yapılmış ama restorasyonlarla Romantik atmosferi tamamen Barok hale dönüşmüş ama 19 yüzyıldan sonra kilise ilgisizlikte biraz havasını kaybetmiş durumdaymış. Kiliseni Barok tarzdaki  mermer girişinde Aziz III.Fernando’nun bir tasviri bulunmakta.

Iglesia de Santa Marina

Plaza del Conde de Priego’da bulunan ve Cordoba’nın en büyük kiliselerinden sayılan bu Kilise, Aziz Kral III Ferdinand tarafından 13 yüzyılda kurulmuş. Geç Romantik dönem ile Gothik ve Mağribi tarzların bileşimi olan Kiliseye 18 yüzyılda Rönesans tarzında bir kule eklenmiş. Kilise içinde Orozco ailesinin şapeli ve 15 yüzyıl yapımı vaftiz şapeli dikkat çekici. Biraz ihmal edilmiş gibi dursa da dış görünüşü itibariyle belki de Cordoba’daki en etkileyici kilise…

La Magdelena Kilisesi

San Lorenzo yakınlarındaki La Magdelena Meydanındaki bu 13 yüzyıl kilisesi, Cordoba’da inşa edilmiş ilk kiliselerdenmiş ve sonra yapılan kiliselere bir ön model olmuş. Romanesk, Gothik ve Mağribi tarzlarının harmanlandığı kiliseye 17 yüzyılda kule eklenmiş.

Fernandine Kiliselerinden olan Santo Domingo de Silos bugün mevcut değil. Yine bir Fernandine Kilisesi olan San Francisco Kilisesine ise gidemedim ama 1979 yangınında büyük hasar görmüş ve orijinal halinden pek eser kalmamış dendiği için çok da zorlamadım. Bu arada yazıyı mimar, mühendis ismiyle doldurmamak için pek değinmedim ama bu kiliselerdeki barok dönem restorasyonları Hernan Ruiz II yapmış. Hernan Ruiz II  (1514-1569) ve III (1534-1606), Cordoba’dao dönem yapılan binalarda ya da restorasyonlarda isimleri geçen mimarlar.

Fernandine Kiliselerini bitiriken Trinidad Kilisesi olarak da bilinen San Nicolas de la Villa Kilisesine tekrar geri dönüyorum. Burası gerçekten Barok mimarinin mücevherlerinden; insan gözünü ince ince işlenmiş ana ve yan sunaklardan alamıyor. Ama beni etkileyen  Kilise’de tanık olduğum bir tören; Valencia  gezimde müzesini gördüğüm Corpus Günlerine denk geldiğim için tüm Endülüs gezim sırasında sık sık karşılaştığım bir sahne oldu bu. Tütsüler, dumanlar içinde yediden yetmişe her yaştan din adamları, türlü süs ve çiçeklerle donatılmış bir platform üzerine yerleştirilmiş gerek İsa, gerek Meryem heykellerini sokak sokak dolaştırıyorlardı ama bu gezinin başlangıç noktası da bir kilise oluyordu. Cordoba’da rastladığım da bu törenin bir kısmıydı. Gruplar halinde insanlar dura kalka heykelleri taşıyordu; baştaki biri asasıyla vurunca harekete geçen grup içinden biri, aynı anda tütsülüğü de yüzümüze yüzümüze salladığı için boğula aksıra bir süre bende izledim bu töreni.

Daha da ilginci bu törenin bir benzerini ama çok sakil bir benzerini mahalle delikanlılarının yapmasıydı. Onlarınkinde parıltılı heykeller, kadife kumaşlar, çiçekler, bezemeler yoktu, uzunca bir sandukayı sırtlanan başları sarılı (gözleri bağlı) gençler, adım adım ilerleyerek kalaslardan oluşan yüklerini taşıyorlardı. Anladığım kadarıyla, aslında gözleri bağlı olması gerekiyordu çünkü başlarında yol talimatı verdiğini sandığım biri vardı ama çoğu örtüyü alın ve göz arasında bağladıklarından pekala kendileri gidebiliyordu.

Fernandine Kiliseleri yanında Iglesis de Santa Cruz, Iglesia de San Juan, Iglesia de San Ceyatano ve Iglesia de Saint Hipolytus gördüğüm kiliselerden… Ben özellikle 1638 yapımı, Latin haçı şeklindeki, freskolarla süslü San Ceyatano Kilisesini beğendim ama gidin diyemem; yazarken farkettim, bu kadar kilise bir gezi için gereğinden fazla. Ancak 1343 yapımı San Hipolita Kilisesinde krallar Ferdinand IV ve Alfonso XI mezarları bulunmakta, bu da beraberinde bir muhteşemliği getiriyor haliyle. Dedim ya, meraklısına…

GEZİ DIŞINDA NE YAPMALI…

Endülüs gezilerinde genellikle Cordoba’ya daha az zaman ayrılıyor galiba. Ben bütün bu yerleri (Madina Al Zahra hariç) bir buçuk günde gezdim, tahmin edilebileceği üzere yemek içmek için çok zamanım olmadı. Öğünleri geçiştirmek isterseniz ‘İberian Ham’ denilen buraya özgü sucukla yapılan sandviçler işinizi görür ama sucuklar domuzdan etinden.

Bunun dışında da ara sokaklarda geçiştirmelik seçenekleri (pizzalar, hamburgerler) gözünüze çarpacaktır. Ama İspanya’da bu konuda en güzel seçenek tabii ki tapaslar. Mezquita’ya açılan sokaklarda bu konuda bir sürü seçenek var. Özellikle Katedral’den Plaza Agrupacion de Cofradias’a uzanan sokak, tapascılarla dolu, fiyatlar makul.  Eğer biraz daha lezzet istiyorsanız, Cordoba’nın ünlü lokantalarından Casa Pepe de la Juderia’yı önerebilirim; ben buraların soğuk çorbası gazpacho ile boğa kuyruğu diyebileceğimiz rabo de toro yedim.

Gazpacho gerçekten soğuktu yani, öyle ayran aşı falan değil, mide üşüten cinstendi. Boğa kuyruğu da jelatinli bir et, sevmem ama havaya girer yerim işte; hesap toplam 35 Euro civarındaydı…Asıl tapas konusunda size önerim Lizara… Burası tren-otobüs terminallerine yakın bölgede… Fray Luis de Gran sokağından Gran Capitan Bulvarına doğru yürürseniz buraya geleceksiniz. Ekmek üstüne çeşitli seçkilerle oluşturulan tapaslar tam ağzınıza layık. Küçük ekmekli 1,40, büyük ekmekli 1.90, tabakta 2.50 Euro.. Size başka bir tavsiye… Gözlemlerime göre eski şehir merkezinde, akşam saatlerinde hayat duruyor. Ama Gran Capitan Bulvarının tren ve otobüs istasyonlarının bulunduğu American Bulvarına doğru olan kısmında hayat daha geç saatlere kadar devam ediyor. Burada yerli halkın gittiği bir sürü lokanta, bar, kafe var; turistik tatlardan sıkılırsanız aklınızda bulunsun.

Cordoba’da magnet dışında pek alış veriş yapmadım. Flamenko eşyaları, yelpaze, kastanyetler, elbiseler hatıra seçeneği olabilir. Zoco Municipal’da yerel gümüş ve seramik eşyalar bulunabilir. Ayrıca Puerta Romano’nun öteki tarafında hemen sağda bir iki küçük dükkanda daha ucuz seramik eşya bulabilirsiniz ama çeşit ve kalite düşük.

Özgün ve kaliteli seramik eşyalar almak isterseniz de, Calle Martinez Rücker’deki Blas S’ye gitmeniz gerekecek. Cordoba’da gümüş ve altın takılar da bir hatıralık seçeneği olabilir, bunun içinde Jesus Rescatado Meydanına gitmeniz öneriliyor. Corredera Meydanındaki pazarda özellikle şarküteri alınabilir. Bu konuda Mercado Victoria’ya da bakabilirsiniz. Ayrıca eski şehir sokaklarında çeşitli hediyelik dükkanından istediğiniz hatıra eşyasını bulabilirsiniz. Anlattığımız gibi, yerel deri işçiliği için de Casa Ramon Garcia Romero iyi bir seçenek.

Hediyelik, hatıra eşyalar dışında alış veriş yapmak isterseniz Tendillas Meydanının çevresine gideceksiniz. Bu meydan çevresindeki yerler, özellike trafiğe kapalı Calle Cruz Corde, İspanyol ve Dünya markalarının bulunduğu yerler. Tabii El Corte Ingles bu konuda her zaman baş vurabileceğiniz bir adres; Cordoba’da da Gran Capitan üzerinde, Ronda de los Tejares’te…

 

CORDOBA’DAN AYRILIRKEN

Daha önce yazdığım gibi, Endülüs’ün diğer ana merkezlerine kıyasla Cordoba, daha az dikkati çeken bir yer gibi görünse de, Dünya Mirası Listesi pek öyle düşünmüyor; 1984’te Mezquita, 1994’te Tarihi Eski Şehir, 2012’de Patio Yarışması Dünya Mirası Listesine kabul edilmişler. Ayrıca 2010’da Flamenko, 2013’te Akdeniz Diyeti, tüm İspanya adına Maddi Olmayan İnsanlık Mirası Ödülüne layık görülmüş.

Ayrıca burası Seneca, Abdullah Al Gaysi, İbn Rüşt, İbn Hazm, Ibn Mada, Kurtubi, Maimonides, Abraham Cohen de Herrera, Jacob Cordovero gibi Romalı, Müslüman, Yahudi filozofun doğduğu yer. Buna ek olarak,  yazar Lucan, Juan de Mena, Luis de Gongora; ressam Julio Romero de Torres’in vatanı da burası ve bir çok Flamenko şarkıcısı ve matadorun da…

Cordoba’nın en büyük süksesi Mezquita ama onun dışında da başka yerler var görecek, bunu en iyi afaganlar bastıran uzunluktaki bu yazıdan görebilirsiniz. Peki, buraya ne zaman gelmeli; bence gezi için en iyi zaman Mayıs ayı… Çünkü Mayıs ayı Cordoba’da festival dönemi. İlk iki hafta avlular/patio yarışıyor ve şehir bambaşka renklere bürünüyor muhtemelen.  Mayıs başında Las Cruces de Mayo festivali de yapılıyormuş; bu dönemde de haçların gösterisi yer alıyormuş, her yerde 3 metrelik haçlar görünüyormuş. En son hafta da bir panayır havasında Le Feria de Cordoba düzenleniyormuş; yemek, içecek, flamenko ve bir sürü eğlence, bu dönemde yasak falan yokmuş.  Yasak dedim de, Cordoba özelinde, Endülüs genelinde tam özgürlük ortamı hakim; insanlar baya baya yerlere tükürüyorlar… Ayrıca Cordoba’da Mayısta şarap tadım günleri düzenleniyormuş. Belki gitmek için Temmuz da iyi bir seçenek olabilir çünkü bu ay gitar festivali düzenleniyormuş ve tüm alanlar gitar nameleriyle çınlıyormuş.

Benim aklımda Cordoba, İslam uygarlığının yıldızının yükselip parladığı, o parıltıların bugüne yansıdığı yer olarak kalacak…

 

3 thoughts on “Cordoba Gezi Rehberi – Zil Şal ve Gül-I

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz