Brezilya Gezi Rehberi – Samba Ülkesinde Batıdan Doğuya Seyahat

Karnavalların, sambanın ve kahvenin ülkesi Brezilya, aynı zamanda Güney Amerika’nın en büyük ve kalabalık ülkesi. Nüfusu 200 milyondan fazla, yüz ölçümü 8.511.965 kilometrekare. Dünyanın yüz ölçümü bakımından beşinci, nüfus bakımından sekizinci büyük ülkesi. Ülkede konuşulan resmi dil Portekizce. Ekvador ve Şili dışında tüm Güney Amerika ülkeleri ile komşu. Ülkenin yarısından çoğu deniz seviyesinden 200 metre bile yüksek değil. Peru’da And Dağları’nın doğusundan çıkan dünyanın en geniş ve en çok su taşıyan Amazon Nehri Brezilya ovaları içinde akıyor. İklim her bölgede aynı değil ama genellikle tropikal iklim hakim. Brezilya’nın yarısı ormanlarla kaplı. Orta kısımlarında savanlar, güneyde ve Amazon Havzası’nın bazı yerlerinde otlaklar var. Buralar hayvan çeşitliliği açısından Asya ve Afrika ile mukayese edildiğinde aslan, kaplan, fil gibi büyük memeliler bulunmamakla birlikte maymun ve kuşlar açısından zengin.

Brezilya 26 eyaletten oluşan federal bir cumhuriyet. Dünyada enflasyon oranı en yüksek olan ülkeler arasında.  En büyük kahve üreticisi ve ihracatçısı ülke, aynı zamanda sığır yetiştiriciliğinde de dünyanın önde gelen ülkelerinden. Dünyanın en büyük hidroelektrik santrali de burada.

Bu büyük ülkeyi üç beş günde gezmek mümkün değil. Biz özellikle Amazon Havzası’nı gezmek için gittik. Brezilya rotamız Manaus- Sao Paolo – Salvador De Bahıa – Rio De Janeiro şeklinde. Yoğun ve tempolu bir rota.

Biz Brezilya’ya Bolivya’nın Guayaramerin kasabasında, iki ülke arasında sınır oluşturan nehirden 20 kişilik  bir tekne (kayığın biraz büyüğü) ile  geçtik. 

İnsanlar sorgusuz sualsiz iki kıyı arasında gidip geliyorlar. Bana ilginç gelen ülkeyi terk edecekseniz sınırda bir gümrük olur. Burada öyle değil. Biz Bolivya’yı terk edeceğiz diye Guayaramerin’de kasaba içinde gümrük aradık, sonra nehir kenarına gelip sorgusuz sualsiz karşı kıyıya yani Brezilya’ya geçtik. Burada kıyıya çıkınca bir taksiye atlayıp kasabada “biz Brezilya’ya geldik” diye gümrük aradık, giriş yapmak için.




Bu küçük sınır kasabası gümrüğünde altı kişilik bir Türk Grubu gümrük memurunun dikkatini çekti. Güney Amerika’nın bu bölgesinde insanlar çok yavaş. Bir kişinin check-ini abartısız 30 dakika sürebiliyor. Görevli bırakıyor, içeri gidiyor, on dakika sonra geliyor, bir daha gidiyor… Deliriyorsunuz. Nihayet gümrükten çıkıp, iki taksi arka arkaya Porto Velho yolundayız. 350 km lik bir yolumuz var. Bizim biletimiz R.Branco’dan-Manaus’a, Uçağa yolun yarısından Porto Velho‘dan bineceğiz. Akşam 18.30 dolayında Manaus’da olmayı planlıyoruz.  Sıcak, nemli bir hava, tropikal iklim bu olsa gerek. Etraf yemyeşil, yol boyunca hindistan cevizi ağaçları, kahve kakao tarlaları, palmiyeler arasında  ilerliyoruz.

Her taraf ıslak. Yolda yarım saat bir yemek molası veriyoruz. Country filmlerindeki lokantalara benzeyen bir yerde.

Porto Velho Havaalanı’ndan gece yarısı Manaus’a ulaştık. Manaus Amazon Eyaleti’nin merkezi olup, Rio Negro Nehri kıyısında. Yağmur ormanlarının ortasında olduğundan en önemli Amazon Limanı. Meyve, sebze, kuru yemiş çok bol. Sıcaklık sürekli 30 derece üstünde ve hep bol yağışlı. 1888-1912 yılları arasında lateks ticareti nedeniyle çok önemliymiş.

Ertesi sabah otelin özel limanından teknemize biniyoruz. Bu sıcakta, sarı humma aşısı olmayanlar pantolon ve uzun kollu gömleklerle. Sivrisinekler akşam çıkıyor diye bizi teselli ediyorlar. 

Tekne ile önce bir yerli köyüne gidiyoruz. Amazon yerlilerinin gösterilerini izliyoruz. Daha sonra ormanlık alanda yürüyüş yapacağımız bir koya ulaşıyoruz.

Yüzer çarşıdan isteyen alışveriş yapıyor, bir kıyıda pirana tutmak için kargı veriyorlar ve bir tek Memo tutabiliyor. Balıkçılıkla çok ilgilendiği için… Herkes onun tuttuğu balıkla resim çektiriyor.

Öğle yemeğini teknede yiyoruz. Küçük bir motor ile amazonda timsah arıyoruz ve motorlar duruyor. Kaptan elini atıyor yavru timsahı nehirden alıyor. Daha sonra yavru timsahı geri bırakıyoruz. Artık hava kararmaya başlıyor, sinekler çıkıyor. Ve gece sekiz dolayında salması bozuk her an devrilebilecek motor ile otele dönüyoruz. Bazıları teknede yatıyor. Bunların hepsi turistler için hazırlanmış şovlar. Gerçek amazonları görmek için daha derinlere gitmek gerekir. Bu nehir gemisi sadece Manaus civarını gösteriyor. Kaptan sürekli Manaus çevresinde kesilip yerleşime açılan ormanlık alanları gösteriyor. Kendisi de gösterdiği büyük bir ormanlık alandan yer almış, amazonların yok edilişine tanık oluyoruz.

Manaus içinden geçen Rio Negro, Amazon Nehri’nin bir kolu. Koyu bir renge sahip olan Rio Negro, soluk renkli Amazon ile birleştiğinde, iki nehrin sularının yoğunluk ve sıcaklık farklarından dolayı ortaya iki farklı renkte ilginç bir görüntü çıkıyor. Tekne turunda bunu görebiliyorsunuz.

Ertesi gün iyi bir kahvaltıdan sonra  şehir turu yapıyoruz. Tüm Manaus ’un altını üstüne getiriyoruz.

İlk durağımız Mercado, hayatımda gördüğüm  en büyük  meyve yığınlarını ve çok iri balıkları fotoğraflıyorum. 

Bu arada 2014 dünya kupasının oynandığı bu şehir protesto gösterileri ve seçim çalışmaları nedeniyle çok canlı.

Merkadodan sonra yerli müzesini geziyoruz. Gezilmese de olur.

Bir sonraki durağımız ve 19 .yy da yapılan Teatro Amazonas. Rönesans tarzındaki yapı dünyanın en güzel opera binalarından biri. Zamanında dünyanın en zengin şehirlerinden biri olan Manaus’un o dönemdeki ihtişamını yansıtıyor. Mimari malzemeleri hep Avrupa’dan taşınmış. Küçük bir müzesi de olan bina 32 si Murano camından olan 198 avizeye sahip. Mermerler İtalya’dan, mobilyalar Fransa’dan getirilmiş. Yapımı 15 yıl süren, Amazon Filarmoni Orkestrası’na ev sahipliği yapan bina adeta Manaus ‘un hazinesi ve sembolü.

 

İngilizler Afrika, Malezya, Sri Lanka gibi ülkelere kauçuk ağacı dikerek, kauçuk tekeli elinde bulunan şehrin tekelini kırarak kauçuk fiyatlarını ucuzlatırlar. Fakirleşen şehirde sosyal faaliyetlerde yavaşlar. Teatro Amazon bir süre kapalı kalır, 1950 yıllarında tekrar açılır. Biz gittiğimizde orkestra prova yapıyordu.

Manaus’dan ayrılıyor Cuıaba üzerinden Sao Paolo’ya uçuyoruz. 




Sao Paolo Güney Amerika’nın en kalabalık şehri. Banliyölerle birlikte nüfusu 20 milyonu aşıyor. İnişli çıkışlı (tepeler üzerine kurulmuş) bir şehir. Sanayi, bankacılık ve ticaret şehri. Biz havaalanından hemen otele geçiyoruz. Mercure Sao Paolo Paulista da kalıyoruz. Şehrin en şık semti burası Paulista. Dünyanın en pahalı gayrimenkullerinin olduğu yerlerden biri. Paulista Caddesi civarı çok hareketli. Burada yemek yiyoruz. Fiyatlar ucuz değil. Ama şık ve güzel. Ertesi gün Sao Paolo turuna çıkıyoruz. Şehrin %70‘i iş yeri, %30’u konut. Denizden 800 metre yükseklikte ki Serra do Mar tepeleri üzerine kurulmuş. Gelişmiş bir metro ve tren ağı var.

Kapitalist sistemin büyük metropollerinde sıkça karşılaşılan manzarası burada da var. Sokaklar evsizlerle dolu. Aynı manzara Buenos Aires sokaklarında da vardı. Aylık asgari ücret 300 dolar civarında. Ama kaldığımız yörede evlerin aylık kirası 5000 dolar dolayında. Gelir dağılımındaki eşitsizlik açıkça görülüyor.

Eski şehrin merkezinde neogotik bir yapı olan, içindeki dev sütunlarla karakterize  Sao  Paolo Katedralini geziyoruz.

Ortodoks Katedrali de görülmeye değer.

Eski şehir merkezinin sokaklarında yürüyor bol bol fotoğraf çekiyoruz. Hotel Unique‘nin karpuz şekli dikkatimi çekiyor.

Akşamüstü Gol Havayolları ile Salvador De Bahia‘ya uçuyoruz.  Yaklaşık 2,5 saat sürüyor.

Brezilyanın üçüncü büyük kalabalık şehri. Nüfusun % 80 Afrika kökenli. Sokaklarda beyaz görmek zor.

Şehir 85 -90 metrelik bir yükseklikle, aşağı ve yukarı olmak üzere ikiye ayrılmış. Yukarı şehir veya eski şehir, Portekiz  döneminden kalma.  Salvador De Bahia‘yı çok beğendim. Portekiz koloniyal  mimarisi, rengarenk binaları, resim atölyeleri, sanat merkezleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ile büyüleyici. İdari, dini binalar ve ekonomik durumu iyi olanların konutları burada. Yukarı şehri aşağı şehirle bağlayan 72 metre yüksekliğinde bir asansör var. Brezilyanın ilk asansörü. “Cidade Alta” diye adlandırılan eski/tarihi şehir Rönesans dönemi şehirlerinin Amerikan kültürü ile yoğrulmuş güzel bir örneği. 16.yüzyıldan kalma kamu binaları, 17.-18. yüzyıla ait kiliseler, barok tarzında yapılmış saraylar arasında gezerken kendinizi bir film sahnesinde hissediyorsunuz. 1990 yıllardan beri restorasyon çalışmaları devam ediyor, 1500’e yakın bina restore edilmiş ve bölgede yaşayan sayısı azaltılmış.

Yukarı da bulunan eski tarihi şehir merkezi ile aşağıda bulunan şehir çok farklı. Aşağı şehirde Brezilya ruhuna uygun her gün karnaval havası var, Afrika kökenli gençler gruplar halinde ortalıktalar. Zaten karnavallar şehri diye de anılıyor. 1985 yılında Unesco Dünya Mirasları Listesi’nde yerini almış.

Güvenli bir yer değil. Küçük bakkal tipi marketler demir parmaklıklar arkasından hizmet veriyorlar. Her bütçeye göre lokanta mevcut.

Brezilya’nın en yoksul kesimi kuzeydoğusu. Salvador De Bahia bu bölgede Bahia eyaletinin başkenti olup kuzeydoğu bölgesinin de en gelişmiş yeri.

Burada gezdiğimiz bir müzede gördüğümüz Afrika’dan göç yollarını gösteren bir harita kuzeydoğuda yaşayanların çoğunluğunun Afrika kökenli olmasını açıklıyor. 

Ben bu şehri çok beğendim. Özellikle koruma altındaki eski, tarihi şehir merkezini. Burada Atlas Okyanusu kenarındaki Marazul Hotel de kalıyoruz. Dışarıdan şık ve güzel görünüyor ama orta halli bir yer. Bana İspanya kıyılarını hatırlattı, özellikle Mallorca Adası’nı. Tüm okyanusun kenarı çok katlı otellerle kaplı. Gece gezerken kapkaç olaylarına karşı çok dikkatliyiz. Gençler alkol ile çok samimiler, insan ürküyor.

Akşam Atlas Okyanusu kenarında yemek yiyoruz. Fiyatlar mantıklı ve makul. Burası bizim Bodrum gibi bir yer. Öğle yemeklerinde bulduğumuz yerler çok ucuz. Açık büfe bir yerde istediğiniz kadar yiyip kişi başı  8-10 dolar bir para ödüyorsunuz. Yemek kalitesi orta halli. Çok güzel değil ama damağa uygun bir yiyecek rast getirebiliyorsunuz. Kıyı boydan boya otel, lokanta v.b yerler dolu. Yerel dans gösterilerin yapıldığı restoranlar klupler de bulunuyor.

Üç günlük Salvador De Bahia maceramızdan sonra Rio De Janeiro’dayız. Rio, Brezilya’nın başkenti ve ikinci büyük şehri. Nüfusu 6 milyondan fazla. Hemen meşhur Copacabana plajlarına gidiyoruz, uzun kumsallı ile Antalya‘yaya çok benzetiyorum. Ama daha güzel değil. Şehrin içinde kumsallık  bir kıyı şeridi. 4 km uzunlukta. Şezlong kiralayanlar, büfeler ile bir halk plajı. Üstelik güvenli olmadığını da söylüyorlar. Zaten de  denize girecek vaktimiz yok.

1700′ lü yıllardan beri yapılan dünyaca ünlü Rio Karnavalında törenin yapıldığı sambadromu görünce hayal kırıklığı yaşıyorum. Ben tüm o gösteri ve yürüyüşlerin tüm şehirde caddelerde yapıldığını düşünüyordum. Her yıl 400 binden fazla turist çeken karnavalda samba okulları gösterilerini sam-badromda yapıyorlarmış. Sokaklarda düzenlenen sokak partileriymiş.

Favelaları uzaktan fotoğraflıyoruz. Favela, Rio’nun gecekondu mahalleleri. Nüfusun %25’inin yaşadığı bu alanların çoğuna polis bile giremiyormuş. Son yıllarda turistik amaçlı ziyaret edilebilen favelalar olduğu söyleniyor. Bazen bu favelalar arasında çete savaşları çıkıyormuş. Her türlü yasa dışı olayın döndüğü, dağlarda, denize karşı konumlanmış bu alanların manzarası oldukça güzeldir herhalde diye düşünüyorum. Fakirler, zenginlere tepeden bakıyorlar. Favelalarda “Carioca” denilen yerli halk oturuyor. Rio karnavalı gibi, Favelalarda artık şehrin bir sembolü. Kim bilir belki bir gün yolumuz yine Rio’ya düşer bir Favela ziyareti yapabiliriz.

Uzaktan Corcovado Dağı’nı fotoğraflıyoruz. Kurtarıcı İsa Heykeli’nin bulunduğu, 710 metre yüksekliğinde ki bu granit yapılı, Tijuca Ormanı ile kaplı dağa çıkmıyoruz.

Sugar Loaf‘a çıkmaya zamanımız yetmiyor, karşıdan fotoğraflıyoruz. Onun  yerine şehirde biraz daha vakit geçirmek istiyoruz.

Bu arada öğle yemeği vakti geliyor. Şahane bir et yiyoruz. Amazon Bölgesi ve Salvador De Bahia’da yediklerimizden çok daha iyi. Zaten Rio ‘nun sokakları da iç kısım Brezilya’sından farklı.

Yemekten sonra Arco Do Telles civarını geziyoruz. Burası sömürge Brezilyası’nın bir kalıntısı. Dar sokaklarında ki tarihi binalar restoran, antikacı, kitapçı olarak restore edilmiş. Çok hoş mekanlar var.





Son Söz

Güney Amerika’nın yüz ölçümü ve nüfusu ile en büyük ülkesi Brezilya’yı 8-10 günde detaylı gezebilmek zor. Bir daha gider misin diye sorsalar Güney Brezilya’daki Iguaçu  Şelaleleri için giderim. Bu arada iki gün de Rio’da kalmak isterim. Onun dışında tekrar Brezilya; Ancak Peru-Bolivya –Brezilya Amazon Havzasını kapsayan daha geniş ve detaylı bir gezi için olabilir.

NOT :Rio fotoğrafları ve Manaus’ta çekilen Rio Negro-Amazon Nehri birleşiminde renk değişimini  gösteren fotoğraflar internetten alınmıştır.

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz