Filipinler Batad – 2000 Yıllık Pirinç Terasları

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde pirinç tarlaları yer alır mı? Evet…Filipinler Batad’daki pirinç tarlaları, 2000 yıl önce teraslanmış ve hala aynı teraslarda, aynı yöntemlerle pirinç üretiliyormuş. Bunu duyan bizler Türkiye’den kalkıp bu pirinç teraslarını görmeye Batad’a gittik. Batad Banaue’ye 22 km uzaklıkta… Banaue yazımızda Batad ve Sagada için toplam 6000 Peso’ya (rehberlik ve ulaşım dahil) paket tur aldığımızdan bahsetmiştim. Otele bavullarımızı bırakıp saat 9’da Batad’a doğru yola çıkıyoruz. Karadeniz’in köy yolları gibi oldukça virajlı, engebeli yolda ve yeşil doğanın eşliğinde yarım saat süren bir yolculuk sonunda artık arabaların devam edemeyeceği bir noktaya geliyoruz. Batad Köyünden rehberimiz Andru bizi karşılıyor. Andru’nun önerisi ile hediyelik eşya satan küçük dükkandan tahta baton kiralıyor ve muhteşem doğası olan yeşil patika bir yola giriyoruz. Gelenler gidenlerle yol hayli hareketli…  Bir süre yürüdükten sonra seyir terasında ilk pirinç tarlası fotoğraflarımızı çekiyoruz. Yürüdükçe görüş açımız genişliyor ve giderek manzara daha etkileyici hale geliyor…
Arada yerleşim yerlerinin içinden  geçiyoruz ve yolumuzun üzerindeki köy okulunu da görüyoruz.  Okul demişken  Filipinler’de iletişim sorunu olmağını belirtmem gerek.7 den 70’e herkes İngilizce biliyor. Fazla sayıda olmamakla birlikte konaklama yerleri mevcut. 3-4 km yürüdükten sonra hediyelik eşya satışı yapılan ve yemek yeme imkanı bulunan manzaraya hakim yüksek bir yerleşim yerine geliyoruz. Evet meşhur pirinç terasları;  tablo gibi muhteşem bir manzara tam da karşımızda. Mekan aynı zamanda fotoğraf çekmek için çok uygun. Biz de bu ani kaydetmek istiyoruz ve fotoğraf çekmelere doyamıyoruz


Molamız yağmurun başlamasıyla uzuyor, yağmur yağarken bu güzel manzaraya karşı öğlen yemeğimizi yiyoruz.. Ne yediğimizi merak ederseniz, sebzeli pizza ve sebzeli omlet. Henüz Filipin yemeklerini denemeye hazır değilmişiz demek ki.

Karadeniz havası gibi birden yağmur kesiliyor, hatta güneş açıyor. Yağmur diner dinmez batonlarımızı alıp, pirinç tarlalarını yakından görmek üzere yola koyulduk. Macera yeni başlıyor.





Yeniden yerleşim yerlerinin içinden ve horozların arasından geçerek sonunda pirinç teraslarına ulaşıyoruz. 

Andru’yu takip ederek pirinç teraslarını birbirinden ayıran dar duvarlar üzerinde yürüyoruz. Serde yürüyüşçülük olmasına rağmen başta tırstığımı  itiraf ediyorum. Sopadan batonlarımızı kullanarak zamanla dengede durmaya alışıyoruz. Teras geçişleri arasında tırmanıp, iniyoruz. Dar duvarlar üzerinde iki kişinin yan yana durması çok zor. Bu nedenle aynı rota üzerinde dönüş yolunda karşılaşanlar birbirini kibarca bekleyerek yol veriyorlar.




Pirinçlerin hasat dönemi geçmiş, Andru tarlalarda yeni ekim yapılmış pirinçleri gösteriyor ve bizi bilgilendiriyor.


Bu şekilde Tappiyah Şelalesinin coşkulu sesi eşliğinde zorlu yürüyüşümüz sürüyor, ancak şelaleyi bir türlü göremiyoruz. Kavuşmamız için karşımızdaki dağın arka yüzüne geçmemiz gerektiğini söylüyor Andru. Bu arada dönüş yolundaki turistlere şelaleyi soruyoruz, ulaşmak zor ama değer diyorlar. Bu motivasyon ve enerji ile şelaleye varmayı başarıyoruz. Tabii bir de bunun dönüşü var ama  düşünmek için henüz erken, şimdi vuslatin keyfini çıkarmalı. 40 feet yüksekliğindeki şelalenin sesi kendisinden daha mı heybetli ne! 



 

 

 

 

 

 

Şelaleyi görmek çocukça bir enerji veriyor, tehlikeli hareketler ile kaygan taşların üzerinde yürüyerek oldukça yakınına geliyoruz. Andru Türkiyede’ de böyle şelaleler olup olmadığını soruyor, biz de var deyip keyifle sayıyoruz. Bence Türkiye’deki şelalelerin aşağı kalır yanı yok, hatta Kayseri Yahyalı’daki Kapuzbaşı Şelalerinin eşi benzeri yok.











Dönüş kolay geliyor ve yerleşim yerlerinde mola verip, köylülerden alışveriş yapıyoruz. Buradan aldığım, tüm seyahatim boyunca taşıdığım yarım kilo organik pirince kıymetli eşya muamelesi yapıyorum. Neler alınabilir derseniz ağaçtan yapılan el yapımı heykeller ve objeler ile şans kolyesi diyeceğim.Dönüş yolumuzda yine dağlardan süzülen suların yanında yürürken, aşağıda pirinç tarlalarını seyrederken zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.

Tahmin edildiği gibi araçların beklediği yere geldiğimizde bizim aracımızdan başka araç kalmamıştı, Batad’tan en son biz ayrıldık. Neyse virajlı yollarda karanlığa kalmadan dönmeyi başardık.
 
Bu arada bir anımızı paylaşmadan geçemeyeceğim. Şelale’ye gitmeyip arkadaşlarının dönmesini bekleyen İsrail’li ve oldukça sempatik bir  turist, Türk olduğumuzu öğrenince ard arda Türkçe kelimeler sıraladı. Nerede öğrendiniz deyince adını  bizim bile bilmediğimiz Türk dizilerini saydı.
 




2000 yıl önce makine kullanılmadan el ile yapılmış, özel teraslanmış, mühendislik harikası  sulama sistemine sahip muhteşem manzaralı  pirinç tarlalarını görmek, görmekle kalmayıp, üzerinde yürüyüş yapmak keyif  katsayısı oldukça yüksek, yaşamım boyunca unutamayacağım eşşibir deneyimdi. Yazarken de aynı keyfi aldım, umarım sizlere de yansıtabilmişimdir.




 

 

 

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz