Anadolu’yu Gezelim Görelim (Niçin Anadolu’yu Yazmalıyım)

Güzel ülkem Türkiye’nin, özellikle Anadolu’nun bilinen, bilinmeyen gizli cennet köşelerini yazma zamanı geldi.

Yurtdışı gezilerinde çok değişik kültürler, tarih, coğrafya, insan manzaraları ile tanışma fırsatı oluyor. O ülkelerde gezince kendi ülkenizin değerlerini, farklılıklarını, zenginliğini, çeşitliliğini daha açık görebiliyorsunuz. Örneğin Uzakdoğu’ya gidince her ülkede dört mevsim yaşanmadığını, üç mevsim hatta iki mevsim yaşanan ülkeler olduğunu gördüm.  ABD’ye gidince medeniyetin beşiği bölgede , Anadolu’da kurulan uygarlıkların mirası ile yaşamanın ne olduğunu çok daha iyi anladım. Dünya’nın en geniş kolleksiyonuna sahip müzelerinden biri olan Metropoliten Müzesini gezerken Anadolu’dan giden çok sayıda eser bulunurken, Amerikan tarihi bölümünde 18.yy dan mobilyalar görünce ciddi bir hayal kırıklığı yaşadım. Budapeşte’ye  gidince sadece nehir kenarında yaşamak değil mavi sularda, güzel plajlarda denize girmenin ne demek olduğunu, yeşilliği ile Dünya harikası İskoçya’ya gidince, Karadeniz bölgesinin yaylalarının, dağların yeşilin farklılığını anladım. İskoçya’da yoğun yeşil doğa, dağlar ve göller arasında gezerken çok etkilenmiştim. Oysa Karadeniz’de İskoçya’dan çok daha fazlası vardı. Hırçın Karadeniz ve  her köşesinde farklı bir doğa ve tarih var. Bir sabah Zigana’nın tepesinde sisler içerisinde uyanırken, akşam üzeri Sümela Manastırına tırmandık. Atina’ya gidince ülkemizdeki Grek uygarlığı eserlerinin ne kadar çok olduğunu gördüm.
Çocukluğumdan beri yurt dışını görmek, yabancı kültürleri tanımak ateşi ile yaşadım. İlk fırsatta da, yani meslek  sahibi olup kendi maaşımı kazanınca yüksek lisans yapmak için İngiltere’ye gidip orada iki yıl yaşadım. Sonrasında ise her fırsatta yurt dışında değişik yerler görmeye çabaladım. Diğer yandan İngiltere’den yurda dönünce öncelikle ülkemi tanımanın önemini anladım. bu nedenle aslında Devlet Bütçe Uzmanı olarak işim var iken Profesyonel Turist Rehberliği Sınavına girdim,  altı aylık yoğun bir eğitim sonrası   Türkiye’nin tüm turistik yerlerini adım adım dolaştık. Ülkemi yeterince gördüğümü düşünüp tekrar rotamı yurt dışına çevirip fırsat buldukça yurt dışına çıkmaya devam ettim.
 
2015 yılında ise artık gezgin olarak yurtdışında daha uzun süreli ve daha çok yer dolaşma kararı verdim. 2015 yılında Mart ayında Roma ile başlayan gezim sonrası Uzak Doğu, Afrika, Avrupa’da birçok ülke ve şehir gezdim. 2015 yılı Aralık ayında sadece gezmek yetmedi, gezdiklerimi de paylaşmak  amacıyla gezginim gezgin blogunu oluşturdum. Blogumda tüm yazılar son bir yılda gezdiğim yerlere ilişkindir. Daha önceki yıllarda gezdiğim yerleri tam anlamı ile aktaramayacağımı hissettim, eksik noktaları da internet bilgisi ile tamamlamak istemediğim için yazılarımın hep güncel olmasına çabaladım.  Diğer yandan benim gibi gezgin yakın arkadaşlarım da kendi deneyimlerini blogumda paylaşmaya başladılar. Birden çok gezgin olduğumuz için sayfamın kısa dönemde çok sayıda değişik ülkeyi içereceğini ve okuyucular için iyi bir referans kaynağı olacağını düşünüyorum.
 
Bugün geldiğim nokta ise, artık ülkemde az bilinen, farklı tarih, doğa, kültür köşelerini gezmek ve yazmak zamanının geldiği. Dünyada çok yer görünce, yaşanan deneyimler sonrası edinilen  bakış açısı ile Türkiye’nin bir çok anlamda özel bir ülke olduğunu daha iyi anladım.
 
Yirmi üç yıl önce tüm Türkiye’yi dolaşma şeklinde gezmek yerine bu kez öncelikle kendi bölgem Ege Bölgesi’nden başlayarak gezeceğim ve yazacağım. Gezeceğim yerler  büyük şehirler ve bilinen turistik yerlerden çok daha az bilinen küçük yerleşim yerleri, köyler, antik şehirler olacak. Örneğin Çeşme’de gezilecek yerler, gece hayatı, hangi, ünlüler Çeşme sokaklarında, Bodrum Çeşme hangisi daha güzel yazılarını benim sayfamda bulamayacağınız yazılar olacak. Bu yazıları magazin sayfalarında yeterince okuyoruz zaten.
 
Tabi yurt dışı gezilerimiz ve yazılarımız devam edecek, ancak 2016 yılı Ülkemin güzellikleri daha iyi görme yılı olacak  Yeni yazılarda görüşmek üzere.
 
 

Yorumlarınızı Buraya Yazabilirsiniz